19 Ağustos 2017 Cumartesi
14 Ağustos 2017 Pazartesi
YANDAŞ VE YALAKA
Farkında mısınız ;diye söze girerek, hem
OSHO’yu yad etmek, hemde farkındalığın önemine dikkat çekmek isterim!
Bugün
ehemniyetsiz gibi görünen, aslında emperyal güçlerin bir projesi olan;
çarpıcı beyin yıkama taktiğine, canlı örnek ve basit cümlelerle dokunmak istiyorum.
İktidarın yeşil dolarla beslediği; sağanak
reklamla sırıl sıklam ıslatıp suladığı ala kargalar;
Ağzında ki peyirle nasıl
şarkı söyleyeceğini şaşırdı, şarkı söylemek için azını her açtığında peynir
kırıntıları ve salya asçılıyor.
Utanmadan sıkılmadan, bostana dadandılar; alanen karpuzların içini oyuyor, korkuluklara
dalkavukluk ediyorlar.
Şaklabanlık edelim derken, taklacı Güvercinleri solladılar.
Nasıl pike yapacaklarını , ne şekilde takla atacaklarını şaşırdılar.
Alt tarafı Çalışanlara, yasal sosyal hakları verilecek!
Enfilasyona ezdirmemek için,
şartları biraz düzeltecek çalışma gündemde.
Daha kesinleşen bir şey de yok!
Yalakalık, çok peyir edince; özellikle besleme manşetler “ Müjde”
manşetleriye çıkıyor.
Neymiş efendim?
Memura %38 zam varmış!
Çok mu?
Suriyeli Mülteciye daha fazlasını vermiyorlar mı?
İktidar , 2019 seçimlerine hazırlanıyor.
Emekçileri temsil eden sendika temsilcisi %100 artış
istese iktidar hayır demez, diyemez.
Çünkü, onlar için:Ahlak, hak; hukuk adalet ölçüsü; yalnız kazanmak!
Devletin bekası, Vatanın bölünmez
bütünlüğü ve milletin refahı, mutluluğu: hedefe giderken binilecek,
varınca inilecek bir istasyon!
Rezalet haksızlık diz boyu diye bir manşet atıldığını hiç duydunuz mu?
Duyamazsınız!
Millete duyurulacak gerçek haber:Türkiye’nin başına bela edilen;
Suriye’li mültecilere verilen maaş ve sosyal haklar.
Üniversitelere sınavsız alınan mülteciler.
Kiralık kalemlerin ucundan hiç dökülmez
bu çarpık adaletsiz uygulamalar.
Bu toprakların öz evladı olmak, Vatan’ı canından aziz bilip uğrunda canını
vermeyi göze almak, büyük suç.
Mülteci olmak, ekmek elden su
gölden yaşamak, kaymaklı ekmek kadayıfı!
Sırf bu yüzden diyorum ki, Kadim
Türk milleti ,kendilerinin parayla satın
alınacak emtia olmadığını bir şekilde anlatmalı.
Vatan aşkı, millet şuuru öne çıkmalı…
Üstünde özgürce yaşayacak Vatan olmazsa, üç beş kuruş paranın bi değeri olmaz fikri ve
bilinci yeşerip kök salmalı.
Ya istiklal ya ölüm diyen bir
ırkın afadı, bağımsızlık karakterim diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ,meftunu Türk
Milletine bu yakışır.
Besleme kalemelerin, beyin yıkama aracı; manşetlere itibar edilmemeli.
İhanet çetelerinin beynini yıkamasına izin vermeli; aklını çelmesine göz yumamalı! Kargalara peynir olmamak ; tilkiyi kendimize güldürmemek bizim elimizde. ..
İhanet çetelerinin beynini yıkamasına izin vermeli; aklını çelmesine göz yumamalı! Kargalara peynir olmamak ; tilkiyi kendimize güldürmemek bizim elimizde. ..
10 Ağustos 2017 Perşembe
Yallah Haci Yallah!
Yallah Haci Yallah’ı yazmayı; yaklaşık 18 ay önce Mekke’de düşünmüştüm.
Kısmet bugüneymiş!
Sözcü Gazetesinin “Arapça
İkinci Dil Oldu” haberini Manşetten okuyunca, yazmak farz oldu!
