8 Temmuz 2018 Pazar

FİRDEVS KÖŞKÜ


    
                                     
Mustafa Kemal Atatürk’ün Libya’da çocukların önüne çömelmiş, fotoğrafını görünce; Ali Bektan’ın Atatürk’ün Mucizeleri kitabında okuduğum bir anı geldi aklıma.
İster misiniz?
Bu anıyı bir kerede birlikte yâd edelim?
İtalyanlar Osmanlı İmparatorluğuna savaş açmış, Trablusgarp’ı (bugün ki Libya) işgal etmiştir.
Trablusgarp’ı savunmak için cepheye giden gönüllü genç subaylar arasında Mustafa Kemalde vardır ve Derne komutanı olarak savaşmaktadır.
Mustafa Kemal Bir gün yakın arkadaşı Ali Fuat’la te tebdil-i kıyafet giyinir, Derne’den Bingazi’ye geçmek için yola çıkarlar.

Şehrin girişinde; bir çadırın önündeki kalabalık ilgilerini çeker, merak edip yaklaşırlar.
Çadırın önünde, Cebub’dan gelen ünlü bedevi bir falcı, yerdeki kilime oturmuş el falı bakmaktadır.
İki Arkadaş bir süre ilgiyle falcıyı seyrederler. Sonra Mustafa Kemal gülümseyerek yürür.
Ancak fal baktırmak isteyen Fuat Bey,  fala inanmadığını söyleyen Mustafa Kemali ikna eder.
Mustafa Kemal, falcının yanına çömelir ve küçük çocuğun uzattığı, kabın içine para atar.
Falcı Mustafa Kemal’e sağ elini uzatmasını söyler, elini avucunun içine alır, uzun uzun bakar ve konuşmaz.
Yanındaki bir çömlek içindeki kırmızı boyaya bir tavus kuşu tüyü batırır, avucundaki çizgiler üstünde usul usul gezdirirken, Mustafa Kemal’in gözlerinin içine bakar. Sonra avucundaki bir çizgiyi dikkatlice ölçer ve yüzüne tekrar ve inanmaz bir şekilde bakıp;”Minel garabi” diye ayağa fırlar.
Mustafa Kemal ve Ali Fuat beyde ayağa kalkar, Falcı Mustafa Kemal’in iki kolunu sıkı sıkıya kavrayarak” ve minel garabi ve minel garabi” diye bağırmaya devam eder.
Bu durumdan sıkılan Mustafa Kemal, falcının elinden kurtulup gitmek ister; falcı onu bırakmaz.
“Dur gitme…
Konuşacaklarımı dinle!
Maşallah, Maşallah sen büyük hükümdar olacaksın, devletin başına geçeceksin”
Mustafa Kemal falcının bu sözlerine güler ve tekrar gitmek için kalkar. Bedevi falcı engelleyip, sağ elini bir kere daha avucunun içine alır tekrar bakar.

“15 yıl hükümdar olacaksın” der.
Aradan yıllar geçer, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, devrimlerini yapmış, kurduğu cumhuriyet mazlum ülkelere de örnek olarak devam etmekte, bölgenin medeniyete açılan ilk ve tek Müslüman kapısıdır.
Ne var ki kader ağlarını örmeye başlamış, Mustafa Kemal Atatürk amansız bir hastalığın pençesine düşmüştür.
O Dolma Bahçe Saray’ında hasta döşeğinde yatarken, Kadim arkadaşı Ali Fuat ziyaretine gider.
Nezaket sözcüklerinin arakasından Mustafa Kemal Atatürk, der ki “Ali Fuat Libya’daki bedevi falcının söylediklerini hatırlıyor musun?
15 Yıl Doldu…
Ali Fuat hüzünlenir gözleri dolar, dudakları titrer; boynu bükülür tek kelime söyleyemez.
Mustafa Kemal Atatürk şimdi, Sidretü’l- münteha’daiki Firdevs köşkünden Türkiye’de olup bitenleri yakından izliyor.



6 Temmuz 2018 Cuma

Göz Kırptı




Asırlar önce mahlûk mu varlık mı diye tartıştık
Karar vermeyince yeşil torbaya koyduk astık
Marstaki yıldız sıkıldı yüksekten göz kırptı köre
Göremeyince kör söndü meş'ale paraya taptık



Necati Kavlak
06.07.2018
 Manisa

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Her Yer Karanlık


Değişti mevsim kış sanki ne çok soğuk Haziran
 Her yer sis duman bora gökteki ay yıldız kırgın  
Güneş tutulmuş sönmüş meşale her yer karanlık
Mücevherin değerini pişmanlık hatırlatır bir gün


Necati Kavlak
02.07.2018


29 Haziran 2018 Cuma

Toprak Kokusu


               

Agora meyhanesinde sızmış kalmışım bu akşam
Buz gibi gece tutulmuş yanım belim oram buram
Toprak kokusu aldım yağmur yağıyordu bu sabah
 Rüya kâbus  karışş iç içe nasıl hayra yorsam           





