9 Aralık 2019 Pazartesi

J. Not Defteri/Sevinse mi Üzülse mi?



Fransız tatil köyüne yapılan ziyaret, yakın geleceğin komandolarında üzerinde hayal kırıklığı yaratmıştı.
Bu nasıl bir uygulama ya da ne cüret?
Yabancı bir ülkenin tatil köyü işletmecileri, misafiri oldukları ülke insanını, kampa almamaları en azından küstahlık değil mi?
Doruk ve arkadaşları, gün boyu kendi aralarında bu çelişkiyi konuştu, soruya cevap aradı.
Buldular mı? 
Elbette hayır!
Memleketi yöneten siyasi kadrolara içerlemiş, verip veriştirmişlerdi. Çıplaklar kampını kuşbaşı gören tepenin üstünde epeyce zaman öldürdüler.
Ve kendi pencerelerinden, düşüncelerini öfkelerini denizden karaya esen melteme karşı kustular.
Bir süre sonra aklıselim galip geldi, kızgınlıklarını rüzgâra emanet edip, kışlaya geri döndüler.  Kışlaya geldiklerinde; Nevşehir Komando Taburunun Foça’ya intikal ettiğini,  birçok rütbeli personelin,  sahilde ki askeri gazinoda olduğu haberi, ortamı yumuşatmaya yetti.
Bu haberle,  keyifleri yerine geldi. 
Yaşadıkları nahoş tatil köyü serüveni, belleklerinden uçtu gitti. Kendilerini,  yeni bir heyecan bekliyordu.
Hiç vakit kaybetmeden sahildeki gazinoya yürüdüler,  gazino deyim yerindeyse, ana baba günü dönmüştü.
Birkaç masa birleşmiş, çay kahve gelmiş; muhabbet koyulaşmıştı. Ortama ayak uydurmak çok zor olmadı.
Daha çok, Komando Tabur Komutanlığı rütbelileri konuşuyor, Doruk ve diğer kursiyerler can kulağıyla dinliyordu.
Muhabbet öyle bir yere geldi ki, komando olunmalı mı, yoksa olmamalı mı,  sorusu takıldı oltanın ucuna.
Bu soruya şaşırmamıştı konuşmacı.  
Hatta bekliyormuş gibi duraksamadan, bu nasıl soru demeden aklından geçenleri madde madde sıralamaya başladı.
Komando olmak demek,  elbette gurur verici!  Askere olağan üstü liderlik ve üstün yetenek veren bir eğitim. Dedikten sonra;  öncelikle bu kişilerin bakışlarına göre tercih değişir diye devam etti konuşmasına..
 Kimi insan rahatı sever, kimileri de serüvenden hoşlanırdı. 
Serüvenden hoşlanan, yüksek adrenalin seven için bulunmaz bir mesleki kariyermiş. Ne var ki yerleşik insan yaşamıyla taban tabana zıt, aile yaşamını güçleştiren öğelerle iç içe diye devam etti konuşmasına…
Komando demek, yersiz yurtsuz, dağda bayırda aç susuz, görev almak demek.
Komando demek, kelle koltukta, ölümü göze alarak anda yaşamakmış! Tıpkı OHSO’nun, meditasyonda anlattıkları gibi daima anda yaşamak ve farkında olmakmış.
Komando demek, yastık yerine, başı taşa koymak, yorgan yerine yıldızlara sarılıp uyumak demekmiş. Bu olumsuzluk sayabildiğin kadar çoğalır ve sıralanır diye tamamladı cümlesini.
Ve ekledi!
Size bir tavsiyemiz var, İnsan gibi yaşamak istiyorsanız, kolunuzu bacağınız kırın, bitirmeyin kursu diye koydu, cümlenin sonuna noktayı.
Masa başındaki arkadaşlar, son cümleyi duyunca, şaşkın şaşkın birbirinin yüzüne baktı. Nasıl tepki vereceklerini şaşırmışlardı. Dereceye girmek için olağan üstü gayret gösteren, komando hayaliyle yatıp kalkanlar suskundu.
Sadece sessiz kaldılar ve moralleri dağıldılar masa başından.
 Meğer bu suskunluk fırtına öncesi sessizliğiymiş. Pazartesi sabahı, ilk fire verildi. Erşan, pentatlon sahasında ki,  parkurdaki koşusunu tamamlarken, kum havuzu başındaki, merdivenleri çıktı yarısına kadar indi, kolunun üzerine atladı ve sol kolunu bileğinden kırdı.
 İnanılır gibi değildi, revire haber verildi,  bir sedye ve sağlık personeli geldi, alıp revire götürdüler arkadaşı. Ertesi gün, rütbeli personelin neredeyse yarısı, viziteye yazılmıştı.
Konuşmadan etkilenen viziteye çıkanlar arasında Doruk’ta vardı. Viziteye çıkanları Kıt’a tabibi, İzmir Askeri hastaneye sevk etti.
Askeri hastaneye sevk edilenlerin nerdeyse tamamı, şikâyetleriyle ilgili bölümlere yatırıldı. Doruk, kulak burun boğaza yatmıştı. Burnunda kemik varmış. Bir hafta hastanede yattı, bir operasyonla burnundaki kemik alındı; bir hafta daha hastanede tedavi devam etti, sonra ilaçları verilip, 15 gün istirahatla taburcu edildi. Askeri hastaneye sevk edilenler ve Doruk için Komando serüveni filsen sağlık nedeniyle sona erdi.  
 İmroz’a geri dönüş, 116. J.TB. K.lığından ilişik kesme ve 15 günlük meyil müddeti kullanımıyla, Ruşen Ali’nin at koşturduğu, Bolu dağlarına ve Kıbrısçık ilçesine yolculuk için geri sayım başlayacaktı. Sevinse mi, üzülse mi bilemiyordu.   Aklı fikri Bolu’ya kaydı ve “Benden selam olsun Bolu Beyi'ne Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır At kişnemesinden gargı sesinden Dağlar seda verip seslenmelidir” Köroğlu türküsünü mırıldanmak ona iyi geliyordu.