Başkent Ankara'nın göbeğinde, Arapça ikinci dil olmuş!

Niye ki?
Türkçe tedavülden kalkmış, kıran mı girmiş?
Sağlık Bakanlığı: Atatürk'ün annesinin adının
verildiği hastane önüne, Arapça tabela dikmiş!
Ne günlere, kimlerin eline kaldık?
Haberini okuyunca; 18 ay önce yazmak isteyip de, bir türlü yazamadığım
Yallah Ya Haci Yallah, kendi kendine
dökülüverdi kalemin ucundan.
Biliyorum sizde haberi okudunuz.
Hissediyorum, okuyunca Arapçada nereden çıktı, bu da neyin nesi;
demekten kendinizi alamadınız.
Kim bilir daha dudaklarınızdan, yakası açılmadık, güneş görmemiş
hangi sözcükler, küfürler döküldü.
Kalemim, ucunda biriken
düşünceleri yazıp paylaşmasa; çat diye orta yerinden kırılacak!
Biliyorsunuz, Türkiye Arap ülkelerine, özelliklede Suudi Arabistan’a;
çok seyahat eden ülkelerin başında gelir.
Ekonomik, ticari ve beşeri ziyaretlerin yanında; olmazsa
olmazımız, kutsal topraklar bağı var…
Ben deyim, HAÇ ve UMRE ziyaretleri; siz deyin inanç turizmi.
Bu ziyaretler 4 mevsim, 12 ay devam eder.
Önce kendi
gözlemlerimden küçük bir anekdot anlatmalıyım…
Yaklaşık 18 ay önce, kutsal
toprakları görmek, ziyaret etmek bana da nasip Oldu! Medine ve Mekke’yi ziyaret
ettim.
Cidde’yi gördüm.
Ne havaalanında, ne Medine
sokak ve caddelerinde ne de Mekke Caddelerinde bir tek Türkçe levha görmedim.
Hâlbuki inanç turizmi
için Suudi Arabistan’a yıl 12 ay seyahat eden Türk vatandaşları Suudi Kral’lığına
hatırı sayılır miktarlarda döviz kazandırıyor.
Hal böyleyken; Suudi Arabistan
Kral’lığı, Medine ve Mekke Valileri; Türkçe levha yazmayı her (!)nedense akıl
edememiş.
Dahası Var!
Kâbe içerisinde güvenliği
sağlayan görevliler tek kelime Türkçe konuşmuyor.
Kâbe içinde düzeni sağlarken,
Arapçadan başka dil kullanmıyor.
Kadın erkek bir arada
otururken, Namazı vakti geldiğinde, Hanımlar siz ayrılın diyecek kadar bile Türkçe
konuşmamaya özen gösteriyor.
Çıkış kapısını kaybeden
Hacı ya da Umre adayları kapının yerini sorsa, aldığı bir tek cevap var, “YALLAH
HACİ YALLAH!”
Bu tabela da neyin nesi diye sormayalım mı, sormazsak
köklerimize ihanet ederiz.
- “Şimden gerü
hiç gimesne divanda, dergahda, bergahda ve dahı her yerde Türk dilinden özge
söz söylemeye
-Bundan geru divanda, dergahta,
bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaya
-Şimden gerü hiç gimesne divanda,
dergahda, bergahda, mecliste, meydanda ve dahi her yerde Türk dilinden özge söz
söylemeye
-Şimdengerü hiç gimesne kapıda,
divanda, mecliste , seyranda Türk dilinden özge söz söylemesinler
-Şimden girü hiç kimesne kapuda ve
divânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayri dil söylemeyeler"
diyen Karamanoğlu Mehmet Bey’in yattığı yerde kemikleri sızlamaz mı?
Atatürk'ün annesinin adının verildiği hastane önüne, Arapça tabela dikilmesinde
özel bir mesaj yok mu?
Yok diyen kendini kandırır.
Bu tabela yeni bir devlet kuruyoruz diyenlerin, Atatürk devrimlerine karşı hamlesidir..
Bu böyle görülmeli ve okunmalı.
Bu tabela yeni bir devlet kuruyoruz diyenlerin, Atatürk devrimlerine karşı hamlesidir..
Bu böyle görülmeli ve okunmalı.
