18 Mart 2017 Cumartesi

Kopyala Yapıştır /2



Atatürk'ün Tüylerinizi Diken Diken Edecek ve Gururla Okuyacağınız  Az Bilinen 16 Anısı Sadece  kopyaladım ve yapıştırdım.

Daha açık söylemem gerekirse; akademik deyimle, İntial ettim. Keyfle okuyacağınızı biliyorum.

                  ''Oradan Böyle Geçilir''

Salih Bozok anlatıyor:
İngilizler Çanakkale'de Anafartalar Grubu'nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe'yi tutmak lazımdı. Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkân görülmüyordu. Kireç Tepe'yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu, askerin arasına karıştı ve sordu:
''Niçin geçmiyorsunuz? '' İçlerinden biri cevap verdi:
''Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !'' Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden:
''Oradan böyle geçilir!'' dedi ve ileri fırladı. Mehmetçik artık durur mu? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.
Okuduğunuz bu anı Mustafa Kemal Atatürk'ün Yiğitliğini, Cesaretini; Vatan sevgisinin büyüklüğünü anlatmaya yeter ve artar. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Ham hayaller üzerine inşa edilmediğini görmeye yeter. 
Zira 16 Nisan'a 30 günden az kaldı. 

Ya Cumhuriyete sahip çıkacak ya da çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini, karanlık bir kuyuya atacağız.
Gelecek kendi ellerimizde. Özgürlük bir serçe gibi avuçlarımızın içinde korkuyor: avucumuzu sıkıp öldüreceğiz diye tir tir titriyor…

Kopyala Yapıştır-1

Kopyala Yapıştır

Atatürk'ün Tüylerinizi Diken Diken Edecek ve Gururla Okuyacağınız  Az Bilinen 16 Anısından Sadece birkaçının  kopyaladım ve yapıştırdım.

Daha açık söylemem gerekirse; akademik deyimle, İntial ettim. Keyfle okuyacağınızı biliyorum.

1. ''Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi?''
Muallimler Ankara'da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.
Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi'ye şikayete giderler. Gazi kızarak:
''Kimmiş muallimler cemiyet reisi? Çağırın onu!''der. Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle ona çıkışır:
''Siz Muallimler içtimada ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?'' Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir beşaretle gülmektedir. Sarıklılar neşe içinde iken, Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam eder:
''Olur, şey değil, olur şey değil! Mazhar müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışır:
''Efendim vallahi...''
''Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaya muallime hanımları da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımlarının faziletine mi? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?''

Okuduğunuz ilk anı bile; çağdaş Türkiye için vazgeçilmez bir ibretlik olaydır.
Zira 16 Nisan'a  30 günden az kaldı.
Ya Cumhuriyete sahip çıkacak ya da çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini, karanlık bir kuyuya atacağız.

Gelecek kendi ellerimizde. Özgürlük  bir serçe gibi avuçlarımızın içinde; avucumuzu sıkarak öldürmemiz den korkuyor, tir tir titriyor.

17 Mart 2017 Cuma

AĞRI DAĞINDAN ESEN YELLER



Ağrı dağından esen yeller
Tutak Karayazı Pasinler
Aziziye tabyasına gelince
dur
nene Hatun'a eğil selamı ver
Erzurum Aşkale yol uzun
Erzincan’da eğlen mola ver
kar yağıyor ince ince
Sivas göründü şuracıkta işte
halay çekiyor genç kızlar
el sallayıver görünce
Yıldızeli Köroğlu beli
Tokat sana ne demeli
Erbağ’ı görmeden geçmemeli
Amasya’ya daha çok yol var
yeşil ırmak ılgın ılgın akar
Konak penceresinden Şiir’in bakar
Gönlünü kaptırmıştır Ferhat
Kalbi çarpar yüreği alev alev yanar
delik deşik Amasya’da hala dağlar
her taş da kazma kürek yarası var
Ağrı dağından esen yeller
geçtiğin yollarda şarkı söyleyiver
Çorum Kırıkkale ince uzun yollar
Ankara’ya gelince öp beni
aşkını kulağıma fısıldayıver


