3 Ekim 2018 Çarşamba

Kanayan Yara’



Elinde bir cimdik kaya tuzu olan koşarak gelsin! Birçoğumuzun gördüğü, sesini duyuramadığı, kanayan yaraya el ele tuz basalım. Belki yara iyileşmez, amma kangren olmaktan kurtarabilir.
Kim bilir?
 Yaraya tuz basınca, kan pıhtılaşır beklide akmaz kanama durur; yaralı kan kaybetmekten ve ölmekten kurtulur.
Son yıllarda, siyasetin emrine amade olan beyaz camda; insanların beyni nasıl yıkanır, düşünme yeteneği nasıl törpülenir' in açık hava tiyatrosu oynanıyor.
Akşam kuşağında yayına giren diziler,  kuşluk vakti ekrana gelen programların birçoğu negatif içerikli, acı ve gözyaşı yüklü.
Vuran vurana, öldüren öldürene!

Silahlı çeteler, teröre hizmet veren satılmış beyinler, onlarla mücadele eden güçleri temsilen, senaryolaşan dizi kahramanları, ellerinde uzun namlulu,  ateş gücü yüksek silahlarla; sanki sıradan oyuncakmış gibi silahla oynuyor. 
İzleyen, özellikle çocuk ve gençlerin bilinçaltına, sanki bilinçli şiddet kazıyor.
Eskiden, taaa 1953 yılında çıkan ve yürürlüğe giren 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer aletler hakkında çıkarılmış bir yasa yürürlükteydi.
Millet devlete bağlılığından, kanuna saygısından,  silah taşımazdı. Taşıyanları da kolluk kuvveti yakalar; Hâkim huzuruna çıkartır; hâkimde hak ettiği cezayı verirdi.
Ya şimdi de öyle mi?
Ne gezer! 
Molla Mustafa Barzani’nin(1) kuzey Irak’ını geçtik! En büyük anakent kentimizde,  uzun namlulu silahlarla suç işlemek sıradan vakıa haline geldi.
Hem devlet erkânı yadırgamıyor, hem de halk bu neyin nesi diye hiç sormuyor.
İsterseniz İstanbul’da vuku bulmuş, 1-2 örnek bir olayı hatırlayalım.
Tarih 7 Ağustos 2018 (kaynak www.hurriyet.com).İstanbul’da Uzun Namlulu Silahlarla Soygun teşebbüsü! 
Tarih 20.09.2018, Yer İstanbul Beşiktaş Tepecik! Uzun namlulu silahlarla lüks araçtaki kadına silahlı saldırı, vs vs. Bunun gibi daha çok haber var basında, isteyen herkes bu haberlere bir tık mesafede, kolayca ulaşabilir.
Yalnız İstanbul mu?
Böyle bir soru şaka için bile sorulmaz. Memleketin belli bir bölgesinde zaten uzun namlulu silahlar ruhsatlı.
İsterseniz şimdi de hep birlikte, reytingi yüksek, yayınlanacağı gün ve saati iple çekilen birkaç dizi adından söz edelim.

Çukur
Avlu
Eşkıya Dünyaya Hükümran olmaz
Kadın- Vs Vs.
Bunların hepsinde, silah var, kan var, şiddet ve kadına şiddet var! Birde “Koca Koca Yalanlar” dizimiz var ki evlere şenlik.
Bu dizi resmen ve alenen Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor.  Sözüm ona devleti yönetenler, pardon çok çok pardon; yönetemeyenler, Müslüman geçiniyor ya…
Neyse lafı çok uzatıp dağıtmayalım.
Şiddet içerikli dizilerin, topluma nasıl bir katma değer sağlayacağını, sorgulamak,,  yaşanan toplumsal hukuksuzluğa  katkısı araştırılmaya muhtaç değil mi?
Ayrıca devletin, kendi geleceği ve istikbali olan çocuk ve gençliği her türlü kötülükten korumak, asli görevi arasına girmez mi?
 Girer düşüncesini paylaşanlar, özellikle de akademik eğitim alan ve eğitim veren kurumlar, sorumluluk taşıyanları;  el birliğiyle uyarmayı ilke edinmeliler.
Haksızsın diyen 3 adım öne çıksın!


30 Eylül 2018 Pazar

DÜŞ!