Necati Kavlak    
29.06.2018 Manisa                                      

27 Haziran 2018 Çarşamba

Kısa Mektup Uzadı



Bugün aydın geçinen, Atatürk sevdalısı dostlara kısa bir mektup yazmak geçti içimden!
Mektubu Karadenizli babanın Almanya’daki oğluna yazdığı mizahi mektuptan esinlenerek yazacak biraz gülümsetecektim okuyanı.
 Sonra vazgeçtim.
Mektubu önyargısız okuyacağınızı biliyorum.
Birçoğumuz hak verirken, birçoğumuz da burun kıvıracak.
Olsun!
Ben yinede düşündüklerimi yazacak ve paylaşacağım.
Sevgili dostlar!
Birçok arkadaşımız, iktidara oy veren kendi insanlarımızı, akıl almaz biçimde; koyun, cahil, kömürcü, makarnacı vs.  sıfatlarıyla aşağılıyor ve öyle davranarak bir yere geleceğini düşünüyor ya da varsayıyor.
Gelin el ele tutuşup, hep birlikte Cumhuriyetin kurulduğu yıllara gidelim.
Şimdi yaşadığımız, misakı milli sınırları içinde yaşayan nüfusun okuma yazma bilen oran yaklaşık %3-4 bilmeyen %96-97 civarında.
Cehalet diz boyu!
Nüfus,  İmparatorluğun nüfus yapısı gereği karışık!
Dolmabahçe Sarayı önünde işgal kuvvetlerinin savaş gemileri demirli.

İzmir’i Yunan Askeri işgal etmiş.
Kahraman Maraş, Gaziantep Adana işgal altında ve Sevr antlaşmasıyla ordularımız dağıtılmış.
Halk perişan. Ayağına giyecek çarık, bacağını sokacak şalvarı yok.
İzmir işgal edildiğinde,  bölgede yaşayan Rumlarında etkisiyle halk; Uşak eşmeye kadar gönüllü Yunan bayrağı asmış.
Asmış sözcüğünün ne anlama geldiğini anlatmama gerek var mı?
Yok!
Ve bu ahval ve Şeriatta, Mustafa Kemal Samsun’dan Güneş gibi doğdu, Türk Milletini yanına aldı,  Koca Tepe’ye tahkimat kuran düşmanı başlattığı harekâtı Ege Denize dökmeyi başardı.
Bu yazdıklarım yüzeysel akılda kalan bilgiler. Derinliğine inmek isteyen, mutlaka NUTUK  altını çizerek not alarak okunmalı.
Atatürk’le ilgili yazılmış onca kitaba bir göz atmalı.
Şayet Atatürk:  şimdi Atatürkçü geçinenlerin, Türk halkına baktığı gibi baksaydı, Bunlar Padişaha kul, halifeye ümmet deseydi; bu gün seçim kazanmak ya da kaybetmekten söz edecek bir milletten söz edebilir miydik?
Evet diyenin aklına şaşarım.

Mustafa Kemal  “Türk Milleti Çalışkandır, Türk Milleti Zekidir”  dedi ve yanılmadı. Mademki Atatürkçü geçiniyoruz, Atatürk’ün zeki diye tanımladığı Türk milletini aşağılama gücünü kimden alıyoruz?
Bence bu yanlıştan dönmeli, Atatürk’ü doğru anlamalıyız. Kaldı ki bu gün seçim kaybeden, Ana muhalefet partisinin Genel Başkan’ı, İktidar olan partini %42’ye düşmesini muhalefetin başarısı sayarken, kendi aldığı % 23’lerdeki oyu hezimet kabul etmeye dili varmıyor.
Öyleyse eğri oturalım doğru konuşalım.  24 Haziran’da yapılan CB ve Milletvekili seçimlerinin günahını seçmende değil Liderlerde aramalıyız.
Bir Düşünün Hele!
Adam seçime giderken, şeker fabrikalarını babalar gibi sattı.

Üniversiteleri, akademisyen ve öğrencilerin karşı çıkmasına rağmen böldü.
OHAL’ kaldırmadı.
Askeri liseler kapalı.
Adalet Tatilde!
Hukuk Mülga!
Kuru soğan 7 Tl, Patates 6 lira. 1 Euro 5.50 Tl, 1 Dolar 470 Tl, Faiz almış başını gitmiş! Kuzu Et 85 Tl. Dana 45! Ve bu hayat pahalılığına muhalefet nal toplarken, iktidar yine ipi göğüslemiş.
Bu çarpıklığı seçmene yüklemek kolay yolu seçmektir. Doğru cevabı özerk üniversiteler, akademik çalışma yaparak aramalı ve milleti aydınlatmalı…

25 Haziran 2018 Pazartesi

Küskün Değilim







Küskün değilim ne Ay’a ne Güneş’e
Karanlık bizim varsa yıldız  gecede
Korkmuyorum ormanda çakal ulusun 
Akmaz kanım dişleri batsa tenime


Necati Kavlak
25 Haziran 2018

22 Haziran 2018 Cuma

Rubai Deyince?!






Rubai deyince aklıma Hayyam gelir
Hayyam'ı okuyan dinsiz İmana gelir
İftira ederler şarapçı diye Hayyam'a
Görse Hayyam'ı iftiracı  secdeye gelir
Necati Kavlak