23 Ekim 2019 Çarşamba

Küçük Suda Boğulma



 gönül gamlanma
şu yalan dünyada
yağmur yağar
düşer su toprağa
her damla suyun
var akacak bir yatağa
çayır da çimende
toplanan sular
buluşur dere yatağanda
sanma ki
küçük sular dururken
denizde boğulur insan
zordur geçmek
küçük suları her zaman
karşında dururken ayna
bakma yüzüme
istersen görmek
yalın gerçeği
 her sabah kalkınca
bak aynaya
ne sanırsın kendini
sen-misin
aynada gördüğün sima
ulaşacak her damla
er geç ummana
sen sen ol küçük suda boğulma...


Hayal denizi
23.10.2019 Manisa

13 Ekim 2019 Pazar

Demir At On Sekize




Ne çok hızlı dönüyor, şu yalan dünya
Yetişilmiyor yaya, güneşin doğuşuna
İmkânsız engel olmak, yıldızın kayışına
Dönmez durur mu, demir atsak dünya

Gün be gün kar gibi eriyor sermaye
Yıl akıp giderken, sayı artar nedense
Genç ve dinç kalacağını, bilse insan
Koşup durmaz, demir atar on sekizine

Dönüyor dünya, kime ne dönsün varsın
Dalgalanıyor deniz, dalgalansın dursun
 Yelkenleri kapattık,  demir attık ısız koya
 İddialıyız koşmayacağız, yılların ardından


Hayal Denizi
13.10.2019 Manisa

10 Ekim 2019 Perşembe

KARTALIM



                                                                                 

                                                   Kartalım, açmışken kanadını, kırmışken dalı
                                           Al beni de yanına, ne kilim isterim, ne de halı
                                      Ne altın ne gümüş isterim, ne  elmasta gözüm 
                                         Kanatlarında az yer ver,  istemem dünya malı


                            


Hayal Denizi
10.10.2019

6 Ekim 2019 Pazar

KİM DEMİŞ



Bilmem ki kim demiş, kanat çırpamaz diye insan
Kartal olur uçar, düşünce toprağa ten her insan
Çizin Kartalın resmini, makber-imin ayakucuna
Gelen geçen baksın, görsün akıbetini Kamil insan

Hayal Denizi
06.10.2019 Manisa

Yazsam mı Yazmasam mı?



   
                             

Düşünen insan olmak zor dostlar! Teknoloji almış başını gitmiş. Koca dünya, 7 kıta küçülmüş bir köy olmuş.
Nereye gitsen ya bir kuş uçumu, ya da kurşun atımı, dünyayı avucunun içinde taşıyabiliyor, ulaşmak isteyince bir tıkla ulaşıyorsun.
Birkaç hafta önce yolum başkente düştü, gidip gelirken toprağımdan geçtim.
Bizim oraların kaymaklı lokumu, nallı kuzu sucukları meşhurdur. Haşhaşlı çörekleri pek lezzetli, manda kaymağı pek çok ünlü; kaymaklı ekmek kadayıfı ise dillere destan!
Yolculuk ettiğim, Ulusoy otobüs firması, yemek molası verip Kolaylı tesislerinde durunca, dedim ki hadi şu alış veriş merkezini ziyaret edeyim.
Çarşı çok zengin!
Çeşit çeşit lokumlar, Cumhuriyetten, Ahmet İpeğe kangal kangal meşhur sucuklar, müşteri bekliyor.
Üzerindeki etiketin önce resmini çekeyim dedim sonra, laf ederler diye vazgeçtim.
Fabrikalarını sattığımız şekerden üretilen lokumların fiyatlarını görünce dudaklarım uçukladı.
65 ila 80 küsur lira arasında değişik tat ve nefasette lokum, vitrinde müşteri/ ya da alıcısını bekliyordu.
Sucuklar 72, 99 Tl İçine ne koyduklarını merak ettim ve Hemşerim; sucuklarda Sırbistan’dan ithal edilen helal sertifikalı et var mı diye takıldım…
Gülümsemekle yetindi.
Cevap vermedi.
Ben anlayacağımı anlamıştım.
Daha çok üstüne gitmenin bir anlamı yoktu. Bir kilo lokum, aynı AVM de satılan bir kilo petek baldan daha pahalıydı.
Müşterilere baktım, sadece seyrediyor, sonra eli boş geri çıkıyordu. Haa yalan söylemeyim, lokantada tanesi sekiz TL’ye satılan gözlemenin ve de bir bardak çayın alıcısı oldukça çoktu.
İşte memleketin ahvali, hal ve gidişatı böyleyken, TÜİK Eylül 2019’da enflasyonun düştüğünü açıklayıverdi.
Düşüş ve artış oranlarını buraya alıp, canınızı sıkmak istemem.
Hepimiz zaten oynanan orta oyununu yakından izliyoruz.
Varsın, Pişekâr ve Kavuklu ve çok sayıda ki figüran karakter oynamaya devam etsin.
Bizde iPod’umuzu açalım; Âşık Mahzuni Şerif’ten ,
Milletin sırtından doyan doyana,
Bunu gören yürek nasıl dayana,
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Bilmem söylesem mi söylemesem mi” Türküsünü, dinleyelim.
Ve Mahzuni’yi dinlerken, yalanı, dolanı, talanı ciddi ciddi düşünelim. Sonra, Kuran’ın ifadesiyle birazcık akıl edelim. Aklımızla alay edenleri bir köşeye not düşelim.
Ne dersiniz?
Haklı mıyım, haksız mı?

