31 Temmuz 2020 Cuma

NAL VE MIH



Anı yazmaya reklam arası verdim!  Nal ve mıh’la yola çıkıyorum. Motorlu araçlar trafiğe çıkıp, cadde ve sokakları allak bullak etmeden önce, şehir içi ve kırsal kesimin nakliye ve ulaşım aracı at arabasıydı.

Hani şu, İstanbul Büyük Ada’da, hayvan severlerle, belediyeleri karşı karşıya getiren, çözüm bulunurken; çarşafa dolaşan,  ulaşım ve de nostaljik turizm gezinti vasıtası…

Z kuşağı yeni nesil gençlerimiz, tek ve çift tırnaklı hayvan gurubunun ayaklarına, nal çakıldığını bilir mi bilmez mi, kuşkuluyum.

Malum,  teknoloji çağında, tek ve çift tırnaklı canlıların, trafikte yeri ve yolu yok!

Bizim çocukluğumuz, nalbantların hem nala hem mıha vurduğu, dönemedi.

Onun için makale başlığını, ”Hem nalına hem mıhına (vurmak)” deyimini esas alarak, nal ve mıh koydum.

Adıyla yaşasın!

Görelim mevlam neyler, hangi yoldan, hangi fikir ve düşünceyle bizi  buluşturur cem eder.

İnsanlık tarihi, doğaya benziyor.

Bazen dağ tepe, bazen de düz ova, plato; kıvrım kıvrım vadi!

Kimi dönem ip kadar düzgün, bazı devir çok zikzak viraj.

Çağımızdan asırlar önce yaşayan insanlarla, günümüz insanı arasında; inanç bakımından, gözle görülür fark yok. Özellikle,  nereden geldim, nereye gidiyorum; sorusuna verilen cevapta, kopyala ve yapıştır devam ediyor.

Mesela:

Çok tanrılı uygarlıktaki alışkanlıkların katmerlisi, tek tanrılı semavi dinlerde aynen sürüp gidiyor.

Daha açık mı konuşayım.

Uyarmasanız  da sadede gelecektim.

Bu gün Arife!

Yarın Bayram!

İslam coğrafyasında, insanlık bayram kutlarken, birçok hayvan canından olacak. Oluk oluk kan akacak.

Kurban alanları kan gölüne dönecek. İşin garibi bunların hepsi de ibadet diye Allah adına yapılacak.

Tıpkı çağımızdan 3 ila 5 bin yıl önce, çok tanrılı dine inananların dönemde var olan, ritüeller  günümüzde tekrarlanacak.

Lafı çok uzatmamak adına sadece Urartu uygarlığından tanrılara kesilen kurban ve kurban sayısına kısa birkaç örnek vermek isterim.

-Uratu’lartın Yüce tanrısı olan aldi için her bayram 17 sığır ile 34 koyun kurban edildiği tabletlere kazınmış.

- Fırtına, Rüzgâr, Gök Gürültüsü, Yağmur ve Savaş Tanrısı olan, Teişeba’ya da 8 sığır ile 12 koyun kurban ediliyormuş…

- Güneş Tanrısı Şivini’ye ise 4 sığır ile 8 koyun kurban layık görülmüş.

Elbette her uygarlığın kendine özgü inancı ve de ritüellerinin olması çok doğal!

Yadırganacak bir şey de yok…

Öyleyse lafı eveleyip gevelemeden, sadede gelelim.

Ve Hz Musa, Hz İsa ve de Hz Muhammed Ana rahmine düşmeden önce  var olan âdet - töre niçin bilişim çağında hala uygulanır diye  kendi kendimize soralım.

Bu soruya doğru cevap verdiğimiz gün, yer yıl kurban bayramlarında dizi filmi gibi yaşanan dram ya sona erecek ya da sezon sonu tatiline çıkacaktır.  Sürçü lisan etikse affola! Kurban bayramınız mübarek olsun!



