3 Kasım 2019 Pazar

KASIM


KASIM
Yine kasımpatılar boy gösterdi
Kasım’da yağmur yağar değil mi?
Kim bilir hangi rüzgâr getirecek
Yakutistan’dan soğuk karı tipiyi

Yapraklar sararmadı bizim elde
Deli esmiyor poyraz karayelde
Tomurcuk yok kardelende
Hala dalında cırcır böcekleri de

Kar düşş rakımı yüksek yerlere
Sobada kurulmuş bacası olan eve
Yağarken kar Erzurum Aşkale’ye
Üşüdük Eğe Denizinin göbeğinde

Sararmadan yaprak geldi sonbahar
Kanat çırpmadı daha göçmen kuşlar
Kimi yerde dalında açmış gül var
 Gül solmadan acelen ne sonbahar?

Hayal Deniz’i
03.11.2019 Manisa

1 Kasım 2019 Cuma

İzmir'e Yolculuk


                                                          


Doruk, karmakarışık duygu içindeydi. Daha önce, ortaokulu bitirdiğinde hava lisesi imtihanına girmek için İzmir’e gitmiş ve görmüştü. Eşref paşadan Konağa inen yılan gibi kıvrılan varyantı görünce gayrı ihtiyarı koltuğuna yapıştığı geldi aklına.
Güzel yalı plajında yüzen, İzmirli gençleri, pırıl pırıl deniz suyunu,  İskeleden suya para atıp suya dalarak parayı çıkartan; bronzlaşmış kız ve erkekleri, bir arda: ilk orada görmüş ve tanımıştı.
Dahası da var elbette...
İlk birayı, plaj yanındaki çay bahçesinde yudumladığını hatırlayınca kendi kendine gülümsedi.
İzmir Fuar’ı yanında, daha çok taşradan gelen tüccarların kaldığı bir otelde konaklamıştı.
Kordonda yürümüş, rıhtıma uzanan Deniz kaplumbağalarına simit ikram etmiş, gözleriyle deniz kaplumbağalarını sevmişti.
Küçük anıları hatırlayıp, birkaç yıl geriye giderek kurduğu hayallerden,  okunan akşam ezanı sesiyle kendine geldi.
Otogardan otobüs saat 2130 da hareket edecekti. 
Zaman durmuş, saat tersine işliyordu sanki.
En iyisi boğaz kıyısına gidip dalgaları sayıyım dedi kendi kendi ve düşüncesini eyleme geçirdi vakit geçirmeden.
Hem dalgaları izledi hem de gelip geçen balıkçı teklerini...
Ay ışığında boğaz suyunu izlemek bir harikaydı.
Dalgalar birbirini kovalarken, su üzerindeki yakamoz ışıltısı masal diyarında gibi hissettiriyordu insana kendini.
Duran zaman boğazın dalgalarıyla, akıp gitmişti bir anda.
Doruk kolundaki saate baktı, otogara doğru gitme vakti geldiğini fark edip, önce valizi bıraktığı bakkala uğradı, valizini alıp otogara yürüdü.
 Otobüs perondaydı.
Elindeki valizi muavine verdi,  otobüse binip koltuğuna oturdu. Değnekçiler kalkıyor kalkıyor otobüs İzmir’e kalkıyor diye bağırıp duruyordu.
Neyse ki bu bekleyiş çok sürmedi. Yolculuk 6 saat kadar sürecekti.  Gündüzün git gel telaşı baya yormuştu. Otobüs kalkar kalkmaz, motor sesi ve küçük sarsıntılar, ninni gibi geldi. Doruk daha birkaç kilometre gitmeden koltuğunda uyuya kalmıştı.
Yolculuğun nasıl geçtiğini hiç anlamadı. İzmir’e geldiğinde, gece yarınsı çoktan geçmişti. Mahmur gözlerle otobüsten indi, bagajdan valizini aldı, nereye gideceğim diye düşünürken İzmir’e ilk geldiğinde kaldığı otel geldi aklına. Hem yakındı hem de küçük ve temiz diye düşündü.
Otele doğru yürürken, kendi kendiyle sessizce konuşuyordu. Cumartesi günü Foça’ya gitmeyim. Pazar akşamı gider katılırım.
Nasıl olsa kurs pazartesi sabahı başlayacak vs vs...
Otele geldiğinde kâtip bile uyuyordu. Onu kaldırdı kendine bir oda açtırdı ve üzerini bile çıkartmadan sabah ola hayrola deyip yatağa uzanıverdi.
                                                                                      .../...





23 Ekim 2019 Çarşamba

Küçük Suda Boğulma



 gönül gamlanma
şu yalan dünyada
yağmur yağar
düşer su toprağa
her damla suyun
var akacak bir yatağa
çayır da çimende
toplanan sular
buluşur dere yatağanda
sanma ki
küçük sular dururken
denizde boğulur insan
zordur geçmek
küçük suları her zaman
karşında dururken ayna
bakma yüzüme
istersen görmek
yalın gerçeği
 her sabah kalkınca
bak aynaya
ne sanırsın kendini
sen-misin
aynada gördüğün sima
ulaşacak her damla
er geç ummana
sen sen ol küçük suda boğulma...


