19 Haziran 2018 Salı

KIL VE ÇUL


                                                               
            
Kıl ve çul Müslümanları, Kasım 2002’de iktidar olduklarında; Türkiye’nin ekonomik sıkıntısı vardı, beka sorunu yoktu.
Kemal Derviş’inde içinde bulunduğu, ekonomi uzmanları; acı reçeteyi hazırladı, başarılı bir operasyon yaptı, ekonominin ateşi düştü, hasta hücreler tedaviye cevap verdi.
O dönemi yaşayanlar hatırlayacak. 
Okyanus ötesinden, orta doğuya göz koyan; emperyalist güç ABD, yıllar önce planını yapmış: Irak’ı işgal etmeyi, orta doğu ülkelerini bölüp parçalamayı kafasına koymuştu.

Ne var ki, Ecevit’in başbakan, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçelinin Başbakan yardımcısı olduğu koalisyon hükümetini, Irak’ı işgale razı edemedi.
Türkiye’yi yöneten iktidar, ABD’ye direnince;  Başkan George W. Bush düğmeye bastı! Herkesin bildiği ve fakat dile getiremediği, koalisyon içindeki CİA ajanını devreye soktu ve tere yağdan kıl çeker gibi Ecevit iktidarını yıktı. 
Yerine BOP a eş başkan olacak, ne isterlerse onu verecek; birini zaten hazırlamışlardı. Kimmiş o diye merak edenler; Abdüllatif Şener’i yakından izlemeli.
Şener’i izlemek yeter mi?
Yetmez!
ABD’deki İsrail lobisinin kime hangi ödülü, niçin hangi cesaretinden dolayı verdiğini bilmek ve öğrenmek durumundayız.
Türk milleti, kurulduğu günden beri bu iktidara TBMM’de yeterli çoğunlukla temsil yetkisi verdi.
 Onlar ne yaptı?
Irak’ta ABD ile Suriye’de Rusya ve ABD ile Türkiye’nin sınır komşusu olmasının yolunu açtı.
Hepsi bu kadar mı?
Şaka mı yapıyorsunuz?
Türk Askerinin başına geçen çuvalı unutmadınız herhalde. Ege’de 18 adamızın işgalini bilmiyorum ve hatırlamıyorum da demezsiniz herhalde.
Seksen bir İlimize çöreklenen Suriyeli sığınmacılara harcanan parayı duymadık diyemezsiniz.
Kasım 2002 yılından beri, Türkiye büyük Millet Meclisinde büyük bir ekseriyetle çoğunluğa sahip olan iktidar: 24 Haziran’da yapılacak erken seçimde de bizi yönetmeye talip.
Normal seçime daha bir buçuk yıldan daha çok zaman vardı.
TBMM çoğunluğu ellerinde, üstelik olağan üstü hal kanununun verdiği sınırsız yetkide önlerindeydi.
Mademki devlet yönetme iradeleri var idiyse neden apar topar erken seçim kararı aldılar?
Belli ki devleti yönetmekte acze düştüler.
Köylü bitti, tarım tükendi.
Samandan buğdaya, nohuttan mercimeğe, fasulyeden bezelyeye ithal listesine girdi. Kasaplık hayvan ve eti de dâhil ediverin listenin başına.
Cumhuriyet döneminde üretime yönelik ne yapılmışsa hepsi satıldı.. Seçim sath-ı mailine girdikten sonra da şeker fabrikaları elden çıkartıldı.
Üretim durdu.
Sanayi yok oldu.

İşsizlik tavan yaptı.
Döviz tırmandıkça faiz ona ayak uydurdu.
Tefecilerin işi tıkırında; asgari ücretle çalışanlar dişinin kanını emmeye devam ediyor.
Ve 96 saat sonra Türkiye sandık başına gidecek geleceği için oy kullanacak…
Bu seçim sıradan bir seçim değil!
Ya demokrasiye sahip çıkacak ya da monarşiye yol vereceğiz.
Durum zannedildiğinden çok daha nazik!
Ya Parlamenter rejime, kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğünü tercih edecek ya da Tek adama kul olacak, hukukun askıya alınmasına, göz yumacağız.
İki seçeneğimiz var!
Ya muhasır medeniyete yürümek, ya da orta çağa yelken açıp; kıl ve çul Müslümanlarına kul olmak.
İslam’ın şekil dini değil, inanç ve itikat dini olduğunu idrak etmeli, İslam adına kandırılmaktan kurtulmalıyız.
Bu Pazar, ya  Atatürk'ün İlelebet yaşayacak dediği Türkiye Cumhuriyetini koruyacak; ya da tek adam rejimine geçit verecek; Allah yerine din tacirlerine kul olmayı  seçeceğiz.. 
Tercih senin Türkiye!