 

 


23 Temmuz 2020 Perşembe

TELLAL


                                                                 

Gelin bugün biz bize, azıcık kaynatalım. Ses frekansımız düşük, kahkahamız sessiz- sedasız, düşünme derinliğimiz sonsuz olsun! İsterdim ki, bugün boynunda davul, elinde tokmak, bir tellal çıkartayım.
İl il, ilçe ilçe, belde belde, köy köy gezsin!.
Sokak sokak dolaşsın.
Ey ahali diye bağırsın!
 Düm tek; düm düm tek, diye davulun böğrüne böğrüne vursun.
Duyduk duymadık, demeyi ihmal etmesin.
Yüzyıllar boyu, dünyanın en büyük kilisesi olma unvanını kimseye kaptırmayan, insanlığın ortak mirası Ayasofya’nın; Cuma günü ibadete açılacağını, dünya âleme, kurda kuşa, börtü böceğe ilan etsin.
 Yerdeki karıncaya, gökte uçan kuşa duyursun…
Sonra aklım başıma geldi!
Ben ne yapıyorum diye kendi kendime birkaç soru sordum. Kilisede namaz kılmak, Kuran’ın hangi ayetinde yazar diye düşündüm.
Ve tellal çıkartma, davul çalma fikrinden vazgeçtim. Sessiz sedasız biz bize konuşalım kaynatalım istedim.  
İyi etmiş miyim? J
Bu Cuma Ayasofya’da namaz eda edenlerin tamamı, hacı olacak; kendilerine adın Cennetinden tapulu köşkler verilecekmiş…
Ayasofya’nın ibadete açılmasından sonra, Mekke’ye Medine’ye gitmeye Arap’lara döviz akıtmaya ihtiyaç da kalmayacakmış.
Bundan böyle Müslümanlar namaz kılarken kıblesini değiştirecek, namaza dururken, Ayasofya’yı esas alacakmış.
Şaka şaka!
Ayasofya denize düşenlerin tutmak için elini uzattığı son yılan.
Bayağı işe yaradı.
Hem dünya kamuoyu hem de Türkiye kaç gündür Denize düşenin sarıldığı yılanla yatıyor, onunla sabaha uyanıyor.
Hayat pahalılığı, enflasyon doludizgin!
 İşsizliğin önü alınamıyor.
Demokrasi sadece lafta!
Yargı bağımsızlığı sizlere ömür!
Baroların canına ot tıkama işlemi tamam.
Anayasanın düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. Maddesi askıda…
Dolar gemiyi azıya almış!
Altın yerinde durmuyor.
Hâsılı her şey pahalı,
Türk lirası pul olmuş!  Ve Türkiye Ayasofya’da kılınacak Cuma namazına kilitlenmiş.
Biliyorsunuz, Ayasofya hakkında onlarca kitap yazılmış. Kilisenin tarihi geçmişinde yaşananlar, içindeki ikonlar ve yer altı dehlizleri, namaz kılanların ne kadar ilgisini çeker? Namaza durunca tavandaki resimlerle mi beraber olur yoksa huzuruna durduğu Allah’la mı hem hal olur, tartışmaya açık.
Lafı çok uzattığımı biliyorum.
Kısa kes aydın havası olsun dediğinizi de duyuyorum.
Şikâyetlerinizi duymama rağmen bir iki cümle daha kurmak isterim. Yıllar önce Tarihçi yazar Ali Narçın’ın yazdığı “Dünya Uygarlıkları Seti”ni altını çizerek, okudum ve inceledim.  
Günümüzden asırlar önce, devlet olmuş imparatorluklar kurmuş, Asur, Aztek, Babil, Eski Mısır, Hitit,  İnka, Maya, Sümer ve Urartu uygarlıklarından; inanç ve düşünce olarak, onlardan çok geride olduğumuzu görüyor ve üzülüyorum.
Yirmi birinci yüzyılda hem Müslüman olmakla övünecek, hem İslam’dan önceki dinleri batıl diye öteleyecek, hem de batıl dediğiniz dini benimseyen; insanların arasında yaşamak için, sinenizi kurşuna siper ederek aralarına katılmak isteyeceksiniz.
Bu ne yaman bir çelişki?  
Dinlemeyenler için “Müjdemi isterim Ayasofya ibadete açıldı” diyen Turgay Yıldız’ın (https://youtu.be/qjLsZdOdPZY) Youtube videsonu önermek isterim. Hem gülecek hem düşüneceksiniz.





