10 Ekim 2019 Perşembe

KARTALIM



                                                                                 

                                                   Kartalım, açmışken kanadını, kırmışken dalı
                                           Al beni de yanına, ne kilim isterim, ne de halı
                                      Ne altın ne gümüş isterim, ne  elmasta gözüm 
                                         Kanatlarında az yer ver,  istemem dünya malı


                            


Hayal Denizi
10.10.2019

6 Ekim 2019 Pazar

KİM DEMİŞ



Bilmem ki kim demiş, kanat çırpamaz diye insan
Kartal olur uçar, düşünce toprağa ten her insan
Çizin Kartalın resmini, makber-imin ayakucuna
Gelen geçen baksın, görsün akıbetini Kamil insan

Hayal Denizi
06.10.2019 Manisa

Yazsam mı Yazmasam mı?



   
                             

Düşünen insan olmak zor dostlar! Teknoloji almış başını gitmiş. Koca dünya, 7 kıta küçülmüş bir köy olmuş.
Nereye gitsen ya bir kuş uçumu, ya da kurşun atımı, dünyayı avucunun içinde taşıyabiliyor, ulaşmak isteyince bir tıkla ulaşıyorsun.
Birkaç hafta önce yolum başkente düştü, gidip gelirken toprağımdan geçtim.
Bizim oraların kaymaklı lokumu, nallı kuzu sucukları meşhurdur. Haşhaşlı çörekleri pek lezzetli, manda kaymağı pek çok ünlü; kaymaklı ekmek kadayıfı ise dillere destan!
Yolculuk ettiğim, Ulusoy otobüs firması, yemek molası verip Kolaylı tesislerinde durunca, dedim ki hadi şu alış veriş merkezini ziyaret edeyim.
Çarşı çok zengin!
Çeşit çeşit lokumlar, Cumhuriyetten, Ahmet İpeğe kangal kangal meşhur sucuklar, müşteri bekliyor.
Üzerindeki etiketin önce resmini çekeyim dedim sonra, laf ederler diye vazgeçtim.
Fabrikalarını sattığımız şekerden üretilen lokumların fiyatlarını görünce dudaklarım uçukladı.
65 ila 80 küsur lira arasında değişik tat ve nefasette lokum, vitrinde müşteri/ ya da alıcısını bekliyordu.
Sucuklar 72, 99 Tl İçine ne koyduklarını merak ettim ve Hemşerim; sucuklarda Sırbistan’dan ithal edilen helal sertifikalı et var mı diye takıldım…
Gülümsemekle yetindi.
Cevap vermedi.
Ben anlayacağımı anlamıştım.
Daha çok üstüne gitmenin bir anlamı yoktu. Bir kilo lokum, aynı AVM de satılan bir kilo petek baldan daha pahalıydı.
Müşterilere baktım, sadece seyrediyor, sonra eli boş geri çıkıyordu. Haa yalan söylemeyim, lokantada tanesi sekiz TL’ye satılan gözlemenin ve de bir bardak çayın alıcısı oldukça çoktu.
İşte memleketin ahvali, hal ve gidişatı böyleyken, TÜİK Eylül 2019’da enflasyonun düştüğünü açıklayıverdi.
Düşüş ve artış oranlarını buraya alıp, canınızı sıkmak istemem.
Hepimiz zaten oynanan orta oyununu yakından izliyoruz.
Varsın, Pişekâr ve Kavuklu ve çok sayıda ki figüran karakter oynamaya devam etsin.
Bizde iPod’umuzu açalım; Âşık Mahzuni Şerif’ten ,
Milletin sırtından doyan doyana,
Bunu gören yürek nasıl dayana,
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Bilmem söylesem mi söylemesem mi” Türküsünü, dinleyelim.
Ve Mahzuni’yi dinlerken, yalanı, dolanı, talanı ciddi ciddi düşünelim. Sonra, Kuran’ın ifadesiyle birazcık akıl edelim. Aklımızla alay edenleri bir köşeye not düşelim.
Ne dersiniz?
Haklı mıyım, haksız mı?

9 Eylül 2019 Pazartesi

Çözülsün Buz Kış Bitsin


   
   

Bir mucize isterim, dönmesin dünya dursun
Gerçekleşsin hayalim, güneş batıdan doğsun  
Koyun kuzu bahara,  güle oynaya çıksın
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize

Bir mucize isterim, kış yaz hep bahar olsun  
Dalgalanmasın Deniz, dingin sütliman olsun  
Gece gündüz korkusuz, martılar kanat çırpsın
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize 

Hava sis duman bora, yaz ortası kara kış
Belli değil dost düşman, kader mi bu nasıl iş
Sökmeyecek mi şafak, doğmayacak mı güneş
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize 


Necati Kavlak
09.09.2019 Manisa


4 Eylül 2019 Çarşamba

Kalk Ayağa Kadın!




