Akan sular, esen rüzgar, durdu!
Cumhuriyeti M. Kemal Kurdu.
Şimdi Parsel parsel satıyorlar
Cennet vatanı o güzelim yurdu...
Dünya kamuoyunun, nefesini tutarak izlediği, ABD'deki
başkanlık seçim sonucu; resmi olmasa da, filen açıklandı.
Oturup düşünelim mi, yoksa kendi kendimize yüksek
sesle bazı sorular yöneltip, cevap mı
arayalım…
Mesela!
-Okyanus ötesindeki seçim yarışı, Joe Biden ipi
göğüslemesiyle, ABD dâhil, dünya ülkelerine, derin bir nefes aldırdı, kocaman bir
oh çektirip, rahatladı mı?
-Joe Bide’nin ABD Başkan seçilmesi ve başkanlık
koltuğuna oturmasıyla…
-Irak’ın işgali sona erecek mi?
-Suriye’deki Coniler ABD’YE geri dönecek mi?
-36 Yıl önce Türkiye’nin başına bela edilen, PKK teröristlerine;
TIR dolusu yapılan silah yardımı kesilecek mi?
-İsrail,
işgal ettiği Filistin topraklarını boşaltacak, Kudüs’ü başkent ilan etmekten vazgeçerek, geri adım mı atacak?
-Afrika’daki açlık, yoksulluk bitecek, sona mı erecek?
- ABD Silah Sanayisinin kapısına kilit mi vuracak?
- Silah üretimine harcanan para; kalkınmamış/ geri kalmış/ az gelişmiş ülkelere
yardım olarak mı dağıtılacak?
-Ne abuk sabuk soru bu sorular değil mi?
Sizde sayfalara sığmayacak kadar çok, aklınıza
gelen soru ekler, cevap arayabilirsiniz.
Lakin ne
kadar çok soru sorarsak soralım, alacağımız cevap tek ve hiç değişmeyecek.
Kocaman bir HAYIIR!
Öyleyse niçin bütün dünya ülkeleri, ABD yapılan
seçime kilitlendi?
Bilirsiniz…
Bizim “ha hasan, ha kel
hasan” diyen bir atasözümüz var.
Bu Atasözü, ülkemiz ve bütün dünya ülkelerinin merak
ve heyecanla sonucunu beklediği seçimin, tek gerçekçi yorumu.
Aslında ben
klavyenin başına geçerken, makale başlığını seçerken, biz bu filmi daha önce
görmüştük demek, ülkemizde kısa süre önce gerçekleşen yerel seçimlerdeki,
uygulamaları hatırlamak ve hatırlatmak için bilgisayarın başına geçip oturmuştum.
Sorular klavyenin tuşlarına dokunurken kendi gelip, istenmeyen misafir im oldu.
Öyleyse gelin, hep birlikte hatırlayalım.
31 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen, İstanbul yerel seçimlerini, seçim akşamı, iktidar partisinin sandıklar da sayım
bitmeden, basın toplantısı düzenleyip kazandık
çığlıklarını ve toplu demeç verenleri; hafızalarımızda
canlandıralım.
Seçim sonuçlarına yapılan
itirazları gözlerimizin önüne getirelim ve sonra ABD Başkanı Trump’ı basından
izleyelim.
Daha oy verme
işlemi bitmemiş, oy sayımı sona ermemiş.
Başkan Trump, “daha ilk gün, seçimi biz kazandık diyor.
Zaferini ilan ediyor.
Biz bu filmi kısa süre
önce izlememiş- miydik?
Ve bu gün resmi
olmayan seçim sonuçları açıklandı.
ABD yeni
başkanı Joe Biden!
Demem o ki, daha önce bizimde yeşil çam yapımı
diye izlediğimiz filmin, senaryo yazarı, Birleşik devletlermiş.
Biz Yeşilçam kaynaklı zannedip kendi kendimizi
kandırmışız.
Diyorum ki, siyaset ve siyasetçide biraz dürüst,
biraz da ahlaklı olmalı. Ağzından çıkanları
kulağı duymalı! Tükürmeden önce, geri yalayıp yalamayacağını hesaba
katmalı. Sonradan yalayacağı tükürüğü,
yere tükürmek yerine yutmalı. Tükürdüğünü yalamak hiç hoş bir şey değil.
Haksız-mıyım?
Arsuz’da güneşli günler çoğalmış,
baharın ayak sesi duyulur olmuştu. Badem ağaçları, meyveye yatmış, yenidünya
manav tezgâhlarında yerini almıştı. Yol kenarları papatya, yavruağzı, ebe gömeci
çiçekleriyle bezenmişti.
Karakol’da rutin işler doludizgin koşuyor, sahil koruma ya da
kaçakçılıkla mücadeleye ara verilmeden devam ediliyordu.