19 Temmuz 2020 Pazar

YOL BAĞI


                                                                     
                                                             

Doruk, ateş alır gibi aile ziyaretini tamamladı! İki yıl hiç görmediği anne baba, abla, ağabey ve yakın akrabalarıyla kısa süreli de olsa hasret giderdi. İzin süresi bitmeden birkaç gün önce, eşi ve iki çocuğuyla birlikte görev yerine geri döndü.
Akdeniz bölgesinde hava sıcaklığı, mevsim normalleri üzerindeydi, evini yerleştirip, sıcağa aldırmadan göreve başlayacaktı.
Bunaltıcı hava ortalığı yakıp kavururken, Kıbrıs’ta Başpiskopos Makarios’a karşı; EOKA-B’nin lideri Nikos Sampson tarafından yapılan darbe; Türkiye ve Dünya gündemini değiştirdi
Zaten mevsim normalleri üzerinde seyreden bölge sıcaklığı bir anda kavurucu hale dönüşüverdi.
Türkiye, beklemediği bir anda, sıcak çatışmaya doğru sür’atle yol alıyordu. Devlet, birçok İl’ ve İlçeyi kapsayan, kısmi sıkıyönetim ilan etti.
Hatay, sıkıyönetim ilan edilen iller arasındaydı. TBMM hareketlenmiş, Dışişleri Bakanlığı ayağa kalkmış, diplomasi mekik dokuyordu.
Devlet adamlarının, gecesi gündüzüne karışmış, TSK alarma geçmişti.
Devlet erkânı gecesine gündüzüne katarken, Hassa’nın asil gençleri, Askerlik şubesi önünde kuyruktaydı.
Askerliğini yapan yapmayan, önce Merkez Jandarma Karakoluna müracaat ediyor, sonra Askerlik Şube Başkanlığına dilekçeyle başvurarak, Kıbrıs’a gitme istek ve arzusunu resmileştiriyordu.
Türk milletini, tasada ve kıvançta birlik ve bütünlük içinde görmek; canlı şahit olmak, Doruğun gözlerini yaşartmıştı.
Dönemin iktidarı, karalı davranmış, Kıbrıs Türk’ü Darbecilerin soykırımına maruz kalmadan, Ayşe’yi bir gece ansızın Tatile gönderivermişti.
Askerlik şubesi önüne yığılan asil gençlere de ihtiyaç duyulmadı. Silâhaltındaki Mehmetçikler Kıbrıs’a bir gecede çıktı.
Harekâtın adı barıştı!
Adına yakışan harekât, hem Kıbrıs Rumlarına, hem Kıbrıs Türklerine barış getirdi. O günden bu güne, Kıbrıs’ta barış var. Siyasetçi devreden çıksa, huzurda olacak.
İlçe’de emniyet ve asayiş olabildiğince düzgün! Kaçakçılık ihbarları, yol aramaları olmasa yan gelip yatılacak kadar rahat bir yer Hassa!
Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkmış, bölgede kısmi de olsa savaş rüzgârları esiyorken de, kaçakçılık İhbarları hiç kesilmedi.
Bir sabah, Hatay İl J. Alay Komutanlığından, silsile takiben Merkez J. Karakol Komutanlığına.
“ÇOK GİZLİ” kaşeli mesaj ulaştı.
Doruk, zarfı açtı, Gaziantep plakalı bir araçla kaçakçılık yapılacağı, geçiş saati vs yazılmış. Hemen zile dokundu. Karakol Nöbetçisi gelince (?) kişi kuşansın diye emir verdi.
Kuvveti ikiye ayırdı, iki hizmet kâğıdı yazdı. Birine kendi komuta edecekti, diğerine yardımcısı Eskici…
Ana yola bir biri ardına iki yol bağı attı. İlçe içinde kendi görev aldı. Kendinden kaçarsa 2. devriyenin kucağına düşecekti.
Ana yoldan arama yapılmadan kuşun bile uçmasına izin verilmedi. İşi sıkı tutuğunu düşünüyor gelirse mutlaka yakalanacağından emindi.
Bir ara çok sür’atli gelen bir taksi göründü, Askerin silahı boynunda çapraz asılı eli tetikteydi. Taksi şoförü yol bağını görünce, hızla ilçe içine döndü ve çarşı içine dalıverdi.
Böyle bir kaçışı planlamamıştı Doruk!
Askeri araç olay yerindeydi, palas pandıras atladılar araca düştüler taksinin peşine. Taksi önden, jandarma arkadan heyecanlı bir takip başladı.
İlçe çıkıldı, Tiyek köyünden Amonos Dağlarına doğru amansız kovalamaca başladı. Takip, Amanos’un tepesine, yolun bittiği yere kadar soluk soluğa devam etti.
Yol bittiğinde taksi terk edilmiş, şoför ve yanındakiler kaçmıştı. Önce araba didik didik edildi. Sonra çevre karış karış tarandı. Çalı diplerine kaya kovuklarına, dere yataklarına kadar bakıldı. Yer yarılmış dibine girmişlerdi.
Ne adamlar ne de kaçak herhangi bir emtia bulunamadı.
Kaçakları yakalama umudu yitince, terk edilen taksi düz kontak yapıldı, çalıştırıldı, Doruk taksinin direksiyonuna geçti, geri dönüş başladı.
Tam tepeden aşağı sarkınca, Eskici çıka geldi. İhbar konusu taksinin kaçtığını duyunca, yardıma geliyormuş. Taksinin direksiyonu Doruk’tan aldı, olayın muhasebesini yaparak Karakola döndüler.
Terk edilen taksinin plakası, şase numarası yazılıp sahibin kimliğinin araştırılması için silsile yoluyla yazışma başlatıldı. Yazılan mesajlara kısa sürede cevap geldi. Plaka sahte, şase numarası da trafikte kayıtlı değildi…
Morali çok bozuktu Doruğun…
Bir oyun mu oynanmıştı kendisiyle, yoksa gerçekten kaçak ve kaçakçı taksideydi de o mu elinden kaçırdı? Bu sorunun cevabını hala fluğ…