Yazı başlığını özellikle seçtim.  İstedim ki bu nasıl ifade ya da başlık deyin, fırlayıp kalkın ayağa ve beni topa tutun...
Kadın benim anam!
Bacım!
Eşim!
Kızım!
Gelinim!
Torunum!
Say sayabildiğin kadar, kuzenim, yengen, komşum, hemşehrim soydaşım, ırkdaşım, dindaşım velhasıl o bir İnsan!
Yalnız benim mi?
Elbette hayır sizin hepinizin, hepiniz derken dünya insanlığını kastediyorum.
Eski eşi tarafından, çocuğunun gözleri önünde hunharca öldürülen Emine Bulut cinayeti; Türkiye’nin gündem değiştirmişti.
O günden bu güne, şimdi de değişen bir şey yok!
Emine Bulut cinayetinden sonrada, gündemi değiştiren cinayetlerin ardı arkası kesilmedi. İsim isim yazmaya hacet var mı?
Sizde benim kadar takip ediyorsunuz…
Yalnız cinayet mi?
Gazeteler manşet olan acı haberlerin ardı arkası hiç bitmiyor. İstatistiklere göre “2015 ile 2018 yılları arasında bin 559 kadın öldürülmüş”
Bugün de gazeteler,  Samsun’da bir aylık bebeğin beşiğinde ölü bulunduğunu,  daha kırkı bile çıkmamış anne Emine’de,  yatak odasında kendini asarak hayatına son verdiğini manşetine taşımış.
Bu olaylara, adli olaydır olur, gözüyle mi bakmalı; yoksa bize neler oluyor, nereye gidiyoruz, diye kendimizi sorgulamalı mıyız?
Bence Türk kadınına yeni bir format atma zamanı.  Şimdiye kadar öğretilenler, resetlenmeli gerçekler doğru öğretilmeli.
Mesela?
Kadın erkeğin ege keminden yaratılmamıştır.
Allah Kadını ve Erkeği kâinatı yaratmadan önce, esmayıhüsnâsından yaratmış,  yaratığı insanlara melekleri secde ettirmiş ve  Elestü Bi Rabbiküm” bensizin rabbinizim demiş, kendi ilmini daha o gün; yarattığı kadın erkek ayrımı yapmadan Rab sıfatıyla insana öğretmiş ve kendine halife seçmiştir.
Kadın erkek, dinli dinsiz yaratılan bütün insanların Allah’ın ruhunu taşıdığını söylememe hacet yok dersem hata etmiş olmam herhalde.
Allah katında erkek hangi konumdaysa, kadında aynı konum ve değerdedir demek için neyi bekliyoruz?
Hatta daha ileri gidip, Hz. Muhammed’in Cennet anaların ayakları altında sözünden ilham alarak, kadın olmasa erkek olmaz, insan da olmaz dersek yanlış mı söylemiş oluruz?
Kadına erkeğinin üç adım arkasından yürüme fikri tersine çevrilmeli.
Çarşafa gömülme âdeti yok sayılmalı.
Kadın evinde, kafesli pencere arkasında oturur, çocuk bakar zihniyeti silinmeli.
Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin; atasözü hem lügatten silinmeli hem de kullanılması önlenmeli.
Elbette söylenecek çok şey var. Hepsini bir çırpıda söylemek yazmak kolay değil. Benim sözüm kadınlarımıza.
Kopun şu cemaat, tarikattan söylemlerinden kopun!
Kadını   insan yerine koymayan, ikinci sınıf insan muamelesi yapan, din tüccarlarının kurduğu ticarethanelere eşinizi, çocuklarınızı göndermeyin..
Allah’ın dini bir!
Ona gidilen yol tek değil!
Hatta Allah sizden uzak da değil. Şah damarınızdan daha yakın. Konuştuğunuzu işitiyor. Kalbinizden geçeni biliyor.
Silkinin kalkın ayağa!
Allah âlimdir, âlim olanı sever, Allah ile aranıza kimseyi sokmayın.  Güneşle dünya arasına ay girince, dünya nasıl karanlık oluyorsa, Allah ile kul arasına şeyh, şıh- hacı hoca girince insanın karanlıkta kalacağını unutulmamalı.
Ve son söz!
Kara günler bitsin isteniyorsa, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetine, laik parlamenter sisteme,  sahip çıkılmalı.
 Türk kadınlarına verilen haklardan asla vazgeçilmemeli.  Din Allah’ındır.  Allah ile kul arasına girmek isteyenlere fırsat verilmemeli.
Bana değmeyen yılan bin yaşasın felsefesinden vazgeçmezsek, ülke gündemini değiştiren kadın cinayetleri, tecavüzler, çocuklara tecavüz ve taciz haberleri manşetten asla düşmez.
Ya eşinizle yan yana kol kola el ele yürüyeceksiniz, ya da eşinizin üç adım arkasında yürümeye razı olacaksınız.
Unutmadan bir şey da!
Sizi, yani kadını hunharca öldüren, tecavüz eden, taciz eden tüm erkekleri siz doğurdunuz; siz büyüttünüz.
Hiç düşündük mü nerede hata yaptık diye?










