7 Aralık 2017 Perşembe

Kudüs Ve Düşündürdükleri


Bu yazıyı bir fotoğraf makinesinden çıkan siyah beyaz resim veya bir kameranın çektiği montajsız film olarak bakmalı ve görmeliyiz.
Bu millet ne çektiyse yalakalıktan, yağcılıktan ve onları besleyen; iktidar sahiplerinin körlüğünden çekti. Herkes bilir ki, tarafsız gerçek bir eleştiri, samimi devlet adamı için bir ışık, bir pusula ve de kutup yıldızıdır.
Kutup yıldızına bakan yolunu kaybetmez! Karanlığa  rağmen, istikametini korur ve hedefine doğru yürür.
Öyleyse bizim gemi neden; pupa yelken, kayalıklara doğru hızla yol alıyor?
İşte dümeni elinde bulunduranlar bu basit soruyu kendi kendine sormalı ve cevabını aynada kenidi yüzüne bakarak vermeli.
Bizim bir atasözümüz  “Kılavuzu Karga Olanın Burnu xoktan “ kurtulmaz der! İktidar nimetleriyle beslenen kargalar, gerçekleri söyleyemez.

Sadece hoşa gidecek cümle kurar, haklı olup olmadığına bakmaz! Önüne atılanyulaflara, mısırlara, buğdaylara bakar.
Yeşil Dolara, mor Eruoya tapar.
İşte Türkiye sırf bu yüzden beka sorunu yaşıyor.
 Elbette emperyalist güçlerin, öteden beri Türkiye uzerinde hayalleri, beslediği kötü emelleri var.
Tarih boyunca bu emellerini gerçekleştirmeye çalıştı. Bundan sonrada hiç kuşkusuz çalışacak.
Öyleyse Türk Milleti kendi başına seçtiği kişileri iyi seçmek zorunda.
Atatürk yıllar önce; “Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!"deme ihtiyacı duymuş…
Bu söz elbette boş yere durup dururken aklına estiği için söylenmiş basit bir söz olarak algılanamaz.
Bu uyarı bile Mustafa Kemal’in bu günleri görüp okuduğunun işareti olarak, değerlendirilmesi gerekmez mi?
Bunları durup dururken kaleme almadığımı ya da neden yazdığımı bu kalemi takip eden okuyan herkes iyi bilyor.
Şimdi içeriği biraz daha açmalı, dobra dobra düşüncelerimi ortaya dökmeliyim.
Farkındaysanız yakın coğrafyamızda yıllar önce düzenlenen santraç turnuvası devam ediyor.
Bu tarihi, istersen asırlar öncesine götürür, istersen yakın tarihe,  Irak'ın işgaline, Arap baharı esintisine ve BOP eş başkanlığı böbürlenmesine kadar yakına çekebiliriz.
Oyun, o günden bu güne piyon, fil, at kale hamleleriyle idare edildi. Şimdi Vezir ve Şah'ın hamlesi söz konusu.
ABD başkanı Donald Trump’un Küdüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını açıklaması; Şah mata doğru vezirle yapılan hamlelerden biri ve en önemlisi!
Trump bu hamleyi yaparken; amiyane tabirle bu bölgede devlet yöneten iktidar sahiplerini hiç kazımadığını ciddiye almadığını açıkca ortaya koymuş olmuyor mu?
Bu demek oluyor ki,Türkiye başta olmak üzere bu coğrafyada eğemenliğini sürdüren devletleri yönetenlerin ABD nazarında hiçbir esması yok.
Demek ki, bir Devletin başındaki siyasetçiyi, kendi beslediği kargaların dünya lideri ilan etmesiyle; siyasetçi dünya lideri olmuyormuş…

Hatta “Ey Trump! Sen ne yapmak istiyorsun”? Sorusu da karşılık bulmaz,kimse tarafından duymaz,  hatta cevap verilmeye bile değer bulunmayabiliyormuş. 

Neden mi? 