                                                                                                        …/…


12 Temmuz 2020 Pazar

Şikâyetçiyim!


                  


Saltanat hakka yürüyeli neredeyse asır olmuş
Gidenin gittiği yerden dönüşüne kim şahit olmuş
Sahnede ki oryantal rakipsiz sanki shakira olmuş
Bu işte bir bit yeniği var sorgulasanız savcı bey

Çıktı çivisi cumhuriyetin sıvası dökülüyor
Vatanı canından aziz bilenin canı sıkılıyor
Saz öyle kıvrak ki oryantal figür görünmüyor
Kelepçeli halkalı hâkim savcı olur mu savcı bey

Çarşıya pazara girilmiyor her şey ateş pahası
Değerini kaybeden ucuzlayan tek şey Türk lirası
şman olsa ihanet etmez bu neyin kini yarası
Ataya söz veren o asil gençlik nerede savcı bey


Hayal Denizi
11.08.2020

9 Temmuz 2020 Perşembe

Hassa'ya Yolculuk


Koskoca iki yıl, göz açıp kapayıncaya kadar, su gibi akıp gitmişti! Doruk, mezuniyetinin 6. yılında, ilk şark görevini bitirmenin, medeniyetler şehri Antakya’ya, atanmış olmanın gururunu yaşıyor; gözlerinin içi gülüyor, içi içine sığmıyordu.
İl içi ataması da yapılmış, Hassa Merkez J. Karakol Komutanlığına verilmişti.
 İlişiğini kesme zamanı da, üç aşağı beş yukarı, belli olmuştu. Kendi kendine gidiş hayali kurmaya bile başladı.
Erzurum'un 2360 metre ile en yüksek rakımlı ilçesi Karayazı'dan; 85 metre rakımlı Hatay’a terki mekan edecekti.
Aynı zamanda,  Akdeniz’in havasını soluyacak, Atatürk’ün “Hatay benim için vazgeçilmez bir davam” dediği topraklara merhaba diyecek; Hatay topraklarında emniyet ve asayişin sağlamasına katkıda bulunacaktı.
Sessizce kendi kulağına fısıldadı, az şey mi?
Evde yalnızdı.
Eşi ve kızını ailesinin yanına göndermişti.
Kızına bir kardeş bekliyorlardı.
Boş kaldıkça, evdeki eşyaları toplamaya, yatak yorganı hurçlara, yerleştirmeye başladı.
Gidişte, Hatay’dan sebze meyve getiren bir kamyon ayarlarım diye bu sefer sesli konuştu. Nakil işi kolayca çözülüvermişti fol yok yumurta yokken.
Gerisi kolaydı zaten!
On beş günlük meyil müddetini de memlekette geçirecek, anne ve babasının elini öpecekti. Ellerin öperim derken gözleri doldu.
Gözyaşlarını elinin tersiyle kuruladı.
İki yıl olmuştu anne ve babasını görmeyeli…
Aradan birkaç gün geçince, fark etti ki aklından geçenler, kendiliğinden çabasızca gerçekleşiyordu.
Sanki görünmeyen bir el, o düşündükçe, düşüncesini kendiliğinde hayata geçiyordu.
Haziran ayı içinde ilişiği kesildi.
Harcırahını alır almaz, Erzurum'a gitti Hatay'a dönen 31 plakalı bir kamyon şoförüyle anlaştı. Eşyaları akşamdan yüklediler.
Sabah olunca Erzurum-Muş kara yoluyla başladı yolculuk.
Kamyonda bir şoför bir de Doruk vardı. Doruk geçtiği yol boyunu, hafızasına yazıyordu. Gezmek istese bu fırsatı bulamayacağının da bilincindeydi.
Söylemezde başlayan yolculuk, Hınıs, Varto, Muş,  Adıyaman, Gölbaşı, İslâhiye güzergâhından Hassa’da sona erdi.
İlçe,  Gaziantep –Hatay yol güzergâhında, Amanos Dağlarının eteğinde kurulmuş, Suriye ile sınır komşusu olan küçük bir ilçe.
Merkez J. Karakolu geniş bir bahçe içinde konuşlanmış.
Bahçe içinde deyim yerindeyse asırlık çam ağaçları mevcut. Ön cephede İlçe içine uzanan ana cadde, Alt cephede Gaziantep - Hatay Kara yolu...
İlçe jandarma Bölük Komutanlığı, İlçe Kaymakamlık binasında kendine yer bulmuş. İlçe Kaymakamlığı ile Merkez J Karakol, sınır komşusu.
Yolun altında da, Seyyar Jandarma Bölük komutanlığı var.  Biri sabit, öteki seyyar iki jandarma birliği kapı komşu.
Karakol Komutan Yardımcısı Eskici, Doruk için bir ev bulmuş ve kira için anlaşmış! Birlikte gidip eve bir kerede birlikte baktılar.
Ev fena değildi, aynı zamanda karakola da yakındı.  Kamyondaki birkaç parça eşya vakit kaybetmeden, eve indirildi. On beş güne sığacak kısa yolculuk aynı gün akşam başladı…