                                                                                  …/…

4 Aralık 2019 Çarşamba

Çek Perdeleri



Kıskanırım ben erken doğan Güneş’i
Işıkları karanlıkta gelir öper yar seni
Dokunmasın eli öpmesin ışıklar seni
Girmesin güneş odana çek perdeleri

Yıldızlardan taç yapayım tak başına
Aydınlatsın Ay yüzünü geç karşıma
Dök saçlarını dalga dalga omzuna
Girmesin odana güneş çek perdeleri

Nice söz var Hayal Deniz’inden derin
Girip bağına, kırmızı gül dermek isterim
Gül bahçende bülbül olmak kaderim
Dudaklarımdan dökülen nağmeler senin.









06.06.2011

Hayal Denizi

M A N İ S A

1 Aralık 2019 Pazar

J. nın Not Defteri Çıplaklar Kampı


Asya kıtasının, Gurlular Ülkesi Hindistan’lı Shi Mataji Nirmala “Sahaja Yoga” öğretisinde; “Her insan kendi içinde, köklerinde yatan huzuru ve mutluluğu yaşama şansına sahiptir” demiş.
Doruk ve Erşan, geçirdikleri müzikli geceyle, yoga yapmış Hint Gurluları gibi, bir haftanın ağır yorgunluğu üstlerinden attı.
İzmir Enternasyonal Fuarında sahne alan Neşe Karaböçek ve diğer sanatçıları dinlemek ilaç gibi gelmişti. Gazinoya gitme fikri, deyim yerindeyse, resmen bir terapi etkisi yaratmıştı!
Gazinodan sonra, gece sabah kadar uyumadılar, zincirini kopartmış şamandıra gibi, sahilde dolaştılar, kordonda sabahçı mekânların gönüllü konukları oldular. Foça’ya döndüklerinde, yeni haftaya bedenen ve fikren hazırlanmışlardı.
İkinci haftanın ilk günü ilk haftanın ilk gününün fotokopisi gibiydi. Yapılan hareketler hep aynıydı. Tekrarlanan eğitimle, kazanılan gelişimin, bilinçaltına ezberletilmesi esasına dayalı çalışma esas alınmıştı.
Sabah sporu bir önceki haftaya göre, daha rahat, yakın boğuşma, uçarak vurma ve düşme; daha estetik ve pratik hale gelmişti.
Sadece alçak sürünmedeki acı, ağrı, kan revan şiddetinden pek bir şey kaybetmemişti. Eğitim programındaki renkli çalışmalar, ilk ayın bitiminden sonra başlayacakmış.
Tırmanma kayasına tırmanma, Küçük bir Ada’da barınma ve hayatı idame, Hayatı idame içinde arazide ne yakalarsan (yılan çayan, böcek börtü, kaplumbağa- kurbağa vs) nasıl yenirin talimi yapılacakmış.
Bunları duyunca insanın, iştahı kaçıyor midesi bulanıyor.
Doruk, akşamüzeri Nevşehir komando Taburunun tatbikat için hafta sonu Foça’da olacağı haberini alınca gözlerinin içi güldü.