Askerinin başına çuval geçirenlere, hesap sora mayanın, bir ajan için nota verenlerin düşeceği en alt seviye kazınmamak, ciddiye alınmamakla ödüllendiriliyor.
Yetim hakkıyla alınan lüks jetle Nasrettin Hoca’nın çıra yüklü karakaçanı gibi seyirtmekle de dünya lideri olunmadığı gözler önünde
Şimdi şapkamızı dizimizin üstüne koyalım, kendi kendimize düşünelim. ABD Başkanı Trump’un söz dinlemesi için yada amiane tabirle kazıması için bölge liderleri nasıl olmalıydı?
-          İlk önce samimi ve dürüst olmalı.
-          Sözüne  sadık ve güvenilir olmalı
-          Ahlaklı olmalı.
-           Kul hakkı yememeli
-          Rüşvet  almamalı alanı korumamalı.
-           Ne konuştuğunu bilmeli, ağzından çıkanı kulakları duymalı
-          Verdiği söze sadık kalmalı.
-          Yeri geldiğinde yumruğunu masaya vurabilmeli ve vurunca masayı devirmeli
-          Masa devrilince geri dönüp oturmamalı.
-          Hukuka saygılı olmalı
-           Adalete  inanmalı.
-           Laik  cumhuriyete  sahip çıkmalı.
-           Demokrasiyi  içine sindirmeli.
-          Kendi vatandaşını ötelememeli, siyaset uğruna bölmemeli.
-          Vatanın birliği milletin bölünmaz bütünlüğü için çırpınmalı, en önemliside demokrasinin olmazsa olmazı nuhalefete tahamül edilmesi gereğinin bilincinde olunmalı vs vs…
Maddeler halinde yazdığım basit özelliklere, okuyanlarda aklından geçen; örf, adet, gelenek ve göreneklerimize uygun ilave eder, ekleyebilir.

 Bu ve bunun ötesinde daha çok özelliğe sahip olan devlet adamını, bir başka devletin başındaki her kim olursa olsun asla yok sayamaz.
Ben sizi yok sayıyorum, kazımıyorum demez, demek haddine de düşmez.

Culuk gibi kabararak saygın devlet adamı olunmaz. Her kubaranı  lider  kabul etselerdi, Dünyayı Hindiler yönetmez miydi?

1 Aralık 2017 Cuma

AnAsInIn BoĞaSı



Tarihçi, araştırmacı yazar, 23 dil bilen Ali Narçın’ın;  dünya uygarlıklarıyla ilgili yazdığı 10 kitaptan oluşan bir set aldım ve okumaya başladım.
Kitapların adını tek tek saymayacağım. Teknolojinin imkân verdiği yerlerde, kitap resimlerini toplu paylaşacağım.
Kargodan iki gün önce teslim aldığım setin içinden  “NİL’İN EZOTERİK ÜLKESİ ESKİ MISIR VE İNKA’YI” eş zamanlı okumaya başladım.
 Okudukça, insan geçmişe ait çok ilginç bilgilerle tanışıyor. Ve öğrendiğin her yeni kelime,”Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” diyen Sokrates’i hatırlatıyor.
Biliyorum Türkiye gündemi,  ateş topu gibi kıp kızıl! İktidar- ve muhalefet  ejderha gibi biri üzerine ağzından aşeş fışkırtıyor.