2 Haziran 2018 Cumartesi

Harmana Serdim Sarı Samanı





Türkiye’nin sıcak gündemi 24 Haziran seçimi! Siyaset alev alev sıcak mı sıcak, tutabilene aşk olsun!
Siyasi parti liderleri, cumhurbaşkanı adayları; nefes nefese il il koşuşturuyor, miting düzenliyor. 
Seçmen heyecanlı;
Özellikle muhalefet in cumhurbaşkanı adaylarının mitingleri kıpır kıpır!
İktidarın başı, devletin bütün imkânlarını kullanarak, meydanları yevmiyeli kuru kalabalıkla yığınak yapsa da yığınlar kuru kalabalık.
Yevmiye ile toplanan kalabalık, aldığı para kadar coşuyor.
Heyecan yok!
Nasıl olsun?
Muhterem, 16 yıldan beri iktidar!
Ülkenin geldiği, dayandığı yer; beka sorunu.
En verimli tarım alanı ya da tarla; ithalat.
 Mercimek, nohut, buğday, arpa; hatta sarı saman bile ithal!
Hani, Musa Eloğlu’nun;
Harmana sererler sarı samanı 
Hiç gitmiyor Emirdağ’ın dumanı 
Gel otur yanıma canım sevdiğim 
Ayrılık mı olur harman zamanı 


 Diye yanık yanık söylediği,  Emirdağ’ı Türküsüne konu olan sarı saman var ya o bile ithal!
Anadolu yayla, plato ve meralarında hayvancılık can çekişiyor.
Meralar hayvana, Türk milleti sağlıklı et yemeye hasret!
Adalet tatile çıktı, hukuk izinli; sokaklarda uzun namlulu silahlar kol geziyor.
İşsizlik diz boyu!
Ege Denizinde 18 adamıza Yunanistan çöreklendi,  topraklarımız işgal altında.
Döviz gemi azıya aldı, süvari At’a hâkim olamıyor, her geçen gün yükseklere doğru doludizgin koşuyor.
Ve millet suskun.
Ankaralı Turgut’un “Dili olan konuşuyor” sözü bitti dili olan suskun konuşamıyor. Kalemi köşesi olan,  yazmaya korkuyor.
 İktidar’ın diline bir fetö canavarı dolanmış, kim doğruyu söylerse, iktidara doğru yönü gösterse;  fetö ya da PKK canavarını salıyor üstüne.
Şayet, 24 Haziran seçimini parlamenter rejimi savunanlar kazanmazsa; işte o zaman yandı gülüm keten helva!
İşte o zaman aramızda Nazi rejimi Goering’in kurduğu gestapo ajanlarının dolaştığını görmek pekte şaşırtıcı olmayacak.

Türkiye,  Adolf Hitler’in rejimi ya da Sovyetler Birliği’nin Dağılmasından önceki rejimi ile tanışmaya ilk adımı atacak; adım adım ilerleyecek.
Elbette böylesine ilkel bir rejime: Atatürk’ün zeki diye tanımladığı Türk milletinin, rıza göstereceğine ihtimal veriyoruz.
Hatta Türk Gençliğinin:
“Ey Türk’ün büyük Ata’sı!
İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.” Cümleleriyle biten yeminini hatırlıyor ve Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk’ün ifade etiği gibi ilelebet yaşayacağına yürekten inanıyoruz.
İnanıyoruz inanmasına da bir kere de biz hatırlatalım üstümüze düşen görevi yapalım istedik.
Ve son cümle!
 Şairlere ilham, güfte yazarlarına şarkı- türkü sözü olan sarı sananı ithal edenlerin; yeniden devlet yönetimine talip olmaları akıl karımı diye sormak milletin hakkı değil mi?
Oy kullanırken,  bu soruya mantıklı ve makul cevap bulmalı ve elimizi vicdanımıza koyarak, tercihimizi yapmalıyız.  