25 Ağustos 2019 Pazar

MARMARİS'TEN DATÇA'YA



Geçen sene kurban bayramını, Bodrum Turgut reiste geçirmiş; dönüşte Cennetten geliyorum başlığıyla bir yazı kaleme almış, düşüncelerimi paylaşmıştım.
Bu yıl da Muğla’nın bir başka cennet ilçesi Datça; ev sahipliği yaptı kısa tatilimize..
Bodrum ne kadar güzelse, Datça’da bir o kadar güzel.
Artısı var eksisi yok!
Yurdumuzun her köşesi bir başka güzel! Tanrı, Anadolu’yu yaratırken; özene bezene yaratmış.
Datça’yı yazılı kaynaklar, “geçmişten günümüze, tarih kokan bir yeryüzü cenneti” diye tanımlamış.
Havası
Suyu,
Denizi
Koyları
Ve 3 ( B ) ile adını duyuran 
Bal’ı
Badem’i
Balığı ile ünlenmiş bütünleşmiş. 
Ünlü coğrafya bilgini Strabon’un ““Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir.” dediğini yazmış araştırmacılar.
Bu cümleden yola çıkarak; kendime de bir pay çıkarsam mı diye düşünmedim dersem, yalan olur.
Datça’da, hangi koya gitsen, Deniz suyu pırıl pırıl!  Tuzlu olmasa, üstüne uzan, pınardan içer gibi kana kana iç.
İşin en güzel yanı, İlçe; Marmaris ve Bodrum gibi kalabalık değil.
Gürültü patırtı yok.
 Yerli ve yabancı turist; varla yok arası bir şey!
 Cadde ve sokaklarda yazlıkçılar daha çok. Türkiye nüfusunun aksine, Datça’da nüfus daha yaşlı; ununu eleyen, eleğini asanlar orada.
Deniz’e genellikle Mercan Kâffede plajlından girdik.
Misafiri olduğumuz, Ağabeyimin evine yaklaşık 200 metre bir mesafedeydi.
Hem eve yakın hem de işletmecilerin sıcak ilgisi başka yer aratmadı.
Şezlonglar rahat, şemsiyeler ideal, Deniz mis gibi…
Şezlonglarda yatıp güneşlenirken, küçük bir araştırma yaptım. Datça’nın kendine özgü, ait şarkısı, türküsü, şiiri var mı baktım.
Her yörenin olduğu gibi Datça Hakkında da yazılmış birçok şiir mevcut. Benim ilgimi  “Marmaris’ten Datça’ya” türküsü çekti.
Sefer Karabulut seslendirmiş.
 Egeye özgü şivesi, müziğin kıvraklığı, sözle saz uyumunu, hareketliliği, içtenliğini görmeye ve dinlemeye değer.
Hatta dinlerken oynarsınız.
“Gökova'dan aşağı
İndim yeşil körfeze
Akyaka'da mola ver,
Yoruldum geze geze.
Marmaris'ten Datça'ya
Ben vurgunum hatçaya
Gelcem dedin gelmedin,
Topalların bahçaya”  diye devam ediyor. Özellikle nakaratlar şıkır şıkır oynatıyor
J..
Vatanımızın 7 bölgesi, dört bir köşesi çok güzel. Gerçekten cennetten bir parça. Onun içindir ki emperyalistler kirli ellerini, üstümüzden hiç çekmiyor ve de anaların gözyaşı her gün sel!
Tatilden söz ederken, şimdi emperyalistler, anaların gözyaşı da nerden çıktı dediğinizi duyar gibiyim.
Nerden olsun?
Datça’da kaldığımız sürede, Mercan kâffe plajına takıldığımızı söylemiştim. Şezlonglarıyla, iskelesiyle ve de yapılan hizmetteki kalitesiyle, güzel bir yer olduğunu da belirtmiştim. O yerin işletmeci Ağrılı bir yurttaşımız. Hani memleketimizde etnik köken sorunu var diyorlar ya, işte o takıldı kafama.
Eğe deniziyle Akdeniz’in buluştuğu yerde, hiç öyle bir sorun yok.
Ayrıca, Plaj’da Udi Yervant’la tanıştım.
Diyarbakır’da dünyaya gelmiş. Sonra İstanbul’a Oradan da ABD’ye gitmiş. 21 Yıl sonra tekrar vatanına/ Diyarbakır’a dönmüş.
Müzik yapıyor.
Türkçe, Kürtçe, Ermenice türküler söylüyor.
Türk Devleti Yervant’a devlet sanatçısı unvanı verilmiş. Yervant’a Devlet Televizyonunda müzik yapıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurduğu laik Türkiye Cumhuriyetinin, kendi vatandaşlarıyla hiçbir sorunu yokken, her bölgesinde, iç içe yaşarken; ülkemizde beka sorunu çıkartan kan emicilerle işbirliği yapanları görmek, onlara fırsat vermemek gerektiğini hatırladım ve beka sorunuyla yatıp kalkanlara da hatırlatmak istedim…



