5 Eylül 2018 Çarşamba

İKTİDAR!


              
                                               

Bu sabah yatağımda mışıl mışıl uyurken, içimdeki ses; ayaklarımın altını gıdıklayarak uyandırdı. Daha gözlerimi açmadan,  sallanma çabuk kalk, eline kâğıt ve kalem al!
Söyleyeceklerimi kısa kısa not et.
Bir kere söyleyeceğim tekrar etmem diye uyardı.
Şaşkın şaşın yüzüne baktım.
 Apar topar kalktım, çalışma odama geçtim, not defterimi elime aldım; söyle dedim uykulu gözlerle…
Yaz!
Yazı başğı İktidar” olsun.
-İyi olsun.
- İktidarı ben kendi kafama göre bi tarif edeyim mi?
-Et de görelim…

1-Kartal’ın yüksek tepelerde, uçsuz bucaksız ormanın üstünde,  karanlık vadilerin derinliklerinde korkusuz, haz duyarak uçması…
2-Şehvetin, yıldızların, bulutların üstünde gezmesi, sağanak yağmur olup, toprağa düşmesi.
3-Yağarken yağmur ortalığı toprak kokusu sarması.
4-Milletin ensesinde “boza” pişirilmesi.
5-Helale haram karışması.
6-Allah’la kulun kandırılması; diye ardı arkasına cümle kurarken,  sözümü kesti. İşi sulandırma,  işimiz gücümüz var diye araya girdi.
İktidar demek:
1-             Bir işi yapabilme gücü erk
2-           Bir işi başarabilme yetkisi ve yeteneği, diye standart tarifi yazalım.  
3-           Pekiyi, olur yazalım…
Sonra, birde iktidarsızlık var dedi.
Gülümsedim.
İstersen yatak odasına girmeyelim.
Kaşlarını çattı, şakanın sırası değil dedi; alttan aldım, patron sensin diye ekledim.
Sen hiç sokağa çıkmıyor musun diye sordu?
Çıkmaz olur muyum, daha dün aile hekimine gittim. Ufak tefek ilaç yazdırdım. Yazılan ilaçları almak için eczanedeydim.
Eczacı benden bi tomar para istedi aldı da…
Daha iki ay önce aile hekiminin yazdığı bir ilacı, bu sefer aile hekimi yazamaz, uzman hekime yazdır  diye vermedi.
Şaşırdım.
Eczacıya geçen ay almıştık dedim güldü!
O, o zamandı, şimdi uygulama değişti, kendi kendime konuştum, devletin çivisini çıkartılar.
Devlette devamlılık kalmadı.
Zaten devleti yönetenler arasında devlet adamı da yok.
İmam kadrosuyla yönetilen devlette de işler, devlet kural ve yasalar yerine , günü birlik uygulamalarla, aklına esenin keyifine göre  söylene söylene eczaneden ayrıldım deyivermişim.
Bu sefer içimdeki ses, ben sana onu sormadım deyince, ne sordun der gibi yüzüne baktım.
Ortalık zamdan yıkılıyor:
-akaryakıta zam
-zamlı enflasyon
-dolmuşa zam
-ete zam
-Ağustos’un zam şampiyonu salça dedi.
Ve lafı daha çok uzatmamak için, niye zamları tek tek sayıyorum ki diye kendini eleştirirken: ses tonunu 2 oktav yükselterek,  A’dan - Z’ye her şey zamlandı diye mırıldandı.
Canını sıkma dedim.
16/17 yıldan beri bu memleket çırak,  kalfa, kalfadan bozma usta elinde,  devletçilik oynuyor.
İktidar ve muktedir olmak için yalnız sayısal çoğunluğun yetmediğini millet yaşayarak gördü.
Gördü de, ne hikmetse; bir türlü iktidarsızlardan vazgeçemiyor. Büyümü var ne diye de takıldım.
Gayet ciddi olabilir dedi.
Parapsikolojiye göre toplu büyü yapılabilirmiş.
Hüddam, müddam devreye girerse milletin aklı çelinir; iyi- kötü fark edilmezmiş.
İçimdeki şeytan, nefsimi gıdıkladı, en iyisi iktidarı, iktidarsızlık tedavisi için bir hekime götürün belki iktidarsızlığa bir ilaç yazar diyerek takıldı.
Şeytanı ciddiye aldım, onun söylediklerini sesli düşünüp fısıltıları yüksek sesle dile getirdim.
Meğer o da bana önerecekmiş.
Hay Aklınla bin yaşa dedi!
Sen benden çok yaşayacaksın ben de tam bunu düşünüyordum diye gülümsedi.
İki kafadar kol kola girdik, kalkıp bir uzman hekime gittik.
Bereket gittiğimiz hekim sinek avlıyormuş.
Sekreter bizi bekletmeden içeri aldı. Hekime olup biteni kısaca özetleyip karagöz/ Hacivat misali doktor bize bir çare diye de ilave ettik.
Adının önünde kocaman Prof. Dr. Yazan hekim, hoş geldiniz iyi ki geldiniz.   Bizim işimiz bu doğru adrestesiniz. Çekti reçeteyi önüne, aldı kalemi  eline başladı önündeki reçeteyi karalamaya. Hem yazıyor hem konuşuyor.
-Halkın iktidarsızlık diye tanımladığı rahatsızlığa, tıp dilinde biz “erektil disfonksiyon´ diyoruz.
Bu rahatsızlık, çok söven, önüne gelene hakaret ve küfreden erkeklerde çok yaygın!
Hekime gitmeye de korkuyorlar.
Hekime gitmeyince iktidarsızlık müzminleşiyor. Sertleşme olmayınca, o açığı kavgayla dövüşle kapatmaya çalışıyorlar.
Araya girdim bu rahatsızlın nedeni ne diye saçmaladım.
Genelde stres, yorgunluk, endişe ya da korku çeken erke  iktidarsızlığa duçar olur dedi.
Ve elbette tedaisi var diye ekledi.
Eğer bu durum çok sorun edilirse, ´başarısızlık korkusu´ eklenir ve psikolojik olarak ciddi bir sorun haline dönüşür tedavi güçleşir.
 Reçeteye, Anadolu toprağında yetişen, sahtekârlık karışmamış “Et, süt, yumurta, bal, nohut mercimek, fasulye” yazdım.