9 Ağustos 2017 Çarşamba
5 Ağustos 2017 Cumartesi
Haşa !
İnanalım inanmayalım, Kur’an’ın; ilk emrinin Oku
olduğunu hepimiz biliriz! Bilmesine biliriz
de; itaat eder okur muyuz?
Haşa !
Niye okuyalım ki?
Okursak, düşünür sorgularız.
Sorgularsak, aklımızı
kullanma, analiz etme; doğru ve yanlışı birbirinden ayırma ve görme melekesi
kazanırız.
Kısaca özetlersek, okuma
alışkanlığı edinirsek, Kur’an’a uygun İnsan adayı olur:
Allah'ın kendisine halife olarak seçtiği; İNSAN-I
KAMİL olma hedefine adım adım yürürüz.
O zaman; kendini alim zanneden; sahte şeyhleri,
Şıh'ları, dervişleri kim dinleyecek?
Kim cemaate, tarikata bağlanıp, Şeyhin, şıkın; elini eteğini öpecek? Ve
de biz okuyan sorgulayan olursak, vatan hainleri nasıl TBMM bombalamaya cesaret edecek?
Kendi kendimize
soralım, oku deyince aklımıza ne
gelmeli?
Pozitif ilim ve bilimi
şöyle bir köşe bırakalım. Sadece oku deyince aklına doğma düşünce gelenlere bir cevap bulalım.
Sahi oku deyince yalnız,
taşlara kazınan resimleri, kil tabletlere yazılan yazıları, ceylan derisine ve parşömene düşülen hikayeleri mi düşlemeli
ve okumalıyız?
On üçüncü yüzyılın önde
gelen evliyalarından Şems-i Tebrizi: “Okuduğum nefes alan Kuran’dır. Ben, Kur’an’ı
evrende; bitkide, dağda taşta, uçan
kuşta, yürüyen karıncada yağmur yüklü bulutta okurum! demiş.
Biz Şems’in 1247 yılında şehit edildiğini biliyoruz.
Günümüzden, yaklaşık sekiz
asır önce, insanı, bitkiyi, canlı cansız varlığı ve tüm evreni Kur’an olarak
okuyan, İnsan-ı Kamil örnek varken; uzay çağında: Kuran’ı yalnız Arapça yazılardan
oku diyen din tacirlerini dinlemek; kula kulluk etmek değilse adı nedir?
Çok iddialı konuşmak
istemem lakin, Allah dururken: kula kulluk etmenin literatürdeki gerçek adı şirk olmalı…
2 Ağustos 2017 Çarşamba
Türkiye'nin Bir Tek Başkomutanı Var! O’da Mustafa Kemal Atatürk!
Sakarya Meydan Muharebesinde "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa
vardır, o satıh bütün vatandır."
Diyen O!
Diyen O!
Başkomutanlık Meydan
Savaş'ında; “ORDULAR İLK
HEDEFİNİZ AKDENİZ İLERİ”
Emrini veren de O!
Emrini veren de O!
Türkiye Cumhuriyetini
Kuran O.
Türk Gençliğine emanet eden de O!
Şimdi anladınız mı?
Atatürk'ün, Heykellerine Neden
Saldırıyorlar, Adını Niçin Anmak İstemiyorlar, Anladınız mı?Türk Gençliğine emanet eden de O!
Şimdi anladınız mı?
YUKARIDAKİ FOTOĞRAFA ÇOK DİKKATLİ BAKIN! ÖMRÜ SAVAŞ MEYDANLARINDA
GEÇMİŞ!
ÇANAKKALE BOĞAZINDAN TUZLU SULAR AKIP GİDERKEN DÜŞMAN GEMİLERİ GEÇEMEMİŞ.
VE
MUSTAFA KEMAL ASKERLERE BEN SİZE SAVAŞI DEĞİL ÖLMEYİ EMREDİYORUM EMRİNİ VERMİŞ!;
MEHMETÇİK
ALLAH ALLAH NİDALARI İLE ARKASINA BAKMADAN KORKMADAN ÖLÜME KOŞMUŞ.