15 Mayıs 2018 Salı

Ezber Bozmak


Bugün Ramazan’ın ilk günü! Dünya ve insanlık âlemine hayırlı olsun. Âlemde akan kan, dursun ve kökten kurusun!
İnsanlığın başı göğe değsin!
Okumayı sevenler,  araştırmayı ilke edinenler; Hanefi mezhebi imamı, İmam-ı Azamın “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe erer” dediğini hatırlayacaktır.
İmam-ı Azam,  bilmediklerini ayağının altına alınca; başı göğe eriyorsa, okuma alışkanlığı olmayan bizlerin, bilmediklerini ayakları altına alsa; kim bilir başı hangi güneş sisteminde hangi gezeğene değer…
Bu gün sıradan bir yazı yerine, ezber bozmak istiyorum.
İçimden bir ses, yazacağın makale sıradan, herkesin yazdığı bir yazı olmasın, okuyan iki elini başının arasına alsın, düşünsün diyor.
Kolay mı?
Hayır!
Kur’an da, bize “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” (Araf, 169 – Bakara, 44)  diye sormuyor mu?
Evet.
Bizde akıl edecek ve deneyeceğiz!
Hem  düşünecek, hem de düşünmeyi, teşfik edeceğiz.
Eskiden  ramazan gelince, tellalar ,davulu omuzuna asar, tokmağı eline alır, mahalle aralarında sokak sokak gezer; “ramazan geldi hoş geldi” manisi eşliğinde , davula tokmağı vururmuş.

Direkler arasına çadırlar kurulur,  çadırlarda karagöz- hacivat oynatılır milletin gönlü hoş tutulmaya çalışılırmış!
Şimdi de öyle değil mi?
Çıkalım  cadde ve sokaklara birlikte bakalımı.
Eskiden meddahların öykü anlattığı, karagöz- hacivat oynattığı çadırlar yerli yerinde duruyor.
Aralarında tek bir fark var!
 Aç açık çoğalmış, sofra büyümüş; karnını doyurmak için  sıraya giren/gelen sayısı çok çok artmış.
Yoksulluk dizboyu.
Memleketin ahvali içler acısı.
Ramazan ayında  ibadet diye oruç tutan insanların %90’ı  zaten açlık sınırı içinde yaşıyor ve yıl 12 ay oruçlu.
Yirmi birinci yüzyılda, dindarlık ölçüsü farklı farklı!

İlk sırada yoksullar:
Namaz
Oruç
Haç
Zekat
Sadaka  kuyruğunda. Bu  ritüellerle Allah’a yakınlaşmak, onun rızasını kazanmak,ve bu ibadetler karşılığında; dünyada elde edemediği cenneti; ebedi hayatı için: “altından ırmaklar akan, içinde yeni bir yaradılışla yaratılmış, bakire, göğüsleri tomurcuklaşmış, saklı inciler gibi iri gözlü, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyaz , yaşıt sevgililerin dolaştığı bir cennet beklentisi.
 İkinci gırupta ise  dünya ahret ceneti isteyen zenginler  var…
Kapı önünde mercedes
Hava alanı pistinde  jet!
Denizde  sayısını bilmediği  filo.
Evde birkaç günde sıfırlanmayacak kadar çok döviz…
Kızdığında bağıracak, yeri gelince tokatlayacak, köle  ve bu düzeni kurabilmek için imanlı görünmek,  İbadet etmeden eder gibi  yapmak.
Dindarlık  görüntüsü altında; hem dünyada bütün makam ve mevkilere sahip olmak; hem de ebediyette cenneti kazandığını düşündürmek.
Biliyorum, bir çoğumuz bu yazdıklarımı abesle iştigal diye değerlendirecek, yorumlayacak olur mu öyle şey diyecek.
Varsın desin.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde  düşünce özgürlüğü var!  Her  insanın  istediği gibi düşünmesi serbest.
İnka’ları, Maya’ları, Eski Mısır’ı Hitit’leri, Urartuları, Babil’i, hatta  Türkiye’nin ilk Sümeroloğu Muazez İlmiye Çığ’ın medeniyet Sümerler’le başlar diye tanımladığı, Sümer’i  inceleyen:benim ifade etmeye çalıştığım gerçeği,  kendi gözleriyle görecektir.
Birkaç hafta önce elime “Sabah Rüzgarı” adı altında neşredilimiş bir kitap geçti; bir solukta okudum.
İyi ki okumuşum.
Şimdi mezhep imamı diye yüceltiğimiz, ilim sahibi  bildiğimiz,  ibadetleri onun istediği gibi ritüelleştirdiğimiz, İmam-ı Azam’ın yaşarken kafir ilan edildiğini, bir rivayete göre zindanda öldürüldüğünü biliyordum. İmamı şafi’ninde zindana atıldığını incelemiştim.