Öğrenciyken, okuldan tanıdığı, teğmen ve astsubayların Komando Taburunda görev yaptığını biliyordu.
Hem onları görecek hem de Komando olmanın, artı ve eksilerin konuşma fırsatı bulacaktı.
Hem eğitim, hem de hayal jimnastiğiyle akan günler hızla geçti.
İkinci hafta sonunda vücut gelişiminde gözle görülen, farklılıklar vardı. Hafta sonu, öğleden sonra, Patlayıcı imha ve yerleştirme eğitimi ile Cuma günü ikinci hafta eğitimi sona erdi.
Yine gece eğitimi vardı. Top dağında makilerle boğuşacaklar, yıldızlarla yön arayacaklardı.
Rutin şeyleri tekrarlamanın ne anlamı var?
Yine Revani yine yoğurt, öyle demişlerdi kurs hocaları. En iyi enerji kaynağıymış gece eğitiminin.
Bu hafta sonu İzmir yerine Foça yakınlarındaki, Günaydın Gazetesinin günlerce manşetinden düşmeyen, gazeteye göre “çınlaklar kampı” yöresel adı Fransız tatil köyüne gideceklerdi.
Pazar sabahını iple çektiler.
İkinci haftanın gece eğitimi, bir önceki hataya göre biraz daha zordu. Dönüş Cumartesi günü öğle vaktini bulmuştu.
Bu yüzden günün nasıl geçtiğini fark bile edemediler. Akşam erken yatıp ölü gibi uydular.
Pazar sabahına uyandıklarında, saat 10 00’a gelmişti. O zaman anladılar ki yattıkları yeri beğenmişler.
Kalkar kalkmaz, önce duş, sonra kahvaltı ve Fransız tatil köyüne gidiş için buluşma.
Bu sefer gurup kalabalıktı. 5 Teğmen’den 3’ü 8 Astsubaydan 4’ü heyecanla hazırlandı.
Sohbet muhabbet, gırgır şamata, yürüye yürüye tatil köyüne gelindi. Meğer bu kampa yerli yani Türk alınmıyormuş.
Kampa girmek için öncelikle Fransız, sonra yabancı uyruklu olmak gerekiyormuş.
Hayaller kursakta kaldı.
Kapıdan geri döndüler.
Kamp yerini kuş bakışı gören yüksek bir tepeye çıkıp oradan seyredeceklerdi.
Tepeye tırmandılar, taşların üstüne kuşlar gibi tüneyip, çıplaklar kampına, uzaktan kedinin ciğere baktığı gibi baktılar.
Doksan günlük kursun bir haftası daha geride kalmış, 15 gün göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti.
…/…





28 Kasım 2019 Perşembe

İNSAN



Önce çok okumalı çok düşünmeli insan
Yalnız insanda akıl gerçek olursa insan
Hakkı konuşmalı bilmeli helali haramı
Hak yememeli yalan söylememeli insan

Nereden geldiğini nereye gittiğini sormalı
Kendini yaratanla tanışmalı halvet olmalı
Kulaktan dolma değil araştırıp öğrenmeli
Kandırılıp ayakta uyutulduğunu fark etmeli