                                                                              …/…





                                                                              …/…


28 Haziran 2020 Pazar

BUZLAR ÇÖZÜLDÜ


Doruk, 5917 sayılı gayrimenkule tecavüzün defi infazında, yaşadığı tecrübesizliğinin hayal kırıklığını, masaya yatırıp, otopsisini yaparken: davul çalarak gelen kış;  bir gecede dağı taşı beyaza bürüyüverdi.
Bundan sonra, Söylemez kar konuşacak, soğuk saz çalacak, -40 dereceye kadar düşen mevsim soğukları ata barı oynayacaktı.
Bingöl Dağlarının Erzurum il sınırları içinde dünyaya gözlerini açan Aras Nehri; Tekman yaylasından geçerken topladığı, çay ve derelerle Cem olup boz bulanık akarken; yine bir gecede kristalleşiverdi.
Kara kış kayıtsız şartsız egemenliğini ilan etmiş, ikinci bir emre kadar, sokağa çıkmayı, coşkun akmayı yasaklamıştı.
Toprak evlerin bacalarından,  tezek dumanı, Sağlık ocağı ve Jandarma takım Komutanlığı binasından gökyüzüne, linyit dumanı savruluyordu.
Kara kışın en şiddetli olduğu, alınan nefesin bıyıklar üzerinde donduğu,  tükürünce tükürüğün yere düşmeden donduğu bir dönemde, Erzurum Valisi Karaduman ile İl Jandarma Alay Komutanı Alpaslan'ın Hınıs'a gidesi gelmiş.
Karayazı İlçe Jandarma Bl. K.lığı geliş ve gidişte, yol emniyeti alınması için mesaj çekmiş. PTT Memuru Mesajı verdiğinde, sabah saat 10 00 sıralarıydı.
Doruk mesajı alır almaz, Bucağın giriş ve çıkışını kontrol altına almak için iki ayrı devriye hazırlarken, Vali Bey’in makam aracı, rüzgâr gibi geldi ve geçti.
Hazırlanan J. Devriyesi yola çıkmak için geç kalmıştı. Aslında mesajın geç gelmesi iyi olmuştu, yola devriye çıkartmamanın haklı mazereti olabilirdi.
Geri dönüşlerinde, Tekman'a bağlı Hacıömer J. Karakolundan geçerken, Karakol komutanı, telefon etti, haber verdi.
Doruk, dışarı çıktı, havanın vaziyetine baktı; bu havada devriye çıkartılmaz. Asker donar dedi kendi kendine ve dönüşte bilinçli olarak emniyet tedbiri almadı.
Alay komutanı, geliş ve gidişinde emniyet tedbiri alan, jandarma devriye görmeyince, küplere binmiş ve savunma alınması için talimat vermiş.
Kış kıyamet demeden, bir hafta geçmeden Bucak J.Tk. Komutanının yol emniyetini sağlamadığı iddiasıyla  niçin yol emniyet devriyesi çıkartmadığı soruluyor,  savunması isteniyordu.
Savunmayı alınca hiç şaşırmadı Doruk!