Lakin Enel Hak dediği için öldürlen  Hallac-ı Mansur’dan sonra, Nesimi’nin de diri diri derisinin yüzüldüğünü ve öldürüldüğünü “Sabah Rüzgarları’nı” okuyunca  öğrendim.
Sıkı durun!
Uğrunda savaşlar ettiğimiz, kan akıttığımız ,4 mezhep imamına, yaşadığı dönemde etmedik kötülük işkence bırakmamış, sonrada onları yüceltmek için mehiyeler düzmüş övgüler yazmışız.
Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi suçlamış diri diri derisini yüzerek öldürmüşüz.
Ve şimdi coğrafyamızda yaşanan, dinsel, mezepsel;  insanlık dışı olaylarla boğuşuyor, akan islam kanı ırmağında yüzüyoruz.
Olup bitenler sadece tesadüf mü yoksa islam alemi kendi karanlığında kendi kazdığı kuyuda  kendi kendini mi boğuyor?
Ne dersiniz?

Küçük Not:
Mezhep imamı: İmam-ı Azam ve İmam-ı Şafiden söz ettim diye;  Kur’an’da  yazmayan ve sonradan dine monta edildiği bilinen “Mezhep’leri” kabullendiğim anlamı çıkmamalı.  Mezhep islamın olmazsa olmazı değil, tıpkı cemaatler gibi  islama sızıntıdır.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Çöz Dilimin Bağını !


                            
     

Çöz  Kadir mevlam şu  dilimin kör düğüm bağını
Mum olup eriyeyim aydınlat kalbimin karanlığını

Sel olsun aksın gözyaşlarım haseretinle yanayım
Gelmek  isterim sana çöz  ayağımdaki prangaları

Akan  göz yaşlarımın her damlasında sen varsın
Ne zaman içim daralsa hüzünlensem yanımdasın

Ben  senmiyim sen benmisin çözemedim bu gizemi
Aklım karıştı eremedim sırra çöz  sen kadir mevlam

Aşkına yanıp kor olmak rüzgarına savrulmak isterim
Sen varsınya ben neyim, varlığında yok olmak  dileğim.


Necati Kavlak
05.05.2018 Manisa


1 Mayıs 2018 Salı

ASLANLI YOL!


             
                                        
Kısa süreli bir seyhate  çıktım. Ankara’da  yaşayan çocuklarımı ve torunlarımı ziyaret ettim. Torunlarım  Ali Efe, Hande Ece ve  Deniz’i  doyasıya sevdim.
Ben çocuklarım ve torunlarımla  hasret  giderir, zaman geçitirken; Türkiye  24 Haziran’da yapılcak baskın seçime kilitlendi.
Baskın seçim kararı  sürpriz mi?
 Elbette  hayır.
Seçime gidileceği zaten biliniyordu.
Siyasetçilerin seçmeni kutuplaştırması, ayrıştırması  aylardan beri devam ediyor.
Yeni olan bir şey yok!
Lakin  baskın seçim ilan edilince; siyaset ve siyasetçiye, her geçen gün daha çok çamur  ve  tezeğe bulaştı.
Ortalık diz boyu  (1)mayıs!
Bu  çamur ve tezek muabettinden nasıl kurtulalım, ya da  bu yüksek gerilimi azaltacak, yok edecek , bir paratuner  nasıl kurarız  diye  düşünürken;  eşim,  Anıtkabir’i gitmeyi, Atatürk’ü ziyaret  etmeyi önerdi.
Bu  öneriye balıklama daldım,  güle oynaya kabul ettim.
Ata’yı ziyaret etmeyeli, kim bilir kaç yıl geçmişti.  
Ben zaman makinesine  takılmış, kendi kendime fikir jimnastiği  yaparken; MP3’te, Yusuf Nalkesen’e ait,  Mediha Şen Sancakoğlu’nun  seslendirdiği “ saymadım kaç yıl oldu sen ellerin oldu olalı”i şarkısı çalmaz mı?
"Saymadım kaç yıl oldu sen ellerin olalı
Bilmem yüzün güldü mü, ayrıldık ayrılalı
Beni sorarsan eğer,gönlüm hâlâ yaralı
Bilmem yüzün güldü mü, ayrıldık ayrılalı"