Kâinattan önce yaratmış insanı yaratan
Yaratandır İnsana Kalem ile ilmi öğreten
Niçin aşağıların aşağısına düştü Âlimken
Düşünmeli soruya cevap bulmalı insan

Deniz’im yine küreksiz yelken aç engine
Dalgaların sığmaz birçoklarının hayaline
Ağlayarak geldik üç günlük yalan dünyaya
Her gelen akıp gidecek birkaç arşın bezle




Hayal Denizi
28.11.2019/ Manisa


27 Kasım 2019 Çarşamba

J. Not Defteri/Dağlar Kızı Reyhan

https://youtu.be/96z1KueGMmI




Doruk ve kursiyerler için, öğrencilik yeniden başlamıştı. 8 Astsubay 5 teğmen toplam 13 rütbeli personel kursa katıldı.
Bir yıl sonra yeniden öğrenci psikolojisi ile tanışmak nasıl bir şey yaşanıp görülecek. Daha ilk günden, koğuş sabah erkenden kalk borusu sesine uyandı.
İlk önce J. Komando Eğitim Alay Komutanlığı önündeki, eğitim alanında içtima olundu, ardından tekmil alındı.  
Tüfek çatıldı,  teçhizat çıkartıldı, üst giysiler soyunuldu, bere en üste konuldu, sabah sporu başladı.
Koşu parkuru olarak, Top Dağının eteklerindeki patika yol seçilmişti.
Yaklaşık 5 km her sabah bu koşu tekrarlanacak, mukavemet / dayanıklılık kazanılacaktı. Doruk hem koşuyor he de hayal kuruyordu.
İmroz'daki bağ bahçe arasındaki sabah sporu canlandı gözleri önünde. Yeni Mahalle sokaklarında koşusu, bölüğün önüne çıkan yılan ve Marya aklına geldi,  gülümsedi kendi kendine.
O hayalleriyle gezinirken koşu parkuru bitmiş, tim ordu evi önündeki, plaja iskele önüne gelivermişti.
 Sabah sporundan hemen sonra toplu halde denize balıklama dalındı, 5 km koşunun teri deniz tuzuyla buluştu;  sonra duş ve sabah kahvaltısı.
İlk ders yakın boğuşma, düşme teknikleri, kendini koruma, hasmın hamlesinden kurtulma vs. eğitimi, sonra;   alçak sürünme, yüksek sürünme, sırtüstü sürünme derken iflahı kesildi kursiyerlerin.
Alçak sürünme de omuz başları, sırtüstü sürünme de omuz arkası kan revan içinde kalmıştı. Eğitim alanı özellikle sürünme esnasında, kursiyerin canını yakmak için özellikle küçük ısıran keskin dişli çiğillerle kaplanmıştı.
Doruk ve Kursa katılan diğer kursiyerlerin ilk günden acımazsızca başlayan ağır eğitime rağmen, keyfi yerindeydi. Eğitim aralarında verilen istirahat aralarında gülüyor, şakalaşıyor şikâyet etmiyorlardı.
Ve bu eğitim her geçen gün, daha da ağırlaşarak 90 gün devam edeceğinin bilincindeydi hepsi. Ve kurs bittiğinde iyi bir komando olarak yetişmek tek hedefti. Zira komando olarak alacakları görevde, başarılı olmanın sırı iyi eğitimden geçiyordu.   Onun için atalarımız “Barışta ter dökmeyen savaşta kan döker.” Demişti.
İlk hafta, aynı spor ve eğitimlerin tekrarıyla geçti.
Mekik, sınav çekmekten helak oldular.
Pazılar ve göğüste şekillenmeler başladı. Vücut ölçüleri kısmen fark edilir hale geldi. Erkek güzellik yarışmasına katılsam esprileri sıradan hale geldi.
Gün dediğin ne ki?
 İlk hafta bitmiş Cuma gelmişti.
Cuma akşamları gece eğitimi vardı!  Ve bu eğitim, timler halinde Top dağında daha önceden belirlenen, hedeflerin pusula ve harita kullanılarak bulunması üzerine planlanmıştı.
Hedefi erken bulan birliğe dönecek, bulamayan bulmadan geri dönmeyecekti. Gözü korkmuştu kursiyerlerin.
Eğitim biter bitmez,  tüfek teçhizatı koğuşa bıraktı, toz toprakla buluşan ellerini yüzlerini yıkadı, akşam yemeği için sahildeki gazinoda buluştular.