Zaten bekliyordu.
Karakolun Nuh Nebiden kalma A klavye daktilosunu aldı önüne, kısa ve öz olarak yazdı.
Erzurum Vali ve İl Jandarma Alay Komutanın Hınıs'a gidişi için çekilen mesaj Karakola, sabah saat 10 00 da intikal etmiştir.
Devriye hazırlanıncaya kadar, misafirler sür'atle geçiş yapmış, sırf bu yüzden, geçişte yol emniyeti sağlanamamıştır.
Dönüşte ise Hava sıcaklığı meteorolojik verilere göre -35 derecenin altında olması göz önüne alınmış, askerin görev başında donma riski dikkate alınarak, bilinçli olarak devriye çıkartılmamıştır.
Savunmamın bundan ibaret olduğunu arz ederim.
Askerlikte haklı olmak her zaman işe yaramaz.
Doruk yerden göğe kadar haklı olmasına rağmen, savunma isteyen irade ona üç gün oda hapsi cezasını uygun görmüş.
İlçe J. Bölük Komutanı J. Ütgm. Subaşı Telefonla aradı. Sen haklısın lakin cezanın infazını istemişler. Bölüğe gel, üç gün misafirimiz ol. Bizde ceza infaz edilmiştir diye yazalım dedi.
Doruk İlçe J. Bölük Komutanlığına gitti. Gündüzleri Bölükte, geceleri, hemşehrisi Herek Astsubayın evine misafir oldu.Ve cezası infaz edilmiş sayıldı.
 Bu kış doruk için son kıştı. Karlar eriyince başka bir bölgeye, atanacaktı. Mayıs Ayı Jandarma Personeli için atanma aydır.
Atanma sırasında olanlar 15 Mayısı iple çeker.  Kara kış çok çetin geçse de, günlerin gelip geçmesi su gibiydi.
Koca kışta, birkaç petrol tankeri ve kömür kamyonun mazotunun donması dışında hiçbir vukuat olmadı. Kış yağan karın rengi gibi tertemiz geçti.
Mayıs Ayı içinde atamalar belli oldu.  Doruk Antakya Valiliği emrine atanmıştı.  İlişiğini Haziran ayı içinde kesecek,
Temmuz ayı içinde de yeni görevine başlayacaktı. Bu arada karlar erimeye başlamış, Aras Nehrinin buzu çözülmüştü.
Doruk görevi devretmeye hazırlanırken, Çullu köyünde incir çekirdeğini doldurmayacak, basit bir tartışma yüzünden cinayet işlendi. Sanık kaçmak yerine gelip teslim olurken, sanık yakınları köyü terk etti. Bir hiç uğruna bir yuva yıkılmış, bir can toprak olurken, bir canda kendi kendini dört duvar arasına, parmaklıklar arkasına gömmüştü…
Aklınızdan geçenleri duyuyorum. Başarısız infazdan ne haber diyorsunuz. Haziran ayı geldi hala bir kıpırtı yok! Belli ki Muhtar Ali suyu başından iyi bağlamış. Karakolda yediği o destekli tokattan sonra bir daha karakola zaten hiç uğramadı.