Bir tarafta, iktidar yakınlarının “Man Adasına gönderilen paralara ait basına dağıtılan belgeler öbür tarafta; ABD mahkemeye konuşan Reza Zarrab’ın itirafları…
Pislik diz boyu! Yakalardan kir dökülüyor. Dillerden  küfür fışkırıyor ve ben pür dikkat Eski mısır uygarlığını okuyorum .
Şu sıralar 53. sayfadayım. Bir cümle dikkatimi çekti! “ Mısır mitolojisi başlıbaşına bir tanılar üretme platformu şeklinde görülmektedir” diyor ve devam ediyor.
“Eski Mısır’da gök tanrıçası, Osiris, İsis, Neftis ve Sethin annesidir. “Ebedi anne” olarak bilinir. Bedeni yıldızlarla süslü olarak betimlenir. Bu da Nut’in kozmik hareketlerin  sembolü olduğunu gösterir. Hava Tanrısı Su ile Tefnut’un kızıdır. Yeraltı Tanrısı ya da toprak Tanrısı Geb’in karısıdır. Kimi zaman vücudu gökten yeryüzüne eğilmiş vaziyettedir. Babası Tanrı Şu, kollarını uzatarak Nut’u yükseklerde, yeryüzü ve kocası Geb’den uzak tutar.
Kimi zaman evrenin üzerinde duran bir inek görünümünde betimlenir. Cinler ona destek olur. güneş’in annesi ve karısıdır. Her sabah altın bir dana doğurur. Dana büyüyerek gökyüzünün en yüksek noktasında boğaya dönüşür ve annesi Nut’u döller. Akşam olunca da güneş onu yutar. Sabaha kadar gebeliği devam eder. Mısırlılar ona “anasının boğası” adını takalar.”
Mitolojik anlatım  böyle devam edip gidiyor. 
Biliyorum ,Türkiye gündemiyle Esik mısır mitolojisi arasında ne alaka diye bin bir soru takılıyor aklınıza.
Bence yazılanları bir kere daha gözden geçirilirse, ya da olayı kaynağından detaylı bir şekilde  incelenirse; aradağki bağ bariz bir şekilde görülecektir.
Muhalefein açtığı kutudan çıkan belgelere,  daha ne olduğunu incelemeden koro halinde sahte diyenler; meclis araştırmasını sayısal çoğunluklarına dayanarak ret edenlerin altın dana doğuran mitolojik tanrılardan sizce farkı var mı?
Ya da ABD mahkeme önüne çıkan Reza Zarrab’ın, itiraflarını dinlemeden  reddedenlerin; evrenin üzerinde inek görünümünde  betimlenen mitolojik anlatım ya da tanımdan ne farkı var?
Basının enine boyuna verdiği gündeme ait olayları, papağan gibi tekrarlamak yerine; olaylara değişik bir pencereden, birlikte bakalım istedim.
Görmek isteyenin gözlerini bağlasanız, gerçekleri görecek , görmek istemeyenler de parmaklarını göz kapaklarının üzerine koyacak; alemi görmeyecek: o almi görmeyince  dünya yok mu olacak?
Elbette Hayır.
Ülkemizde  gündeme bomba düşen   onca olayın bir tanesi Japonya'da yaşansa, bırakın makam sahiplerinin koltuklarında  kalmasını, suçlamaya muhatap olanlar canına kıyar harakiri yapardı. 
Maşallah, bizimkilerin  pişkinlikte üstüne yok! Utanmadan, yüzleri kızarmadan insan içine bile çıkabiliyorlar.





24 Kasım 2017 Cuma

BU GÜN 24 KASIM

      
                              
Bu gün 24 Kasım, ne  büyük bir gün?Cumhuriyetin kurucusu, Mustafa Kemal Atürk’ün yeni  nesli emanet ettiği muallimlerin büyük günü bu gün!.
Bu yolda yürüyen, Cumhuriyete, Laiklik ilkesine; cumhuriyetin Kuruluş felsefesine ve  demokrasiye yürekten inanan tüm öğretmenlerimizin günü…
Öğretmenler günü: öylesine kutlanan, ekonomiye kaynak aktaran  sıradan bir gün değil!

Muhasır medeniyete kapı aralayan, karanlığa mum yakan, ilim, bilm yolunda ter döken ; çocuklarımızın,  gençlerimizin  yolunu aydınlatan çok ama pek çok önemli bir gününün anılması.


Ne mutlu bu kutsal mesleğe gönül verenlere! Ne mutlu çocuklarımıza bir kelime öğretenlere. Bu yolda tavizsiz yürüyen tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü  kutlu olsun!