KULAĞINIZI
AÇIN İYİ DİNLEYİN, MANGAYA YANAŞIK DÜZEN EĞİTİMİ BİLE YAPTIRMAMIŞ KİMSE;
KARGALAR
BİLE GÜLÜYOR KANATLARINI ÇIRPARAK BAŞ KOMUTAN OLUNMAZ DOĞULUR DİYE…
30 Temmuz 2017 Pazar
Özgürlüğe Merhaba!
Cumhuriyet
gazetesi davasının son duruşmasından, 7 tahliye 5 tutukluluğa devam kararı
çıktı!
Duruşmaya katılan
sanıklardan; Musa Kart, Bülent Utku, Önder Çelik, Mustafa
Kemal Güngör, Güray Öz, Hakan Kara ve Turhan Günay, özgürlüğe merhaba derken: Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Kemal
Aydoğdu kolları kelepçeli ceza evine geri döndüler.
Şöyle hep birlikte, elimizi şakağımıza koyalım,
bi düşünelim bu ne anlama geliyor?
Doğrusunu söylemek gerekirse, “Ergenekon, Balyoz, Casusluk” davaları ne anlama geldiyse bu
da onların bire bir kopyasıdır.
Bir kere daha iktidarın hukuksuzluğunu, yargı
istemese de; her şeye rağmen karara
bağlayacak ya da bağlamak zorunda demektir.
Türkiye;
hukukun bittiği, adaletin tatile çıktığı; hâkim ve savcıların bağımsızlığını
kaybettiği, cahiliye döneminin karanlığında çok zorlu, yazılı teste tabi tutuluyor.
Atatürk’ün
izinde yürüyen, Türk milleti: tarihinden aldığı ışıkla, bu sınavı verecek,
cumhuriyet zor da olsa ipi göğüsleyecek diye umut etmek isterim.
Atalarımız,
“Her yokuşun bir inişi” “ her gecenin bir sabahı var”
dememiş mi?
Öyleyse?
Tahliyeleri, şafak sökmesi olarak yorumlamak, karanlığın sonu
geldi diye değerlendirmek düşüyor bize.
Tahliye edilen 7 ve
tutukluluğu devam eden 5 sanığın
ifadelerini tek tek okudum.
Duruşmada savunma yaparken; elini
ovuşturan, boynunu büken, mahkeme heyetine yalvaran gözlerle bakan bir sanık
bile yoktu.
İfadeleri özetleyip canınızı sıkacak, dikkatinizi dağıtacak
değilim. İfadeleri ve sanıkların duruşunu merak edenler, muhteşem dik duruşu okusun
isterim.
O zaman bu yazının vermek istediği mesaj daha iyi anlaşılacak
ve değerlendirmek daha da kolaylaşacak.
Özellikle, mahkeme başkanı ile tutuklu sanık Ahmet Şık
arasında geçen konuşma ve tutanaklara yansıyan
ifadenin, Hukuk Fakültelerine ders notu; yüksek lisans eğitimi yapanlara
Doktora tez’i olabilecek nitelik ve niceliği görülmeli.
Ahmet Şık’ın annesi Fatma hanımın:
“Adalet sarayı yazan bina,
çirkefliklerin yeridir. Kesinlikle adalet yok ,adalet satılmış. Burası hukuk
devleti olsaydı oğlum içeride olmazdı” diye konuşan Fatma Şık sözlerine şöyle
devam etti: “Bu ilk değil. Ama dimdik ayaktayım. Gerçekler yerini bulacak.
Allah kahretsin. Yaşasın adalet, yaşasın özgürlük. Adalet sarayları başlarına
yıkılacak.” Tepkisi ise alkışı çok çok hak etmiş!
Tutuklu annesinin, mahkeme kararına karşı
gösterdiği bu tepki bile, şafak vakti çöken zifiri karanlığın bu yüzden arttığına
işaret sanki!
Lafı çok uzatmanın bir manası yok!
Eski defterleri açmanın da kimseye faydası olmayacak. En
iyisi gelin biz sözü , Nazım Hikmet’e bırakalım. Ve bu yazıya son noktayı “Yaşamak
şakaya gelmez” Şiir’iyle koyalım!
Ne
dersiniz?
Yaşamak
şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani,
yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı
ciddiye alacaksın,
yani o
derecede, öylesine ki,
mesela,
kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut
kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani,
öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde
bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