 Organik olanı bulabilirseniz tedaviden daha çabuk netice alınır.
 Bunun yanına bulabilirseniz, “Trakya çiğdemi, Giresun fındığı, Datça bademi ekleyin” diye sıkı sıkın tembihledi.
Aldık reçeteyi elimize, o market senin, bu pazar benim, demeden gezdik.
Elimizdeki reçeteyi kime uzatsak, bunlar Eski Türkiye’de yetişirdi. Yeni Türkiye üretmiyor dediler. Raflarda ne varsa ithal ürünmüş.
Hangi eczacıya girdik reçeteyi uzattıysak bizi geri çevirdi.
Bir bakışları var bir görseniz; dilleri söylemiyor emme, gözler açıktan kadın erkek hepsi ana avrat sövüyor.
Gözlerde okuduklarımızı anlamazlıktan geldik, Prof. Dr. Yazdığı reçeteyi çöp kutusuna attık,  İktidarsızlığa duçar olana Allah yardım etsin diye dua ede ede döndük!
 Hayalimiz bir başka bahara kaldı.  Dolar, Euro, kanada mercimeği; USA malı çiğdem dimdik ayaktayken, TL’nin boynu bükük… 




2 Eylül 2018 Pazar

Rüya


Nasıl anlatacağımı bilemedim gördüğüm düşü
Bilemem yeter mi anlatmaya kurduğum cümle
Kalbinde aşk ateşi tutuşan kor olan her bir canlı
Anlatmaya korkar Âdem’e akan suya döker düşü

Başımı yastığa koyduğum sıradan bir gece
Hülyalarım gerçekleşti mucize döndü düşe
Halikarnas balıkçısı sağ olsa şaşırırdı bu işe
Beklide keramet bizde değil Kadıkalesin’de