03.06.208
Necati Kavlak
Manisa

16 Mart 2017 Perşembe

KİM KAZANDI/KİM KAYBETTİ


Aşağıdaki Makaleyi 10 Ağustos 2014 tarihinde yazmıştım. İsterseniz bir göz atın.  Türkiye 10 Ağustosta kaybetti, 16 Nisanda kaybetme lüxü yok! Bu sefer kaybederse geri dönüşü de yok!
                                        KİM KAZANDI/KİM KAYBETTİ
Cumhur Başkanlığı seçimlerinin üzerinden tamı tamına 1 hafta geçti. Seçim sonuçları net kesinleşti! Kazanan ve kaybeden değerler de ortalıkta cirit atıyor.. 
Siyasi parti liderleri, köşeye yazarları, fikir adamları; kamuoyu yoklaması ile milletin nabzını tutanlar: her kim varsa, düşüncesini paylaştı. Eteğindeki taşı öyle ya da böyle döktü, rahatladı.
Yalnız ben bir hafta sustum!
Düşüncemi paylaşmadan önce fırında sebzeli kuzu külbastı bile yaptım ve onu beğenilerinize sundum, paylaştım.
Şimdi seçim sonuçları hakkında konuşmayı, yazmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Sahi seçimleri kim kazandı veya kim kaybetti?
Gelin laga luga etmeden, diplomatik dil kullanmadan; fincancı katırları ürker kırılan olur / düşer ayağı incinir demeden, iktidara yağ çekmeden, muhalefete göz kırpmadan dobra dobra konuşalım mı?
10 ağustos Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti için çok önemliydi. Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar Olacaktır' dediği devletin bekası oylandı.
Netice mi?
Hepinizin bildiği gibi netice çok açık ve net orta yerde! Bu genellemeden sonra şimdi madde madde kim kazandı, kim kaybetti kıvırtmadan yazalım ve paylaşalım.
- Otoriterleşme kazandı - Demokrasi kaybetti
- Külhanbeylik kazandı - Beyefendilik kaybetti
- Yalan- dolan kazandı - Dürüstlük kaybetti
- Hırsızlık/Sahtekârlık kazandı - Doğruluk/ samimiyet kaybetti
- Adaletsizlik / hukuksuzluk kazandı - Adalet ve hukuk kaybetti
- Bölücülük kazandı - Bütünleştiricilik kaybetti
- Ahlaki değerler kaybetti - Ahlak/ erozyonu kazandı
- PKK kazandı -A.P.J kaybetti
- Kandil ve İmralı kazandı - TC kaybetti.
- IŞİD kazandı - Türkmenler kaybetti
- İsrail kazandı - Türkiye kaybetti.
Kazanan ve kaybeden hanesine yazdıklarım benim bir çırpıda aklıma ilk gelenler. Siz kaybeden ve kazanan hanesine aklınıza gelen daha birçok değerleri ilave edebilirsiniz.
Daha dün, Vana tayin edilen bir polis memuru arkadaşımla sohbet etme imkânı buldum. Polis memuru 2014 atamalarında Vana tayin edildi. İlişiğini kesip göreve başlamak için yeni görev yerine gitti. Evini, çoluk çocuğunu götürmek için izinli olarak geri döndü..
Kendisine eğip bükmeden sordum! Van'da Türk devleti var mı? Güldü, var dersem yalan söylerim, yok desem Zülfüyâr'a dokunurum. Yok, ağabey yok dedi.
Olmadığını zaten biliyordum. İlave etti, terörün olmadığı bir gün de yok! Polis, Jandarma, Asker müdahale edemiyor. Müdahale edilmesi için izin/emir vermiyorlar diye de ekledi.
Tunceli de 2 astsubayın şehit edildiğini, basının bu olayı haber yapmadığını da ekledi..
Hepimiz biliyoruz, IŞİD'le ilgili haberler mahkeme kararı ile sansürlenmişti. Demek ki kaybeden hanesine basın özgürlüğünü/ kazanlara da sansürü ilave etmeliyiz.
1925 yılında Mustafa kemal Atatürk Musul ve Kerkük petrol bölgesini Misakı milli sınırlarına katmak için diplomatik çalışmalara ağırlık vermişti.
İngiltere Atatürk'ü bu ısrarından vazgeçirmenin yolunu, Şeyh Sait'i isyan ettirmekte buldu. Bu gerçeği bilmeyen devlet adamı olur mu? Bence olmaz, olmamalı!