Kendileri için tabldot çıkıyordu. Önlerine ne geldiyse yediler. Gece eğitimi için enerji toplamaları gerektiğini söylemişlerdi hocaları.
Akşam yemeğinden sonra, birer ikişer kalkıp hem sahilde yürüdüler, hem de kendilerine tavsiye edilen tatlıcının yolunu tuttular. Önce deniz kıyısında bir çay bahçesine takılıp hem çay içtiler, hem deniz havası soludular. Sonra gece eğitimine hazırlık olsun diye revanisiyle meşhur bir baklavacıya girip, revani ve yoğurdu bir arada kaşıkladılar.
Ne garip saat koşuyor sanki biraz önce gündüz eğitimi bitmişti. Geçe eğitim saati de gelivermiş. Gecikmemek için hızlı adımlarla yürüdüler, tüfek ve teçhizatlarını aldılar, eğitim alanında buluştular.
Akşam saat 21 00 sıralarıydı. Hava karadım kararacağım der gibiydi. Kurs hocaları oluşturdukları timlerin eline, birer pusula, birer harita tutuşturdu. Harita üzerinde işaretli hedefleri bulmalarını bulmadan geri dönmeleri talimatın verdi ve iyi vazifeler dileyip yolunuz açık olsun diyerek eğitimi başlattı.
8 kişilik Astsubay kursiyer, iki ayrı time bölünmüş,  5 kişilik teğmen bir tim kabul edilip,  üç timlik ekip dağa tırmanmaya başladılar.
Daha ilkokullarda öğretmişlerdi, Akdeniz’in bitki örtüsü maki olduğunu. Gece eğitimi için hedef aramaya başladıklarında yakından tanıdılar makileri.
O tepe senin bu ışık benim derken gecenin nasıl bittiğini, anlayamadan şafak sökmüş, güneş gülümsemeye başlamıştı ufukta.
Hepsi kan ter içindeydi. Lakin hedefleri bulmuş olmanın mutluluğu yüzlerine yansımıştı. Bu demekti ki pusula ve harita kullanmayı biliyorlar.
Makilerden kurtulup kışlaya dönmeleri sabah saat 09 00’U buldu. Önce bireysel temizlik, sonra kahvaltı ve haftanın son günü silah bakımı…
Akılları İzmir’de kalmıştı. Biran önce öyle olsun, silah bakımı da bitsin, İzmir’e kaçamak yapsınlar istiyorlardı.
Saatin yelkovanın zembereği boşalmıştı. Terinde duramayan çim pistte koşacak kula bir tay gibi yerinde duramıyor habire dörtnala koşuyordu.
Silah bakımı bitti, silahlar yerine konuldu, İzmir hazırlığı başladı. Kursiyerlerin çoğunluğu aynı dönem mezunu okul arkadaşıydı. 
Kim kiminle arkadaşlık edecek, belli gibiydi.  Hazırlanalım çıkalım derken saat öyleden sonra 14 00’ü bulmuştu. Doruk’la Erşan birlikte çıktı.
Önce Foça otogar, sonra ver elini İzmir. Alsancak, Konak, Kordon derken Fuar’da Akşam oldu. Fuar gazinolarında birbirinden değerli sanatçılar sahne almıştı. Doruk ve Erşan; Neşe Karaböceğin Ast solist olarak sahne aldığı, gazinoya gitmek için bilet aldı.
Programın başlama saatine kadar, Fuarı gezdiler ve nihayet gazino girişi,  Gazino yazlık sinema gibi kocaman bir alandaydı. Yan yana dizilmiş numaralı sandalyeler ve yer gösteren gencecik görevliler.
Program başladı, önce ast solistin altında sahne alan sanatçılar çıktılar sanatlarını icra ettiler,  sıra ast soliste gelince alkıştan yer gök inledi. İzmir Körfezi, Neşe Kara böcek’in sesinden “Dağlar kızı Reyhan Reyhan Reyhan
Analar kuzusu Reyhan Reyhan Âlem sana hayran hayran hayran Ne güzelsin ay gız bir çiçeksin ay gız
Bir tanesin ay gız dürdanesin ay gız” Türküsünü dinledi.  Doruk ve Erşan Neşe Karaböceğin sesiyle mest olmuşlardı. Program bitince, bütün izleyenler gibi onlarda sanatçıyı ayakta alkışladılar. Ve Dağlar Kızı Reyhan’ı Neşe Karaböceğin ses ve yorumuyla sevdiler.                                                          