Kimi gördüğümü merak ediyorsunuz biliyorum
Ne giymiş nasıl tıraş olmuş bi dökebilsem tuvale  
Üstünde takım elbise renk koyu ütü jilet diyebilsem
İhtişamı nasılda kamaştırdı gözlerimi bir bilsen

Dokunacak kadar yakındım gül kokulu tenine
Hiç çekinmeden nübüvvetiyle hitap ettim kendine
Çevirdi başını müşfik bir gülüşle baktı yüzüme
Ne zaman istersen görüşelim deyiverdi özüme

En çok saçına sakalına kılık kıyafetine nazar ettim
Arasına tek tük ak düşş siyah saçları gür başta
Yeni kalkmış berber koltuğundan olmuş ense tıraşı
Sağğındaki gibi gül kokuyor biraz karışık lavanta

Üzerindeki takım elbiseyi görenin dudakları uçuklar
Utanır bu çağda kundura giyen kefiye takan Araplar
Rüyalar gerçek olsa, ebediyete intikal eden geri gelse
İslam geçinenleri tereddütsüz dinden çıkartır ve atar



Necati Kavlak
02.09.2018 Manisa

31 Ağustos 2018 Cuma

Cennetten Geliyorum




Cennetten geliyorum derken hiç abartmadım. Hani bizim softa din tacirleri, bir elinde Cennet mükâfatı, öbür ellinde cehennem ateşiyle inananları tehdit ediyor ya, onlara inat gerçek bir cennetten söz edecek, Hurileri, Nurileri yan yana şezlongda kara kalem çizeceğim.
Yüce kitabımız Kuran’da, cennetten bahsedilirken “altından ırmakların aktığı ve dünyada eşi benzeri bulunmayan sürprizlerin bulunduğu, kin ve nefretin olmadığı yerden” söz eder.
İşte, bende tam bu tanımlamaya bire bir uyan, bu dünya cennetinin kelimelerle fotoğrafını çekecek, resmini çizeceğim.
Hepimiz biliyoruz ki, Anadolu’nun Üç tarafı denizlerle çevrili;  altından sayısız ırmak, nehir ve dereler akar!
Bağ bahçe dersen gani!
 Her bölgemizde, değişik dünya nimetleri ağaçların dalını eğer-belini kırar.
Türkiye, bu cennet Vatan’a, Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle canı, kanı pahasına sahip oldu.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları; her karış toprağı kanla sulanan; Anadolu coğrafyasını inkılâplarla süsledi!  
Ay Yıldızlı Al Bayrağa sardı!
 30 Ağustos zafer bayramı ile birlikte Türk milletine armağan etti.  
Onun için diyorum ki Anadolu’nun 7.  Bölgesi de muhteşem bir cennet.
Ve ben Ege ile Ak Deniz bölgemizin sarmaş dolaş kucaklaştığı,Bodrum yarım adası cennetinden geldim.
Bodrum’un,
Bites’in
Akyarlar’ın
Yalıkavak’ın
Turgutreis’in
Kadıkalesi’nin; eşsiz havasını soludum.  Serin suyunda kulaç attım. İnce ve dişli kumların üzerinde yalın ayak yürüdüm.

Akşam günbatımını, gece yıldızları seyrettim.
Denizle kumların öpüştüğü yerde, renk renk, şezlonglar incecik kumların üstüne yan yana dizilmişti…
 Her yaştan, değişik inançtan, ayrı ırktan ve ayrı cinsiyetten insanlar bir arada,  yan yana omuz omuzaydı.
Kimse bakmıyordu yanında oturanın cinsiyetine, üstündeki mayonun boyuna ve rengine. Aynı suda kulaç atıyorlardı kadın ve erkeğiyle birlikte.
Şezlonglar arasında eline şarap kadehleri taşıyan Huriler yoktu.  Emme velâkin kahve fincanı taşıyan, Huriler, bira şişeleri taşıyan Nuriler vardı hizmette yarış eden.
Cinsiyet farkı olmadan, birbirini tanısın tanımasın, genç yaşlı demeden birbirine gülümseyen, selamlayan, “kin ve nefretin” olmadığı  insanlar vardı.
Ne kadına şiddet, ne çocuğa istismar, ne gasp, ne hırsızlık ne soygun ne ihaleye fesat karıştıran, kimse yoktu bizim cennette.
Birçoğunun hadi canım sende dediğini duyuyor ve üstüne basa basa tekrarlıyorum, yazdıklarım a’dan z’ye abartısız doğru.
Rahatsızlık duyduğum bir şey yok mu?
Elbette var!