10 Ağustos seçimlerinde Şeyh Sait'de kazanlar arasına dahil oldu. Zira Diyarbakır Büyük şehir Belediye Başkanı bu teröristin adını Dağ Kapı meydanına verdi. Çok yakında "Dağ Kapıya" heykelini de diker.
İsterim ki bu yazı tarihe şahitlik etsin!
İmralı'daki bebek katilinin büstünü yakında Urfa'da göreceksiniz dersem, kahin olmam değil mi?
Onun için üstüne basa basa diyorum ki Kaybeden Türkiye'dir, kazanan 1915 yılında Türkiye'yi işgal eden müttefikler.
Ne demişti Mustafa kemal Atatürk? ' Geldikleri Gibi Gidecekler' her gecenin bir sabahı var sözü de bizim.
Unutmadan ilave edeyim, yazıyı kaleme alırken 'FLAŞ HABER' olarak Katar Muhalefetinin açıkladığı Türkiye'nin IŞİD 1.375. 000 dolar ödemesi ile ilgili haber İnternet'e düştü. Haberin detayını oradan okuyun ve başınızı iki elinizin arasına alın iyi düşünün.
Sizce Kim Kazandı Kim kaybetti


Keçi Ada’sı Ve (?) İşareti





Milli kimliğini kaybetmemiş, Türkiye sevdalısı, vicdanı hür, düşüncesi hür; kalemi özgür; ne kadar yazarçizer varsa, hepsi seferberlik ilan etti! Yunanistan’ın küstahlığını yazıyor. İktidarı topraklarımıza sahip çıkmaya davet ediyor.
Ege denizinde Yunanistan 18 Adamıza sahiplenirken, iktidar ne yapıyor? Millete ninni söylüyor, milleti uyutacağım derken; kendi mışıl mışıl derin uykuda.
Bir de AB ülkelerine savaş ilan ettiler, bakanı ayrı, başbakanı ayrı cepheden saldırıyor.  Hâlbuki gelinen nokta sürpriz değil ki kendi eserleri. Hani çok kullandığımız, “iğneyi kendine batır, çuvaldızı başkasına” atasözü var ya o hesap!
Önce kendin demokrat olacaksın, sonra başkalarından demokrasinin gereğini yapmasını isteyeceksin.
Öyle Rabbena Hepbana diye bir şey olmaz.  Olmadığını zaten yaşayarak hep birlikte görüyoruz.
Bir de içimizde kuşku aklımızda hep soru işareti var. Acaba bu gerilim de iktidarın bir oyunu mu? Bu soru işaretini de elleriyle diktiler, kendileri sulayıp yeşertiler.
Her neyse!
Memleket, dört bir yandan düşman kuşatması altında inim inim inliyor. İktidarsa cumhuriyetin temellerini kazımaya, cumhuriyeti tahrip etmeye; demokrasiyi yıkmaya; hukuku yok etmeye yemin etmiş.
Bir adım geri atmıyor.
Hem de kadim Türk milletinin gözlerinizin içine baka baka gerçekleri gizleyerek, doğruları saptırarak.
Tırnak içindeki “Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopoulos, 7 Mart Salı günü işgal altında tuttukları Muğla Keçi Adası'nı ziyaret (!) etti.” Cümlesi Yeniçağ Gazetesi köşe yazarı Ahmet Takan’ın! Takan, Keçi Adası’ndaki ziyaretle ilgili iddialarını, olay yerinde çekilmiş birçok resimle de güçlendirmiş.
Ben daha çok detaya girip çok vaktinizi almak istemem.
Bu çarpıcı iddiaları öğrenmek isteyen için tüm haber ve yazılar, iki parmağınızın ucunda, bir tık ötede.
İstiklal Savaşı gazisi, aydın Cumhuriyet kadını, Halide Edip Adıvar’ın İstiklal Savaşı sırasında; Türk edebiyatına kazandırdığı “Türk’ün Ateşle İmtihanı” deyimi sanki bu günler için söylenmiş!
Allah hiç bir milleti ateşle imtihan etmesin.
İşimiz zor!
Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal Savaşı sırasındaki; “Ateşle İmtihanı “30 Ağustos zaferi ile taçlandırdı.
 Ve millet İmtihandan zaferle çıktı! Bir daha Ateşle İmtihan edilmeyelim diye de,  Türkiye’nin siyasi rejimi Cumhuriyet olarak seçildi…
Bir şey daha var ki bu gerçeğin altı çizilmezse, bu yazı eksik kalır.
Atatürk bir daha Ateşle İmtihan edileceğimizi de düşünmüş: Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır ve bu cümleyle uyarmıştır.