Hayal denizi
23.10.2019 Manisa

13 Ekim 2019 Pazar

Demir At On Sekize




Ne çok hızlı dönüyor, şu yalan dünya
Yetişilmiyor yaya, güneşin doğuşuna
İmkânsız engel olmak, yıldızın kayışına
Dönmez durur mu, demir atsak dünya

Gün be gün kar gibi eriyor sermaye
Yıl akıp giderken, sayı artar nedense
Genç ve dinç kalacağını, bilse insan
Koşup durmaz, demir atar on sekizine

Dönüyor dünya, kime ne dönsün varsın
Dalgalanıyor deniz, dalgalansın dursun
 Yelkenleri kapattık,  demir attık ısız koya
 İddialıyız koşmayacağız, yılların ardından


Hayal Denizi
13.10.2019 Manisa

10 Ekim 2019 Perşembe

KARTALIM



                                                                                 

                                                   Kartalım, açmışken kanadını, kırmışken dalı
                                           Al beni de yanına, ne kilim isterim, ne de halı
                                      Ne altın ne gümüş isterim, ne  elmasta gözüm 
                                         Kanatlarında az yer ver,  istemem dünya malı


                            


Hayal Denizi
10.10.2019

6 Ekim 2019 Pazar

KİM DEMİŞ



Bilmem ki kim demiş, kanat çırpamaz diye insan
Kartal olur uçar, düşünce toprağa ten her insan
Çizin Kartalın resmini, makber-imin ayakucuna
Gelen geçen baksın, görsün akıbetini Kamil insan

Hayal Denizi
06.10.2019 Manisa

Yazsam mı Yazmasam mı?



   
                             

Düşünen insan olmak zor dostlar! Teknoloji almış başını gitmiş. Koca dünya, 7 kıta küçülmüş bir köy olmuş.
Nereye gitsen ya bir kuş uçumu, ya da kurşun atımı, dünyayı avucunun içinde taşıyabiliyor, ulaşmak isteyince bir tıkla ulaşıyorsun.
Birkaç hafta önce yolum başkente düştü, gidip gelirken toprağımdan geçtim.
Bizim oraların kaymaklı lokumu, nallı kuzu sucukları meşhurdur. Haşhaşlı çörekleri pek lezzetli, manda kaymağı pek çok ünlü; kaymaklı ekmek kadayıfı ise dillere destan!
Yolculuk ettiğim, Ulusoy otobüs firması, yemek molası verip Kolaylı tesislerinde durunca, dedim ki hadi şu alış veriş merkezini ziyaret edeyim.
Çarşı çok zengin!
Çeşit çeşit lokumlar, Cumhuriyetten, Ahmet İpeğe kangal kangal meşhur sucuklar, müşteri bekliyor.
Üzerindeki etiketin önce resmini çekeyim dedim sonra, laf ederler diye vazgeçtim.
Fabrikalarını sattığımız şekerden üretilen lokumların fiyatlarını görünce dudaklarım uçukladı.
65 ila 80 küsur lira arasında değişik tat ve nefasette lokum, vitrinde müşteri/ ya da alıcısını bekliyordu.
Sucuklar 72, 99 Tl İçine ne koyduklarını merak ettim ve Hemşerim; sucuklarda Sırbistan’dan ithal edilen helal sertifikalı et var mı diye takıldım…
Gülümsemekle yetindi.
Cevap vermedi.
Ben anlayacağımı anlamıştım.
Daha çok üstüne gitmenin bir anlamı yoktu. Bir kilo lokum, aynı AVM de satılan bir kilo petek baldan daha pahalıydı.
Müşterilere baktım, sadece seyrediyor, sonra eli boş geri çıkıyordu. Haa yalan söylemeyim, lokantada tanesi sekiz TL’ye satılan gözlemenin ve de bir bardak çayın alıcısı oldukça çoktu.
İşte memleketin ahvali, hal ve gidişatı böyleyken, TÜİK Eylül 2019’da enflasyonun düştüğünü açıklayıverdi.
Düşüş ve artış oranlarını buraya alıp, canınızı sıkmak istemem.
Hepimiz zaten oynanan orta oyununu yakından izliyoruz.
Varsın, Pişekâr ve Kavuklu ve çok sayıda ki figüran karakter oynamaya devam etsin.
Bizde iPod’umuzu açalım; Âşık Mahzuni Şerif’ten ,
Milletin sırtından doyan doyana,
Bunu gören yürek nasıl dayana,
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Bilmem söylesem mi söylemesem mi” Türküsünü, dinleyelim.
Ve Mahzuni’yi dinlerken, yalanı, dolanı, talanı ciddi ciddi düşünelim. Sonra, Kuran’ın ifadesiyle birazcık akıl edelim. Aklımızla alay edenleri bir köşeye not düşelim.
Ne dersiniz?
Haklı mıyım, haksız mı?