9 Eylül 2019 Pazartesi

Çözülsün Buz Kış Bitsin


   
   

Bir mucize isterim, dönmesin dünya dursun
Gerçekleşsin hayalim, güneş batıdan doğsun  
Koyun kuzu bahara,  güle oynaya çıksın
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize

Bir mucize isterim, kış yaz hep bahar olsun  
Dalgalanmasın Deniz, dingin sütliman olsun  
Gece gündüz korkusuz, martılar kanat çırpsın
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize 

Hava sis duman bora, yaz ortası kara kış
Belli değil dost düşman, kader mi bu nasıl iş
Sökmeyecek mi şafak, doğmayacak mı güneş
Çözülsün buz kış bitsin, aksın ırmak denize 


Necati Kavlak
09.09.2019 Manisa


4 Eylül 2019 Çarşamba

Kalk Ayağa Kadın!




Yazı başlığını özellikle seçtim.  İstedim ki bu nasıl ifade ya da başlık deyin, fırlayıp kalkın ayağa ve beni topa tutun...
Kadın benim anam!
Bacım!
Eşim!
Kızım!
Gelinim!
Torunum!
Say sayabildiğin kadar, kuzenim, yengen, komşum, hemşehrim soydaşım, ırkdaşım, dindaşım velhasıl o bir İnsan!
Yalnız benim mi?
Elbette hayır sizin hepinizin, hepiniz derken dünya insanlığını kastediyorum.
Eski eşi tarafından, çocuğunun gözleri önünde hunharca öldürülen Emine Bulut cinayeti; Türkiye’nin gündem değiştirmişti.
O günden bu güne, şimdi de değişen bir şey yok!
Emine Bulut cinayetinden sonrada, gündemi değiştiren cinayetlerin ardı arkası kesilmedi. İsim isim yazmaya hacet var mı?
Sizde benim kadar takip ediyorsunuz…
Yalnız cinayet mi?
Gazeteler manşet olan acı haberlerin ardı arkası hiç bitmiyor. İstatistiklere göre “2015 ile 2018 yılları arasında bin 559 kadın öldürülmüş”
Bugün de gazeteler,  Samsun’da bir aylık bebeğin beşiğinde ölü bulunduğunu,  daha kırkı bile çıkmamış anne Emine’de,  yatak odasında kendini asarak hayatına son verdiğini manşetine taşımış.
Bu olaylara, adli olaydır olur, gözüyle mi bakmalı; yoksa bize neler oluyor, nereye gidiyoruz, diye kendimizi sorgulamalı mıyız?
Bence Türk kadınına yeni bir format atma zamanı.  Şimdiye kadar öğretilenler, resetlenmeli gerçekler doğru öğretilmeli.
Mesela?
Kadın erkeğin ege keminden yaratılmamıştır.
Allah Kadını ve Erkeği kâinatı yaratmadan önce, esmayıhüsnâsından yaratmış,  yaratığı insanlara melekleri secde ettirmiş ve  Elestü Bi Rabbiküm” bensizin rabbinizim demiş, kendi ilmini daha o gün; yarattığı kadın erkek ayrımı yapmadan Rab sıfatıyla insana öğretmiş ve kendine halife seçmiştir.
Kadın erkek, dinli dinsiz yaratılan bütün insanların Allah’ın ruhunu taşıdığını söylememe hacet yok dersem hata etmiş olmam herhalde.
Allah katında erkek hangi konumdaysa, kadında aynı konum ve değerdedir demek için neyi bekliyoruz?
Hatta daha ileri gidip, Hz. Muhammed’in Cennet anaların ayakları altında sözünden ilham alarak, kadın olmasa erkek olmaz, insan da olmaz dersek yanlış mı söylemiş oluruz?
Kadına erkeğinin üç adım arkasından yürüme fikri tersine çevrilmeli.
Çarşafa gömülme âdeti yok sayılmalı.
Kadın evinde, kafesli pencere arkasında oturur, çocuk bakar zihniyeti silinmeli.
Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin; atasözü hem lügatten silinmeli hem de kullanılması önlenmeli.
Elbette söylenecek çok şey var. Hepsini bir çırpıda söylemek yazmak kolay değil. Benim sözüm kadınlarımıza.
Kopun şu cemaat, tarikattan söylemlerinden kopun!
Kadını   insan yerine koymayan, ikinci sınıf insan muamelesi yapan, din tüccarlarının kurduğu ticarethanelere eşinizi, çocuklarınızı göndermeyin..
Allah’ın dini bir!
Ona gidilen yol tek değil!
Hatta Allah sizden uzak da değil. Şah damarınızdan daha yakın. Konuştuğunuzu işitiyor. Kalbinizden geçeni biliyor.
Silkinin kalkın ayağa!
Allah âlimdir, âlim olanı sever, Allah ile aranıza kimseyi sokmayın.  Güneşle dünya arasına ay girince, dünya nasıl karanlık oluyorsa, Allah ile kul arasına şeyh, şıh- hacı hoca girince insanın karanlıkta kalacağını unutulmamalı.
Ve son söz!
Kara günler bitsin isteniyorsa, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetine, laik parlamenter sisteme,  sahip çıkılmalı.
 Türk kadınlarına verilen haklardan asla vazgeçilmemeli.  Din Allah’ındır.  Allah ile kul arasına girmek isteyenlere fırsat verilmemeli.
Bana değmeyen yılan bin yaşasın felsefesinden vazgeçmezsek, ülke gündemini değiştiren kadın cinayetleri, tecavüzler, çocuklara tecavüz ve taciz haberleri manşetten asla düşmez.
Ya eşinizle yan yana kol kola el ele yürüyeceksiniz, ya da eşinizin üç adım arkasında yürümeye razı olacaksınız.
Unutmadan bir şey da!
Sizi, yani kadını hunharca öldüren, tecavüz eden, taciz eden tüm erkekleri siz doğurdunuz; siz büyüttünüz.
Hiç düşündük mü nerede hata yaptık diye?