                                                                                   …/…







22 Haziran 2020 Pazartesi

BAŞARISIZ (?) İNFAZ



Söylemezde ikinci kışa ramak kalmıştı. Eksi kırk dereceyi gösteren, termometreyi çatlatan soğukların ayak sesi, yakından duyuluyordu.
Sanki ulusal bayrama hazırlanan merasim bölüğünün, eğitim çalışması titizliği, düzen ve disiplin içinde hazırlık devam ediyordu.
 Kara kış, gri renkli üniformasını giymiş,  ipek fularını takmış, beyaz kemer ve teçhizatıyla;  elleri yumruk yapılmış,  kollar ı omuz hizasına kadar kırılmadan düzgün uzanan, merasim yürüyüşüyle sanki türbindeki protokolü selamlıyordu.
Yüksek dağ ve tepelerin başına düşen kar, postalların üzerindeki beyaz tozluğu andırıyor,  sabahları Aras Nehri vadisine düşen kırağı, günlük hava sıcaklığının nabzını hem tutuyor hem de ölçüyordu.
Akşamları soba yakmadan, evlerde oturma zamanı gelmiş ve geçmişti. Akşam olunca bacalardan gökyüzüne doğru tezek duman ve kokusu alelade yükseliyordu.
Gündüz gözüyle, başınızı hangi yöne çevirseniz; baktığınız istikamette, omzunda koca bir davul, duyduk duymadık demeyiiin, kara kış kapıdaaa diye avaz avaz bağıran, tellal sesi işitiliyordu. 
Tellal, hem kış geliyor diye bağırıyor,  hem de uzaktan kulağa hoş gelen davul sesini, Erzurum’un folklor ekibine baş bar oynatacak kıvraklıkta, güfteleri seslendiriyordu.
Kar yere bir düşse; Doğu Anadolu Bölgesi, kış uykusuna yatacak! Altı  ay boyunca, koca ayak misali ayak tabanını yalayacak. 
Doruk, doğaya bakıp,  görünen kışın gelişini, bilinçaltına kara kalem resmini çizerken; petrol ofisi köşesinden Aşağı Söylemez köyü Muhtarı göründü.
Üzerinde takım elbise vardı.
Yaklaşınca selam verdi, daireye birlikte yürüdüler. Bina dış kapısından içeri girip, ayaküstü koridorda konuşmaya başladılar.
Doruk!
-Hayrola Muhtar, çok şıksın!
-Vilayetten geliyorum komutanım.
-Ne işin vardı der gibi yüzüne baktı.
-Bizim, Yukarısöylemez köyü ile aramızda ihtilaflı bir arazi var. Yukarısöylemez muhtarı İlçe kaymakamlığına müracaat etmiş. Gayrı Menkule Tecavüzün defi için ilçe Kaymakamlığından karar çıkarttırmış…
Onun için gitmiştim,  hallettim.
Nasıl hallettin?
Nasıl hallettiğimi sorma komutanım.
Sizi de unutmadım, sizi de görmeye geldim deyiverdi.
Doruk!
 Ne yaptın niye geldin bir daha tekrar et dedi.
Siz i de unutmadım…
 Doruk karşısında duran muhtarın çenesine, sağ avucunun içiyle, öyle bir aparkat yapıştırdı ki, muhtar neye uğradığını şaşırdı. Salonda üç dört adım sendeleyerek geri geri gitti, dış kapının yanına düştü.
Doruk nasıl öfkelenmiş, bağırmışsa odasında santral başında oturan PTT Memuru Reis, ikinci kattaki Nüfus Memuru İsmet bey ve İçerideki askerler merakla kapıda bitiverdiler.
Muhtar düştüğü yerden kalktı, başından düşen şapkasını eline aldı, yüzü utançtan kızarmış bir vaziyette, süt dökmüş kedi sesizliğinde karakoldan çıktı ve arkasına bakmadan gitti.
Keyfi kaçmıştı Doruğun...
Makamına girdi,  öfkesi sigaradan çıkartıyordu. Bahçede bilinçaltında çizdiği gökyüzüne boğum boğum uzanan tezek dumanı yerine, kendi ağzından ve burnundan tütün dumanı odaya doluyordu.
Kendi kendine söyleniyordu.
 Bu n ne cesaret?
Bu nasıl bir cüret, ne küstahlık?
Yaklaşık bir hafta sonra,  Muhtar’ın sözünü ettiği, 5917 sayılı yasaya dayanılarak İlçe Kaymakamlığınca verilen, Gayrı Menkule Tecavüzün defi hakkındaki kanuna göre alınan karar, infaz için karakola geldi.
Doruk, kararı alınca, İlçe J. Bölük Komutanı Subaşı’nı aradı! Hafta içinde  olup biteni bütün çıplaklığıyla anlattı ve takımdaki asker mevcuduyla, bu  kararın infazının zor olacağını, hatta imkânsızlığını ifade etti.