Hafta içi bir gün öğleden sonra, Takım komutanlığı telefonu
uzun uzun çaldı. Doruk avizeyi kaldırıp alo dediğinde, Arsuz bölge şefliği
başkâtibi Kocaoğlu telefonun öbür ucundaydı.
Telaşlı bir ses tonuyla;
-Komutan şimdi elim bir ihbar aldım.
-Işıklı köyü bölgemizde orman yangını çıkmış.
-Arsuz Orman Bölge Şefliği olarak biz olay yerine intikal
etmek için hazırız. Bir kısım Orman muhafaza memurlarını yangın bölgesine sevk
ettik.
-Sizi bilgi vermek için aradım.
-Olay yerinde görüşürüz diye ihbarda bulundu ve kapattı.
Doruk, Bolu Kıbrısçık ilçesinde de vukua gelen orman
yangılarına, müdahale etmiş, bu konuda deneyimliydi…
İhbarı alır almaz, Telefonun manyetosunu çevirdi, Bucak PTT
memurluğundan doğrudan İskenderun İlçe J. Bölük Komutanını rica etti ve aldığı
ihbarı, Bölük Komutanına arz etti.
Olay yerine hareket için hazırlandığını, gelişmelerden fırsat
buldukça bilgi vereceğini ifade etmeyi de unutmadı.
İhbarı alır almaz, olaya müdahale edecek devriye için
hazırlığını yapmış, kaç kişinin görev alacağını, belirlemiş, onlara
hazırlanması için talimatını da vermişti.
Dosyasından Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesinde;
görev alacak memur ve mükelleflerin listesini dosyasıyla birlikte yanına aldı
ve Olay yerine hareket etti.
Önce Haymaseki, sonra Konacık Ve Işıklı köylerindeki, 18/ 50
yaş arasındaki bütün erkekleri, köy korucuları nezaretinde yangın mahalline
sevk ettiğinde, gün batmış hava kararmaya başlamıştı.
Doruk ve devriyesi yangın mahalline ulaştığında, yangını
söndürmek için hummalı bir çalışma göremedi. Mükellefler, sanki iş olsun diye
oradaydılar. Canhıraş çalışan kimse yoktu aralarında. Yangın çok hızlı yayılıyordu.
Çam kozalakları ateşin etkisiyle kurşun gibi patlıyor, 100/200 metrelik
mesafelerden ormanı tutuşturuyordu. Bu durum mükelleflere yangının ortasında
kalma korkusu yaşatıyordu.
Deniz kıyısından başlayan yangın, eteklerden Amonos sıra
dağlarının zirvesine doğru; tepe yangını olarak, hızla yayıldı.
Orman bölge şefliğinin müdahalesi, Köylerden sevk edilen
mükelleflerin çabaları, yetersizdi.
Yangın gece boyunca devam etti.
Köylerden mükellef olarak toplananlar, eğitilmemiş, nasıl
yangına müdahale edeceğini bilmediği gibi, yangının alıp götüreceği değerleri
de önemsemiyordu. Sırf bu yüzden olaya canla başla müdahale etmekten
kaçındıkları gözlerinden iş tutuşundan okunuyordu.
Bir kısmının yangın yerinden kaçmasıysa başlı başına
skandaldı. Sabaha kadar dağın bir yamacı yandı kül oldu. Amonos ’un sırtlarına
varınca yangın kendiliğinden kontrol altına girdi.
Şafak sökünce, gün ışığı yangın yeri aydınlandığında, yanan
çamların görüntüsü, içler acısıydı. Doruk ve Orman bölge şefliği görevlileri
üzgün baktılar yangının geride bıraktığı kalıntılara.
Masum bakmaktan başka yapılacak bir şey yoktu. Yangın yerini
orman bölge şefliği görevlilerine, bıraktı karakola döndü. Işıklı köyü
mıntıkasında vukua gelen orman yangını hakkında yaşananları detaylı rapor edip
yazılı gönderdi. Yangının çık nedenini, orman mühendisleri inceleyecek, çıkış
sebebi bilirkişi gözüyle, açıklanacaktı…
Şiirin
Hikâyesi
“ İzmir’de 6,8 şiddetinde bir deprem,
çok geçmiş olsun Müslüman halkı.