Nasıl ki devletimiz emperyalist saldırı altında ve beka sorunu yaşıyorsa; aynı tehlike,  dilimiz Türkçe içinde söz konusu.
Sözüm ona turizme hizmet adı altında, otel, motel butik hotel ve de bilumum hizmet sektörü abuk sabuk yabancı isimler istila etmiş.
Sundance Resort

Sundance Suites

Woxxie Hotel

La Blanche Resort & Spa

Bu yazdıklarım devede kulak bile değil!

Neymiş efendim?
Turist çekeceklermiş. Hadi canım sende. Turist otelin adına mı gelecek? Türkçe koyarsan gelmeyecek mi? Bu teze kargalar bile güler. Sen dürüst hizmet ve iyi hizmet verirsen, turisti yolunacak kaz görmezsen otele isim vermesen bile onlar seni bulur.

Hatırlayın!
 Karamanoğulları hükümdarı Mehmet Bey, millet olarak yaşamanın ilk şartı olarak, dil birliğinin sağlanması gerektiğine inanmış kendi dilini ve kültürünü hor görenlere karşı: 1277 yılında Türkçeden başka dil kullanılmasını yasaklamıştı.
700 yıl önce bir Türk hükümdarının gördüğü tehlikeyi görememek, siyasi körlük değilse; mutlaka altında yatan art niyettir.
Türkiye beka sorunu yaşıyorsa, mutlaka altında dilimize, örfümüze, adet ve geleneklerimize yapılan saldırı altında da bekaya sorunu olduğunu unutulmamalı.



29 Temmuz 2018 Pazar

Ne Demiştin Niçin Caydın Sözünden



Türk sanat müziği tutkunları, “Ne Demiştin Niçin Caydın Sözünden” diye başlayan çok anlamlı bir şarkımız olduğunu hatırlar. Ben de kendi kendime bir söz vermiştim! 24 Haziran’dan sonra televizyonda haber dinlemeyecek, yazılı basını okumayacak, vicdanımı izdiva’ya çekilecektim.
Siyaset konuşmayacak, yazmayacak gündemi takip etmekten uzak duracaktım.  Elbette yemin etmedim. Ancak  uzak duracağıma kendime söz verdim.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğine kırgın ve çok öfkeliyim 

Bi bakıma verdiğim söze sadığım.
Gazete okumuyorum.
Televizyon ve radyo haberi dinlemiyorum.
Hele vıcık vıcık üzerinden yağ akan, dolar endeksli basınla uzaktan yakından, hiç ilgim ve işim yok.
Yağcıları, yalakaları, ezelden beri hiç sevmedim.
Şimdi tiksiniyorum, midem bulanıyor.
Eeee, ne oldu da şimdi kaleme sarıldım, klavyenin üzerine çullandım?
Anlatayım!
Ne kadar yazılı ve görsel basından uzak kalırsam kalayım, sosyal medya yakamı bırakmadı.
Dolaysıyla hem dünya gündeminden hem de Türkiye gündeminden hiç kopmadım.
 Atalarımız “ eşeğin sevmediği ot burnun dibinde biter” demiş ya, benimde istemediğim haberler burnumun dibinde yeşerdi. Gözlerimin için baka baka büyüdü…
Seçim sonrası Ana Muhalefetin hali ise içler acısı; bulgur kazanı gibi kaynıyor fokur fokur. 
Muhalefetin halini gören İblis, niye susuyorsun yaz diye yakamı tuttu bırakmıyor.
Geçen gün iblise sordum yazınca ne değişecek? Güldü, elbette bir şey değişmeyecek; imam bildiğini okumaya devam edecek dedi.
O zaman beni niye sıkıştırıyorsun yaz diye dedim, tarihe not düş ki şahitlik etsin dedi.
Haklısın dedim ve klavyenin başına çullandım.
Bu gün iyi partideki çalkantıdan söz etmeyeceğim. İyi parti çıtayı çok yüksek tutmuştu,  çıta düşünce haklı olarak kendilerini kötü hissettiler.
Zaten gerçek demokrasinin ölçüsü de bu olmalı.
Onlar kendi yolunu bulacaklar.
Ya Atatürk’ün kurduğu, TC’nin kurucusu partiye ne demeli?
İşte bu gün biz ana muhalefete bir çift söz söyleyeceğiz.
Öyleyse lafı çok uzatmayalım.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu, Ankara’dan İstanbul'a başlattığı yürüyüşle, demokrasiye renk katmış,  CHP gibi cumhuriyeti kuran bir partiye yakışan demokratik eylem hem yurt içinde hem de yurt dışında olumlu ses getirmişti.