21 Kasım 2017 Salı

KaRnE

Geçen hafta kaleme aldığım, 10 Kasım 2017 (?) İyi Geldi başlılığı ile yayımlanan makale içinde;  (Mustafa Kemal Atatürk'ü anma etkinliklerini, hem iftiharla, hem de şaşkınlıkla izledik.) cümlesini kurmuştum.
Bu gün “şaşkınlık” kelimesini kullanmaktaki isabeti;  eski Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanının yeniden seçilmesiyle,  üzülerek hep birlikte gördük…
 Keşke yanılsaydık!
Bu sohbette TBMM başkanlığına yeniden seçilen zatın, Atatürk hakkındaki negatif düşüncesi yer almayacak!
Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki bilinen olumsuz fikirleri dile getirilmeyecek!
Daha ilk günden, eski kirli çamaşırlar sepete atılırsa, erken kokmaz okuyucunun burun direği kırılmaz mı?
Kırılır!
Öyleyse bugün ne konuşacağız?  Bu konuda bir çalışma ön hazırlık yapmadım.
Doğaçlama konuya girer, gündemi birlikte yorumlar; muhabbeti kendi mecrasında şekillendiriz diye düşündüm.
Bi bakıma hem nala hem de mıha vuracağız…
İsterseniz bu gün TBMM yapılan seçimi yok sayalım!
Hafta içinde siyasete saç baş yolduran NATO’nun Norveç’te düzenlediği “Trident Javelin-2017” tatbikatta yaşanan rezalete kısaca bir göz atalım.
Niçin kısaca dedim?
Zira bu olay gündemi çok işgal etti. Biz herkesin dikkat çektiği, rezaletten söz etmek yerine; niçin bunları yaşıyoruz sorusuna cevap bulmaya çalışalım.  
Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüne, (NATO)18 Şubat 1952 yılında resmen katılmış.
Şaka bir yana, 28 üye ülkeden oluşan bu uluslar arası ittifakın 65 yıllık üyesiyiz.
Demek oluyor ki, Norveç’te düzenlenen bu tatbikat bizim katıldığımız ilk tatbikat değil.
Öyleyse geriye dönüp bakmak lazım!
Şimdiye kadar yapılan tatbikatlarda, Türkiye ve yöneticileri kaç gez düşman saflarında gösterildi?
Her ne kadar NATO içinde bulunduğumuz ittifak olsa da elbette 28 devletin hepsi dost kabul etmek saflık olur.
Siz ne kadar güçlüyseniz, ittifak içindeki devletler de size gücünüz kadar dosttur.
Ne zaman kan kaybeder ateşler içinde yatağa düşerseniz; bilin ki dost bildiklerimiz de karasinek gibi başımıza üşüşür.
Demek ki bir devlet kendi içinde birlik ve beraberliği sağlarsa; TSK (ORDUSU) güçlü olursa; müttefikleri onu sayar ve dost kabul eder, aksi olursa hem devleti hem başındakileri düşman saflarında hedef tahtasına oturtuverir...
Hafta içinde gündeme bomba gibi düşen, NATO rezaletinin özeti bu!

Durumu, Türkiye’nin üye ülkeler nazarında, durduğu veya görülmek istendiği yer olarak ele almak ve değerlendirmek sanırım yanlış olmaz.
Genel Sekreterin, yazılı ve sözlü özür dilemesi, yapılan yanlışı düzeltmeyeceği gibi,  gerçeği de değiştirmeyecektir.
Keza güdümlü basının “TÜRKİYENİN GÜCÜ NATOYA ÖZÜR DİLETTİ” manşeti Kendi kendini kandırmaktan öteye,  yağcılıktan başka bir anlam ifade etmediği gibi, Türkiye’yi güçlü de kılmaz.
Türkiye, gerçekten güçlü olsaydı bunları yaşamazdı.

 Türk Milleti, Norveç’teki rezaleti fark eden Binbaşı Ebru Nilhan Bozkurt’a ve kadınların önünü açan, Atatürk’e teşekkür borçlu.
Atatürk’ün Kurduğu Demokratik Laik Cumhuriyetin temsilcisi olan Bozkurt ve onun gibi Atatürkçü aydınlara, ihtiyacımız gün ışığı kadar açık değil mi?
On Kasım’da sergilenen tavrın samimiyeti, 21 Kasımda yapılan TBMM başkanlık seçimiyle ilk sömestrde sınıfta kaldı

11 Kasım 2017 Cumartesi

10 Kasım 2017(?) İyİ GeLdİ ::))

       
                                       