Bırakmıyor, gördüğüm güzel düşler, peşimi
Bir yol gösterin, hayra mı yorayım, şerre mi
Kanat çırpar giderim, her gece, başka âleme
Sabah olur, seyrederim; aynı aynada kendimi

Gece, ay ışığında, kuşluk vakti, güneş vurunca
Ahu gözlü, bir ceylan gezer,Mahrem dağlarda
Ne zaman, gözlerinin içine baksam, çarpılırım
Yorulur düşlerim, uçar karışır; yıldızların arasına

İnce ince, yağan yağmur damlası, düşer toprağa
Gök çalar, şimşek, zeybek oynar; er meydanında
Çıkar gelir kır at, başında dizgin, sırtında pelerin
Alınca gemi azıya, uçar kırat, soluk soluğa yıldız’a


Necati Kavlak
30.09.2018 Manisa

28 Eylül 2018 Cuma

İSLAM BİTTİ Mİ?





Bu yazı, ben nerden geldim, nere gidiyorum diyen, oku emrine uyan; okuduğunu düşünen ve sorgulayan: yalnız Allah’a kulluk eden ve kula kul olmayan Âdem ve Havva için kaleme alındı.
Yazı başlığı, inanan inanmayan, ben dünya insanıyım deme cesareti taşıyan, dünyanın da uzayda yer aldığı gerçeğini fark eden ve de ben bir uzaylıyım diyenler için; özel olarak seçildi.
Nereden çıktı bu soru, ya da akla geldi?
Doğrusunu isterseniz, planlanmış, hazırlık yapılmış bir şey değil. Kalemim sabah gözlerimi güne açtı, daha yüzünü bile yıkamadan, İSLAM BİTTİ Mİ sorusu gelip, muhabbet kuşunun yerine sağ omzuna oturuverdi.
Bilirsiniz, misafire kapıyı göstermek, kalk git demek, bizim geleneklerimizde yok!
Tanrı misafiri deyip kapımızı açtık. Hoş geldin deyip,, acı kahvesini yaptık ve eline tutuşturduk.
O kahvesini yudumlarken, kahve yapmak ikram etmek kolay da, karnını nasıl doyuracak, ne pişirecek ne yedireceğiz diye düşünmek kaleme düştü.
Ne ikram edeceğimizi inanın ne ben bilmiyorum ne de kalem. Bizim bir atasözümüz,” Misafir umduğunu değil bulduğunu yer” diyor.
Görelim bakalım tencereye ne girer, masaya ne gelir. Bilirsiniz misafir kısmetiyle gelir deyimi de bizim.
Farkındayım laf uzadı, kendi kendimize konuşmaya daldık,  kahvesini yudumlayan misafiri koltukta yalnız bıraktık;  bize sorulan soruyu unuttuk.
Şimdi lafı toparlayıp sadede gelme vakti...

İsterseniz söze önce “İslam” deyince aklımıza ne gelmeli sorusuna kısa öz lügate girmiş bir tanımla 
başlayalım


.-İslam =Teslimiyet demekmiş!
-Kime?
- Elbette Allah’a.
-Niçin?
-Çünkü Kul kula teslim olmaz, insan insana biat etmez.
Niçin mi?
Allah İnsanı yarattı, kendi ruhuna bağladı. İsterseniz siz bağladı yerine ruhunu üfledi de diyebilirsiniz.
Mademki insan ruhen Allaha bağlı ve yaratılışı itibariyle Allah’ın halifesi, öyleyse: insan Allahtan başkasına kul olmaz.
Kandırılmaz, köle olarak alınıp satılmaz, cinsiyet ayrımı, din mezhep farkı, renk ve ırk/ etnik köken farkı gözetilmez.
Çünkü tüm insan dil din ırk etnik köken farkı gözetilmeksizin Allahın Halifesidir.
Yalnız Allah’ın kuludur. 
Kimse kendini, İlah yerine koyamaz! 
Hele bir de İslam ya da mümin geçiniyorsa, ağzından kem söz çıkmaz. Kimse kimsenin malına, canına namusuna, göz dikmez.
Komşusu açken o tok uykuya dalmaz.
İslam Peygamberi Hz Muhammed (a.s) buyurmuş ki “Mümin, bütün insanların emin olduğu kimsedir”
Şimdi sormak isterim, içinde bulunduğumuz İslam coğrafyasında, bırakın bütün insanları mümin müminden emin midir?
Evet diyen kendi kendini kandırır.
İsterseniz lafı çok uzatmayalım. 
Önce, Ege Deniz’ine bir soru, soralım. Evveliyatını bir tarafa bırakıp,  2 bin üç yılından günümüze; kendini İslam kabul eden kaç kadın, çoluk çocuk, erkek; İslam olmayan ülkelere kaçmak isterken, canından malından olmuş.
Keşke dile gelse de konuşsa Deniz! Elbette deniz sussa zabıta kayıtlarına girenleri statiksel olarak bulmak zor değil.
Değil de bizim amacımız, istatistik sayılarla uğraşmak değil kendini inanan kabul edenleri düşünmeye davet.
Düşünelim ki, var mıyız yok muyuz bilelim istedim. Bir başka ifadeyle felsefe yapmanın yolunu açalım dedim.
Elbette İslam Bitti mi diye sorunca, Hz Muhammed’in (s.a)  dini İslam bitmeyecek. Belki doğru anlaşılmasına bir vesile olabilir.
Şimdi hep birlikte gözlerimizi kapatalım. Irak ve Suriye’de yaşanmış, yazılı ve görsel basına düşmüş:  IŞİD-El Kaide DEAŞ ve bunun gibi birçok terör gurubunun besmele çekerek, Allah büyüktür (Allah’u Ekber) diyerek hızarla kesilen başları gözlerimizin önünde canlandıralım.
Bu vahşeti gördükten sonra, İslam buysa biz İslam değiliz diyen insanların, haletiruhiyesini gözlerimizin önünde canlandırmak, çok da zor olmayacaktır.