Hatta tabanda da umutları yeşertti.
24 Haziran seçimleri öncesi, İyi partinin önünü kesmek isteyenlerin hamlelerini, 15 milletvekilini emanet vererek boşa çıkartması, Kılıçtaroğlu’nun demokrasi sofrasına koyduğu, kaymaklı ekmek kadayıfı tadandaydı. Siyasi Tarihe altın harflerle yazıldı..
Kendisine rakip olan Muharrem İnce’yi aday göstermesi ise başlı başına bir liderlik kalibresiydi.
Buruya kadar her şey güzel!
Ya bundan sonra?
Birlikte hatırlayalım. Kemal bey, önüne çıkan her fırsatta, seçimin galibi olacaklarını sayı vererek ilan etti.
Millet ittifakının TBMM salt çoğunlu alacağından, Cumhurbaşkanlığı seçimi için ise %60 gibi yüksek bir oranla kazanacağını her platformda kendinden emin bir şekilde deklere etti,
Ne Milletvekili seçim tahmini ne de Cumhurbaşkanı seçiminde öngördüğü hiçbir rakam tutmadı. İnadına kendi partisi, %25 bandının altına düştü. 
Kemal bey, Kırkpınar’da pehlivan olsaydı, cazgır tarafından yenik ilan edilecekti.
Ne yazık ki, bizim ülkemizde siyasette yenilenler, yenilgiye doymuyor. Bi şekilde bir mazeret bulup, kendilerini avutuyorlar.
Hâlbuki gerçekten demokrasiyi içine sindiren, gelişmiş ülkelerde; siyasetçi kaybettiği zaman yenilgiyi kabul edip, çekilmesini de biliyor.
Türk siyaseti bu olgunluğu bir türlü yakalayamadı.  Keşke Kemal Bey, seçim sonuçları açıklanınca; kendiliğinden çekilseydi, hem Türk siyaset ivme kazanır hem de itibarı artardı.
Şimdi çırpındıkça batıyor. Kendi batarken Türkiye’nin kurucu partisini de kendiyle birlikte batırıyor. Ne Hazin değil mi?
Muazzez Ersoy’ 
devam ediyor
Ne Demiştin Niçin Caydın Sözünden
Hevesin Bir An mıydı Yeminin Yalan mıydı
Yazık!

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Damla




Bu yaz sulu daldaki serçe kadar ıslak          
Ne zaman yağmur yağsa kokar toprak

Ateş saçıyor karabulut öfkeli şimşek
O kadar güçlü ki bakanı kör edecek

Cam balkonda kızak kayıyor damla
Koşuyor ilk düşen damlaya yetişecek

Islansaydım keşke yağarken yağmur
Saçlarımdan tenime düşerdi yağmur

Akşam Ay tutulacak her yer karanlık
Kutup yıldızı karanlıkla halvet olacak

Pencere çok yakın limon yapraklarına
İnci tanesi kadar saf yaprakta damla

Kısa sürdü yağmur çabucak açtı güneş
Çabuk saklandı dağın ardına öfkeli bulut

Yaz ortasında bahardan kalma serinlik
Kalk  Kavlak  durma dolaş hava tam senlik


Necati Kavlak
27.7.2018