Tırnak içindeki "Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok" cümlesini ben kurmadım!
Kim kurdu demeyeceğinizi, kimin kurduğunu ve telaffuz ettiğini bu yazıyı okuyanların cümlesi biliyor.
10 Kasım 2017’İ Mustafa Kemal Atatürk’ü Anma etkinliklerini hem iftiharla, hem de şaşkınlıkla izledik.
Niye mi Şaşkınlık dedim?
Aslında niye dediğimi de siz iyi biliyorsunuz. Yine de birkaç cümleyle açıklayım. Hani Tırnak içinde yazdığım cümleyi kuranlar, renk değiştirdiler. Bulundukları arazi yapısına uygun kamuflaj giydiler.
Nerdeyse, anıtkabirde yatacak, Mozole çevresinde dönecek tavaf yapacaklar.  Yapacaklar diye geniş zamanlı bir cümle kurduğuma aldırmayın.
Aslında samimiyetsizlikleri belgeli olanların, kıvırmaları ne ilk ne son olacak! Kendileri ; demokrasi bizim için araçtır, istasyona varınca ineriz demişlerdi...
Sadece bu cümle mi,” verdikleri mücadelenin iktidara gelmesi uğruna papaz elbisesi bile giyebileceğini” ifade edenler de bunlar değil mi?
Ne değişti de,  Atatürk Anıtlarına saldıranlar, Kemalizm’i yok etmek için seferberlik ilan edenler; okullarımızda Andımızı yasa çıkartarak yasaklayanlar şimdi 1. Numaralı Atatürkçü kesildiler?
Sıkı durun!
Korku dağları sardı.Al Horoz ötmeye başladı. Şafak söküyor gayrı, uykudan uyanma vakti
İyi Parti daha kuruluşunu tamamlamadan, Şeriatçıları ve Osmanlı hayranlarını; Kemalist yaptı.
Kim akıl etmişse “İYİ PARTİ TÜRKİYEYE İYİ GELECEK”  sloganı Türkiye’ye daha iktidar olmadan İYİ geldi…
Geçtiğimiz yıllarda, milli bayramları, 10 Kasım törenlerini görmezden gelen, iktidara yakın(!) basın ve kalemler 10 Kasım 2017’de açılım yaptılar. Arzu eden,  10/11 Kasım 2017 Tarihli gazete manşetleriyle önceki yılları mukayese etme şansına sahip.

Düşünün bir de (İYİ) parti, girdiği ilk genel seçimde, milletin teveccühüne mazhar olur, çoğunluğu sağlar,  iktidara gelirse; işte siz o zaman görün!
Türkiye şimdiye kadar ulaşamadığı muhasır medeniyet seviyesine koşar adım yürür ve kısa sürede hedefi yakalar!
Farkında mısınız? 
Ebediyete intikal eden; Türk’ün ölümsüz lideri Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 79’ncu yılında;  yeni bir zafere imza attı.
Türk milletine kutlu olsun!

10 Kasım 2017 Cuma

ÖZLEDİK

       

                        
Çok özledik hasretiz  yetmiş dokuz yıldan beri
Her sabah ufukta içimize doğuyor mavi gözleri
Dağ Taş, Anadolu Mustafa Kemali Konuşuyor 
Ne O'nu unuttuk, biz  ne de kurduğu Cumhuriyeti



Necati Kavlak

10 Kasım 2017 Manisa

3 Kasım 2017 Cuma

Ekim’de Bitti!


Ekim ayıda bitti! Bu gün 3 kasım! Elektriğimizi Keban Barajın’dan alır, suyumuzu  çubuk barajından içerken; nadas tarlalarımızı ekim ayında kasım gelmeden ekerdik.
Tarla, bazen tavlı olur; tarlaya atılan tokum kasım gelmeden çimlenirdi.
Bazen de yağmur yağmaz, toprak tavlanmaz, kuruya saçılırdı tohum. O vakit, tohumun çimlenmesi geçirkir, filizlenme  ya karın altında gerçekleşir ya da bahara kalırdı.
Hayat bir başka güzeldi o dönemlerde. Kış kışlığını bilirdi, yaz(!)da yazlığını idrak ederdi. İnsanlar azıcık aşım, ağrısız başım der; mutlu mesut çiftiyle çubuğla uğraşır geçinir giderdi.
Türkiye’nin temeline dinamit koymak isteyen, global sermayenin satılmış itleri o zamanda  ulu orta uluyor, hırlıyor dişleri gösterip duruyorlardı.
 Bizim bir atasözümüz var “ISIRACAK İT DİŞİNİ GÖSTERMEZ”  der; işte o  dönemde, o itler hiç ısıramazdı!