Nutkum tutuldu!
Şaştım kaldım. Böylesine anlamlı, bu  kadar güzel;  güfte, beste, saz ve sözün:   anıtkabiri ziyaret arifesinde , seslendirilimesi  bir   tesadüf olamaz.
Bunda bir hayır var!
Mutlaka, Türk Milletine  vermek istediği,  güçlü bir mesajı  olmalı…
 Müzik eşliğinde, Aslan’lı yola doğru eşimle el ele yürürken; ziyaretçilerin gidiş ve dönüş parkurunda su gibi aktığını görmek; duygulandırdı bizi.
Her yaştan, bir çok ziyaretçi  üzerinde,  hatıra reyonundan yeni alınmış ve hemen oracıkta giyilmiş; Atatürk baskılı tişörtlerle şen şakrak yürüyorlardı.
Belli ki, insanlarımızın  üstüne  karabasan gibi çöken,  umutsuzluk bulutu; Atatürk’ü ziyaret ettikten sonra,  lodos önünde dağılan sis gibi yok olup gitmişti.

Daha ziyaret etmeden Ata’yı bizim yüreğimizde de bir umut filizlendi …
Mustafa Kemal’in Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir.” Vecizesi ve “Cumhuriyet ilelebet yaşayacak.” kehaneti canlandı gözlerimin önünde
Adımlarımızı biraz daha sıklaştırdık.
İstiklal ve Hürriyet kulesi arasında kalan aslanlı yola merdivenleri birer ikişer tırmanarak çabucak çıktık.  Girişte bizi kadın ve erkek heykel gurubu karşıladı.
Aslanlı yol Gizemli ve sırlarla bezenmiş bir yol!
Ben detaylara çok girmek istemem.
Girersem kaybolacağımı da bilirim.  
Lakin Aslanlı yolun simgelerle dolu ve sırlar içerdiğini de ifade etmeden geçmek haksızlık olur.
Bu yolda, 24 Aslan yatar!
Her bir aslan “24 Oğuz Boyunu” aslanların çift olması “birlik ve bütünlüğü”, kedi gibi yatmalarıysa “barışseverliği” temsil eder!
Daha fazla bilgilenmek isteyen, tez zamanda, Atatürk’ü ziyaret etmeli. O muhteşem havayı yerinde koklamalı. Aradığı soruların cevabını Ata’dan duymalı.

Ne demiştik?
Baskın seçim kararı, gündeme bomba gibi düştü.
İşte bu bombanın: ülkeye, Türkiye Cumhuriyetine, laik demokrasiye, parlamenter sisteme zarar vermeden imha edilmesi Aslanlı yolda yürüyenlerin boynuna borçtur.
Siyasi parti, etnik köken, din, mezhep farkı gözetmeden; bu coğrafyada yaşayan: Edirne’den Karsa, Sinop’tan Mersin’e bütün milletin ilk görevi: Türkiye Cumhuriyetine, Parlamenter sistem, laiklik ilkesine sahip çıkmak ve onu ilelebet yaşatmak boynunun borcu olmalı.

Şayet muhasır medeniyete yelken açacaksak, rejime sahip çıkmalıyız. Ulu önder Atatürk’ün bir mesajı ver hepimize…

Atatürk diyor ki,Büyük şeyleri büyük milletler yapar.Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.

İşte, 24 Haziran  seçimleri bizim için çok çok önemli. Ya  Mustafa kemal’in istediği gibi yükselecek, bulutların üzerinde uçmayı seçeceğiz ya da  irtifa kaybedip, yerin yedi kat altında köstebek gibi eşelenmeyi…
Tercih hakkı hepimizin!.

(1)-“Mayıs” tezeğin kurmamış hali!