Subaşı, sen İnfaz için hazırlığını yap, gününü tespit et, benden yardım iste,  sana takviye kuvvet göndereyim sözü verdi.
Doruk, yardımcısına görev yazdı.  Tebligat evraklarını ve infaz gününü tebliğ için görev verdi, devriye çıkarttı. Hafta içinde kış gelip bastırmadan, evrak infaz edilecekti.
Tebligat yapıldıktan sonra mesaj halinde durum İlçe J. Bl. K.lığına yazılı olarak bildirilip, takviye kuvvet talep edildi.
Bir Çarşamba sabahı, saat 10 00 sıralarında gayrimenkul’ün bulunduğu yerde gerekli tedbir alındı. Karara göre tecavüz edilen ve tecavüzün def edileceği, tarlaların yakın çevresinde,  gerekli emniyet tedbiri alındı. Kararın infazı için, harekete geçildi. 
İnfaz başlarken, Karayazı'dan, Merkez J. Karakol Komutanı,  bir timle takviye kuvvet olarak olay yerine intikal etti.
Mütecaviz durumda görünen Aşağı söylemez Köy Muhtarı ve İhtiyar heyetinden kimse tebligata rağmen olay yerine gelmemişti.
Durum tutanakla tespit edilip, infaza başlanıldı. Tarlaya Traktörler girdi, karar gereği yer Yukarı Söylemez köyü Muhtar ve azalarına yerinde teslime geçildi.
İnfazın başlamasından kısa bir süre sonra, Aşağı söylemez köyünden infaz bölgesine, köyde ne kadar kadın, kız, çoluk çocuk varsa toplu halde, infaz mahalline doğru öfke içinde yürüyüşe geçmişti.
Kalabalık, olay yerine yaklaşınca, Köyün erkeklerinin de, bir traktör dolusu ana yoldan yukarı söylemez köyüne doğru geldiği görüldü.
İşin garibi, Jandarmanın tedbir aldığı olay mahalli, uzaktan görünmeyecek bir şekilde kuşatılmıştı. Kalabalık Olay yerine yaklaşınca, yüksek tepelere yerleştirdikleri köylüler, bilinçli olarak ayağa kalkıp kendilerini göstermeleriyle fark edildi.
Doruk, sağlıklı bir karar vermeliydi. Silahlı adamlar uzakta, onlara ulaşma şansı yok. Lakin kadınlar çocuklar, onlarla jandarmayı karşı karşıya getirmek doğru olmazdı. Hatta mevcut kuvveti itibariyle de mümkün değildi.  Çevre emniyeti için görevlendirdiği askeri olduğu yerde mevzilendirdi. Tarlayı sürmek için gelen Traktörleri, durdurdu. Kadın kız ve çocukların geldiği yöne doğru tek başına yürüdü.
Kadınlar şaşırmıştı!
Belki de böyle bir tavır beklemiyorlardı.
Korkup kaçacak diye mi düşünmüşlerdi?
Bu sorunun cevabı hiç alınmadı.
Doruk, gitti ne yapmak istiyorsunuz, devlete karşı ayaklandığınızın farkında mısınız?
Hani Erkekleriniz nerede?
 Siz gidin, onlar gelsin!
Ben Şimdi infazı erteliyorum.
Lakin hepiniz hakkında jandarmaya mukavemetten, görevini engellemekten işlem yapacak sizi mahkemelerde süründüreceğim diye çıkıştı.
Kadınlar birbirine baktı, sessizce geri döndüler ve dağılıp gittiler. Karayazı'dan Takviye için gelen arkadaş, olay yerinde yoktu.
Hadise sakinleşip, ortalık yatışınca ortaya çıktı.
Doruk neredeydin bir ara kayboldun deyince, Bölük komutanına telefon etmeye gittim, komutanı olayı haber verdim. Birazdan Ütgm Subaşı burada olacak dedi.
Doruk benim hiç aklıma gelmemişti,  köy halkı jandarmanın üstüne taş ve sopayla yürürken ortalıktan kaybolmak diye imalı bir çift söz söyledi ve olay yerinde, olup bitenleri detaylı bir tutanakla tespit edip, olay yerinin krokisini de çizerek İnfazın yapılamamasının belgelendirdi.
Sonra Mevzilerdeki askerleri topladı, Askerler toplanırken J. Ütgm. Subaşı’da çıka geldi. Birlikte durum değerlendirilmesi ve kritiği yapıldı.
Kararın İnfazı,  Erzurum İl Jandarma Alay Komutanlığı emrindeki J. Komando Bl. K.lığından takviye alınarak, yapılması konusunda fikir birliğine varıldı. 
Bürokratik işlemler,  devam ederken kar yere düştü ve kar yağınca, gayrı menkule tecavüzün defi hakkındaki,  kararının infazı istemeden kış sonuna kaldı.


                                                  …/…