18 Ağustos 2019 Pazar

Ah Deniz Koca Deniz

ah deniz koca deniz
ne çok özlemişim ne çok bir bilseniz
tenin, tenime, değdiğinde anladım hasretini
hatırlıyor musun
seni ilk gördüğüm körfezdeki gençliğini
heyecanlanmış, tutamamıştım uzattığın elini
sonra
kumburgaz da bir kere daha göz göze geldik
işte o zaman yıkıldı, aramızdaki buzdan duvar
konuştu gözler, buluştu eller, birleşti dudaklar
kısa süre sonra İmroz’da
el ele diz dize yine birlikteydik
Bu buluşma da kısa sürdü
gene ayırdı kader seni benden
aramıza Köroğlu beli girdi
uzun çam ormanı aşkımız gölgeledi
ve
karayazı bozkırı Kerem’i kül eyledi
aras nehri hasretliğimize ulaşan tek yol idi
istemeden koptuk birbirimizden yıllarca
su gibi geçti aylar ve yıllar
taaa ki Arsuz’a varıncaya kadar
en uzun birlikteliği orada yaşadık
unutulmaz anıları, yıldızların altında yazdık
gece gündüz demeden el ele göz gözeydik
mavi gökyüzünde
ayı
yıldızı
senin renginle bütünleştirdik
yakamozlarla top oynadık
beş yıl sürdü bu beraberlik
ne zaman kader ayırsa bizi,
bir başka sularda yine birbirimizin olmayı bildik
hatırlıyor musun Side’yi
incecik kumların üzerine uzanıp, yanarken
Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç
Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç”
şarkısını dinlediğimiz o muhteşem günleri
çıplak ayakla dakikalarca yürüdüğün sahili
elbette hatırlarsın
unutulacak günler mi
deniz mavisiyle gök mavisinin seviştiği günler
ah deniz koca deniz
Seninle zaman zaman ayrılsak/ kavuş-sakta
her zaman bir ve beraberiz
bodrum’da
çeşme’de
hatta Özdere’de
ara sıra kaçamaklarımız var
hele şu Datça’da geçirdiğimiz son kısa buluşma
dillere destan.
hatırlıyor musun
gözlerimi kapatıp kendimi kollarına bıraktığım son buluşmayı
ben hiç unutmuyorum
Ne zaman sırt üstü yatsam bıraksam kendimi
Dudakların dudağımda ellerin okşar bedenimi
Biliyorum aklından geçen hasret ve keşkeler-i
Sımsıcak duygularla kolların sardığında bedenimi
Küçük dalgalarınla yüzüme vurduğun her tokat
Kulağıma  fısıldar unutulmaz aşk sözcükleri
tenimde dolaşan yumuşacık ellerin sıcaklığı
ve yüzüme vuran o küçük dalgalar
alır aklımı başımdan
dolunayın, yıldızların arasına uçurur Hayal Denizini gökyüzüne…


HaYal DeNiz’i
16.08.2019 Manisa