Bu kadar sözden sonra, kadim Türk milletinin gözünden saklanan,  birçoklarımızın görmek ve inanmak istemediği, bazı çarpıcı gerçekleri,16 Nisan’da sandığa gitmeden önce hatırlamakta yarar var!
 Türkiye’de kökenleri en çok merak edilen, araştırılan ve haklarında ciltlerle kitap yazılan; yorumlanan suçlanan birçok iktidar mensubunun varlığı kimse için sır değil.
Onlarla ilgili, “Rum mu? Ermeni mi? Gürcü mü? Yahudi mi? Olduğu hakkındaki görüşler tartışmalar: uzun uzadıya sürüp gidiyor.
Ayrıca 13 Kasım 1918 de RİZE merkezli Rum’ların isyanı ile kurulan; RUMPONTUS hükümdarlığı da tarihi bir gerçek.  RUMPONTUS hükümdarlığın 13 Kasım 1918 den 15 Aralık 1925 yılına kadar BAĞIMSIZ DEVLET olarak yaşadığını ve 1925 Yılına kadar kendilerini yönettikleri de ayrı bir hakikat.
Şimdi sıkı durun! RUMPONTUS hükümdarlığı, 1923 de Ülke işgalden kurtulduktan sonra ATATÜRK’ÜN emriyle HAMİDİYE savaş gemisini 15 Aralık 1925 tarihinde, denizden müdahalesi; karadanda TÜRK ordusu kuşatmasıyla yıkılışı da tarihi bir vakıa!
Şaşırdınız mı?
Bu kısa tarihi bilgilerin, ışığı altında; günümüzde yaşanan; Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı nasıl analiz edilmeli?
-Rize Belediye Başkanının Atatürk Anıtını kaldırılması…
-Anayasa’da yapılan 18 Maddelik değişiklikle;
-Parlamenter sistemin kuşa çevrilmesi;
-Kuvvetler artılığının canına ot tıkanması ardındaki gerçeği görmek için filozof  Descartes olmaya ihtiyaç var mı?
Bu kısa analizden sonra, kendi kendimize Eşek adası ile ilgili bir soru daha sormak vacip oldu.
Sahi EGE Deniz’indeki 18 adamıza Yunan işgaline iktidar niçin kör ve sağır bakıyor, niçin hiç ses çıkartmıyor?
Bu soruya verilecek cevap ve yorum elbette siz değerli okuyucunun!
Atatürk “Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.” Demiş!
Daha ne desin?
Yattığı yerden kalıpta kulağınıza ne söyleyeceğinizi söylesin mi istiyorsunuz.
Hâlbuki Atatürk,  Cumhuriyeti ilan ederken; bu gün ne yapmamız gerektiğini peşinen söylemiş: Cumhuriyeti Türk Gençliğine emanet etmişti.
Bakın, Falih Rıfkı Atay  bize Kurtuluş savaşından nasıl sesleniyor? “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak,şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı'nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu'nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zafer'ine borçluyuz”
Türk Gençliğinin,  Atatürk’e cevabını hep birlikte bir daha hatırlayalım! 16 Nisan’da Türkiye Cumhuriyetini korumak Türk Gençliğiniz Mustafa Kemalle verilmiş sözü;  tutulması gereken namus borcudur.


Uçmak İstiyorum Tek Başıma

              


İçimde kimseye açamadığım bir kuşku yeşerdi savcı bey
Korkuyorum dışa vursa kırağı düşer solar belki savcı bey
Eskiden kar yağsa kızakla  gezerdik böyle korkak değildik
Şimdi ne değişti  çiğden kırağıdan  korkar olduk savcı bey

Gizemli kara bulutlar gökyüzünü mekân tutmuş savcı bey
Karmı yüklü dolumu yağacak  poyraz  sert esiyor savcı bey
Badem çiçek açtı  erik meyveye yattı  kır  çiçekleri  açacak
Kara yel esiyor her yer ayaz gidiş iyi gidiş değil savcı bey

Uçmak  istiyorum Kartal gibi özgür yalnız  başıma  savcı bey
şündün  mü hiç bunları  sana niye anlatıyorum savcı bey
Ne hukuk işliyor ne adalet  saray var adaleti bir kişiye sattılar
Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum Hayııır diye savcı bey!!!


Necati Kavlak


09.03.2017 Manisa

3 Saat Dinlendirici Müzik - Yoga - Meditasyon - Spa - Masaj - Uyku - Din...