Ya rabbim İzmirliler gibi zinaya ve nefsime değil
seccademe
köle et beni. Âmin” (Basından Alıntı)
Her kim ki sevinmiş oh
olsun demişse felakete
Çırpınmasın boş yere İnsan değil o bir
kefere
Zincir taksan boynuna çıkartsan hayvan pazarına
Boşa gider gelir çıkmaz alıcı her
seferinde
Hayal Denizi
01.11.2020
Ne oldu sana sarı tosunum
Kime kızdın
Kuyruğunu mu salladın
Başını mı oynattın
Sokağa döküldü çoluk çocuk
Kadın kız
Yaşlı genç
Küçücük bir hareketinle
Kattın Ege’yi
Marmara'yı birbirine
Korktu efeler
Kızanlar
Geldi yüreği ağzına
Kim bilir
Birçoğunun elliği düştü
Olmaz çocukları gari
Bundan sonra
Bir sorum var
Sarı tosunum kızıl öküzüm ikinize
Ayağını bastığın taş mı oynadı
Yoksa
Taş düştü mü
Sırtından balığın yere
İstemeyerek mi yaşattın
Büyük korkuyu geline kıza
Nasıl güvenecek
Kızan/ efe size
Koyamasın mı başını yastığa
Korkusuzca
Bundan böyle
Azıcık yürek ve Mertlik varsa
Uzatma lafı
Gevelemeden şimdi söyle.
Hayal Denizi
30.10.2020
Hayal Denizi
30.10.2020
Türk milleti, birey kimliğine
kavuşalı, yıllar su gibi akmış, zaman yel değirmeni gibi dönmüş, koskoca bir
asır geride kalmış…
Ne demişti şair?
“Yıllar ne çabukta geçiyor günler arasından.”
Hâlbuki 100 yıl ya da bir asır, insan ömrü için uzun bir zaman dilimi! İnsanoğlu
yüz yaşına kadar yaşasa, şapkasını havaya atar, arkasından iki elde silah sıkar…
İnsan ömrü için, uzun sayılan 100 yıl: bir devlet için, kırkı çıkmamış
bebek denecek kadar kısa.
Onun içindir ki, Cumhuriyetin
taşları daha yerine tam oturmadı.
Taşlar yerine oturmadığı için, “Ne Mutlu
Türküm Diyemeyenler” iktidar olunca, cumhuriyetin fabrika ayarlarını kurcaladı.
Temel taşlarının dibini oydu.
Dibi oyulan temel taşları, diş eti çekilmiş azı dişleri gibi ağrı ve sancı
içinde.
Daha düne kadar, Türk milletinin bir ferdi
olmaktan gurur duyan, Anayasal Haklarıyla övünen kadim millet,
derdest edilmiş, Anunnakilerin uzay gemilerine bindirilmiş; ışık hızıyla, cahiliye
dönemine doğru, güle oynaya gidiyor.
Az kaldı!
Yolculuk bu hızla devam ederse, Türk
Milleti Allah’ın halifesi olma kimliğinden kopacak. Ümmet sıfatına terfi
edecek.
Kısaca hatırlayalım.
29 Ekim 1923’de İlan edilen Cumhuriyet Türk milletine
ne verdi?
-İlk önce sen insansın dedi,
insanlığını hatırlattı!
-Birey olmanın, Soyadı taşımanın
yolunu açtı.
-Türk’ü Türk’le tanıştırdı.
-Anayasal, eşit vatandaşlık kimliğine,
kavuşturdu…
-Egemenliği, bir ailenin elinden alıp;
kayıtsız şartsız Millete devretti.
-Kadına, sende insansın, seçebilir -seçilebilirsin
dedi.
-Şeriat düzeninden, çağdaş hukuk sistemine
geçişin raylarını döşedi.
-Karanlığa mum yaktı, uygarlığa giden
yolu aydınlattı.
-Laikliğin temelini attı, Din ve Vicdan
Özgürlüğünün yolunu açtı.
- Eğitimde
fırsat eşitliği, düşünce özgürlüğü, hak arama, hukuk önünde eşitlik vs vs…
Saymakla biter mi?
Biliyorum, benim kısaca yazdıklarımdan çok daha
fazlasını, siz benden iyi biliyorsunuz. Kısa kes, Aydı havası olsun; tereciye
tere satma, dediğinizi işitiyorum
mimiklerinizi de görüyorum.
Benimki
ne bilgiçlik taslamak ne de ukalalık etmek. Muhasır medeniyete giden yola, Mustafa
kemal Atatürk’ün, yaktığı mumlardan sönenleri; yeniden tutuşturmak.
Yolu kapatan lastik patlatanlara ve bariyere dikkat
çekmek!
Saltanata giden yolu açan, trafik işaretlerinin
istikametini; Cumhuriyetin fabrika ayarlarını göstermesi için düzeltmek.
Düzeltebilir miyim?
Makalenin başlığı ve görsele koyduğum Topal
karınca hikâyesi sorunun cevabı olur diye düşündüm.
29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
Açmış dalında
gül, uzandı; battı eline diken
Ayağı yalın
başıkabak, battı çoban çökerten
Perişan üstü
başı, açtı bu gece, açıkta yattı
Kükresin milletin efendisi , saltanatı devirsin
Hayal
Denizi
25.10.2020