21 Eylül 2018 Cuma

Anzer Bal



yaz bitti

kapıyı çaldı sonbahar

az kaldı

çiçek açacak kardelen

çekilecek yuvasına karınca

kapıyı çalacak

cırcır böceği az sonra 


acem halısı üstünde koştu 


yaz boyunca atlı karınca

benim yârim hem 
gül hem gonca

bal arısı konar

hem goncaya 

hem 
gül

yaz boyunca

üstünde kanat çırpar 

uçar

öper 

koklar

kır çiçeğini

toplar anzer bal

sessiz konuşur 
göz

uçar kanatsız el

ince sazdan dökülür name

dudaktan taşar lezzet


yüz güler ışıldar ışıl ışıl gözler...



17 Eylül 2018 Pazartesi

Mezhep Var mı?


İstiyorum ki bugün içine sıkıştığım şu kozayı deleyim. Kozayla birlikte;  kaynar kazana düşüp pişmekten kurtulayım.
Hatta kelebek olup uçayım, kır çiçekleri arasında kanat çırpayım. 
İsterseniz sizde eşlik edin!
Edin ki, uçsuz bucaksız vadilerde, dağ eteklerinde kır çiçekleri arasında hep birlikte uçalım.

Ne dersiniz?
Çoktan beri aklımda, mezhep konusunu irdelemek, gündeme taşımak ve yazmak vardı. Ben yazayım mı erteleyeyim mi diye kararsızken; Tunceli’yi ziyaret eden İçişleri Bakan yardımcısıyla ilgili basına absürt bir haber düştü.
Bakan yardımcısı “Alevilere Kamuda İş Vermiyoruz “ diyesiymiş.
Durup dururken bir devlet adamı böyle bir laf eder mi?
Gerçek devlet adamıysa elbette etmez ve etmemeli.
Sonra, devlet ricalinde yer bulacak eğitim ve kültüre sahip olan birinin bu tür demeç veremeyeceğini değerlendirdim.
Biraz araştırınca, söylenenlerin basına yansıdığı gibi olmadığını gördüm ve rahat bir nefes aldım.
Elbette rahat nefes almak, aklımdaki soruyu sormamı engellemedi.
Aksine hızlandırdı.
 Şimdi hep beraber yüksek sesle kendi kendimize soralım!
Sahi mezhep var mı?
 Varsa nasıl doğmuş?
Kaç mezhep kurulmuş, sonra kaça indirilmiş?
Kur’an da olmayan şey nasıl, İslamın vazgeçilmezi olmuş ve de insanları birleştirip bütünleştireceğine; mezhep kavgaları doğurmuş.
İncelemeye değmez mi?
İsterseniz Lafı eveleyip gevelemeden,  çok dolambaçlı yollara girmeden konuya girelim.  Kısa ve öz beyin fırtınasıyla düşüncemizi ifade etmeye çalışalım.
Her şeyden önce, şunu bilelim ki, Peygamberimiz Hz Muhammed(a.s) zamanında mezhep diye bir kavram, düşünce, uygulama yok!
Yüce kitabımız Kuran’da da yok!
Var saydığımız ve de uğrunda savaştığımız, kan döktüğümüz, kalp kırıp gönül yıktığımız mezheplerin tamamı;  Hz Muhammed (a.s) ebediyete intikalinden sonra ortaya çıkmış.
Bir rivayete göre,  100’ün üzerinde mezhep varmış!
Sonra, birçok mezhep toplumda kendine yer bulamamış ve 4 mezhebe inmiş. Elbette edindiğimiz bilgiler fluğ, çok net değil. Toplum arasında taraftar bulan, benimsenen 4 mezhebi kimler kurmuş kısaca bir göz atalım.
 Hanefi mezhebini İmam-ı azam Ebu Hanife,
Şafi mezhebini İmam-ı Şafi,
Maliki mezhebini, İmam Malik-i
 Hanbel’i mezhebini de; Ahmet bin Hanbeli’n yolundan gidenler oluşturmuş.
Ne zaman oluşturmuş?  