Ya bu gün ?
İçeriden ve dışarıdan kuduz köpekler gibi saldırıyorlar. Isıran ısırana. Daha dün  9 güvanlik görevlimizi toprağa verdik.
Milletimizin bağrına  alev alev ateş düştü. Anaların, genç gelinlerin, yetim  çocukların ve gelinlik giymeyi hayal eden yavukluların göz yaşı sel!
Küresel sermaye milletin gözlerinin içine baka baka; tırlarla silah gönderiyor düşmanlarımıza.
Biz ne yapıyoruz?
Biz bir şey yapabilsek zaten, gönderiyorlar cümlesini kurmazdık! Belli ki kapı arkasında çaresizlikten elimizi ovuşturuyor, perde önünde meydan okur gibi ,kahramanlık demeçleriyle ilizyon yapmaya çalışıyoruz.
Keşke kar yağsa, topraklar donsa, dağlar geçit vermese. Eskiden öyle olurdu. Kasım ayında dam boyu kar yağar, sular donar, kurtlar- çakallar  sığınacak mağara arardı. İtler burnunu kuyruğunun altınba saklar kendi soluğyla ısınmaya çalışrdı. Ayı kış uykusuna yatarken,Yılan yuvasından başını çıkartmazdı.

Ya şimdi öylemi?
 Bağda, bahçede hala  açmış gül var. Başıboş  İt/kur- çakal sokata.
Hava bir yaz bir kış!
Mevsim de  kandırıyor milleti.
Eskiden, kimse kimseyi kandırmaz, kimse de bizi kandırdılar diye ortalıkta feryat edip gezip dolaşmazdı.
Kandırmak ne kadar utanç vericiyse, kandırılmak da daha çok onur kırıcı kabul edilirdi.
Kandırılan sokakta başı dik yürüyemez, kandıran el içine çıkamazdı.
Devir baştan sona değişti.
Artık tarlalarımızı sapanla- pullukla  sürülmüyor, sürgüyle sürgülenmiyor. Tohumu tarlaya avuçla saçılmıyor, tırpanla biçilmiyor.
 Sözüm ona çağ atladık.
Çiftçimizi şehirlere topladık. Onların eline bir süpürge bir kova verdik, sokakları temizlesin istedik.
Eskiden Milletin efendisiydi köylü. Öyle demişti Türkiye Cumhuriyetinin kurucu Mustafa Kemal Atatürk!
Milletin efendisi bitti, şimdi şehir sokaklarında, çöpçüler dolaşıyor.
Eli kalem tutanlar,  kendilerini filozaf zannedenler; merciğmeği kanadan,Buğdayı Mısır’dan, Rusyadan, ABD’den aldık türküsü çığırıyor.
Samanı sapı dışarıdan aldık derken, yüzlerinin kızardığını görmemek için ayna küsler …
Baklagillerin anavatanı olan Türkiye, tüm baklagillerin ithalatçısı olmakla övünür hale geldi.
Tarım ve gıda ithalatı için Türkiye yabancı ülkelere millarlarca para ödüyor.  Osmanlı hayranları, imparatorluğun bir İl’inden et ithal ederek et fiatlarını konturol altında tutmak istiyor.
Ya hu elimizi başımzın arasına alıp hiç düşündük mü? Biz neden bu duruma düştük diye kendimize sorduk mu?
Niye soralım ki?
Düşünmek günah!Soru sormak ayıp!Hesap sormak itaatsizlik!Kayıtsız  şartsız boyun eğmek vacip!