Elbette farklı zaman dilimlerinde ve değişik yerlerde…
Kendimize başka bir soru soralım.
Mezhep imamları ne zaman dünyaya gelmiş?
Biz dikkatimizi orada toplarken, Peygamberimiz, Hz Muhammed (a.s)  8 Haziran 632 yılında Medine’de ebediyete intikal ettiğini hatırlayalım ve bir köşeye not ediverelim.
Şimdi kâğıdı kalemi elimize alalım, kendi kendimize; mezhep imamları ne zaman dünyaya geldi sorunsuna cevap arayalım, aldığımız cevabı not edelim.
Hangi mezhep imamı neredene zaman dünyaya gelmiş,  ne zaman hayata gözlerini yummuş birlikte görelim.
Ebu Hanife 699 yılında Küfe’de dünyaya gelmiş, 767 yılında vefat etmiş!
İmam Şafi 767 yılında Gazze’de dünyaya gelmiş, 819 yılında Mısır’da hayata gözlerini yummuş.
İmam Malik-i 711 yılında Medine’de dünyaya gelmiş, 795 yılında Medine’de hakkın rahmetine kavuşmuş.
İmam-ı Ahmet Bin Hanbel M. 780 yılında Bağdat’’ta dünyaya gelmiş. 855 yılında Bağdat’ta hayata gözlerini yummuş.
 Şimdi kendi kendimize yüksek bir ses tonuyla soralım. Mezhepleri inancımızın içine monte eden, imamların, bu gün televizyon ekranlarına çıkarak ilahiyatçılardan sizce ne farkı var? 
Mesela, rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ten,  TV'de yayımlanan "Dosta Doğru" adılı program için bölüm başına 20 bin
Tl. Ücret alan Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu’ndan Zekeriya Beyaz vb daha birçok ilahiyatçıdan ne farkları var?
Bu soruda bireysel olarak cevaplanmalı ki akıl edip etmediğimiz anlaşılsın.
Üstelikte mezhep imamları yaşadıkları dönemlerde, ezaya cefaya maruz kaldıkları hatta idam edilenleri de sır değil.
Şimdi biz hep birlikte mezhep var mı yok mu diye düşünürken, kalemim de yazıyı toparlayacak ve son noktayı koyacak.
Yazarken 4 mezhepten ve onu kuran 4 mezhep imamından bahsettik. Hani, İçişleri Bakan yardımcısının “Alevilere kamuda İş vermiyoruz” haberine konu olan, Alevilik nerede?
Nerede olsun?

 Bizim, anlı şanlı devlet kurumumuz; Diyanet İşleri Başkanlığı Aleviliği nasıl yok sayıyorsa, mezheplere yer veren kaynaklar da sadece 4 mezhebe yer vermiş. Aleviliği görmezden gelmiş.
Diyorum ki Hz Muhammed’in ölümünden sonra dünyaya gelen muhteremlerin kurduğu cemaatleri yol olarak görürken; Peygamberin amcaoğlu ve Kızının eşi Hz Ali’nin ve Hz Muhammed’in torunlarının izinden gidenleri yok saymak, doğru yol mudur?
İlahiyat camiası, özerk ve özgür üniversite, akademisyen ve bilim dünyası; bu garabeti enine boyuna araştırıp inceleyerek yalın gerçeği su yüzüne çıkartmalı; çıkartmalı ki, dini siyasetten arınsın, , inananlar, kamil insanlar, Allah’ın dinine dönsün!



14 Eylül 2018 Cuma

Gurbet Kuşları


                                  

Deli gönül, nasıl baş ederim bu mevsimde seninle
Söz vermiştin, izleyecektik güneşin batışını birlikte  
Unuttun sözünü, peşine takıldın gurbet kuşlarının
Kuşlar, gökyüzüne kanat çırptı, sen çakıldın yere

Necati Kavlak
14.09.2018 Manisa