                                                                           …/…

24 Kasım 2019 Pazar

Bugün 24 Kasım



Hatırlıyor musun Basri öğretmenim, ilkokula kayıt için geldiğim ilk günü?
Ben hiç unutmadım.
Ağustos ayı bitmiş, eylül ayının ilk haftasıydı.
Bizim oralarda harman kalkmış, ağaçların yaprakları sararmaya başlamıştı.
Koçlar tutulmuş, koyun keçi sütten kesilmişti.
Rahmetli babama, ben okula gitmek istiyorum dediğimde, gözlerinin içi gülmüş, git kaydını yaptır demişti.
Günlerden neydi hatırlamıyorum.
Bir sabah kuşluk vakti, koşa koşa okula geldiğimde, sen okul kapısı önünde; dimdik ayakta, güneşi seyrediyordun…
Üzerinde kahverengi takım elbisesi, beyaz gömlek ve boynunda kravat, ayağında iskarpin vardı.
Seni görünce ne diyeceğimi, nasıl hitap edeceğimi bilemedim.
Benim şaşkınlığımı görünce, ilk sen konuştun.
Kayıt yaptırmaya mı geldin, dedin ilk önce, ben he deyince; kimin kimsen yok mu niye yalnız geldin diye sordun sonra.
O zaman çözüldü dilimin bağı, olmaz mı var dedim, anam babam sağ, 2 ablam, 4 de agam diye sıralayıverdim.
He demek- evet, agam demek ağabey, bacı da abla ya da kız kardeş demekti bizim çocukluğumuzda.
Yedi kardeşin en küçüğü de bendim laf aramızda.
Kimin oğlusun diye sordun sonra,.
Ben de yalvaçlı oğlu Halil’in oğluyum dedim.
Gel kaydını yapalım dedin, sen önden ben ardından ilk defa girdim bir okulun kapısından içeriye.
Beş sınıfın bir arada okuduğu geniş bir derslik vardı.
Sıralar arka arkaya dizilmiş, ön tarafta da öğretmen masası.
Duvarda kara tahta asılı, önünde tebeşir konulacak çıkıntıları…
Yer tahta döşeme, duvar kireç badanaydı.
Okul kütüğünü açtın, sayfaları çevirdin, boş bir sayfaya açıp kayıt yaptın. Sonra bir resim getir diye sıkı sıkı tembih ettin.
Nereden nereye geldik be öğretmenim!
İlk iki yıl sen okuttun, sonra tayinin çıktı ağlayarak gittin. Sonra Musa Eder ve son senede Kazım Karatoprak, beş yıl ve üç öğretmen. Sonra ortaokul macerası, nasılda arıyorum o güzelim yılları. Tıpkı şairin “Nasıl geçti habersiz, O güzelim yıllarım, Bazen gözyaşı oldu, Bazen içli bir şarkı” mısralarıyla anlattığı gibi…
Ne hayaller kurmuştum tahta sıraların üstünde! Bazen pilot olup uçtum gökyüzünde, bazen kaptan olup açıldım, dalgalı denizlere.
İşte öğretmenim, hayalle gerçek arasında, günler su gibi aktı; dünya bir topaç gibi yerinde döndü durdu. Kuşlar uçtu, ağaçlar bazen çiçek açtı, bazen sararan yapraklarını döktü. Dalarda öten, Ağustos böceklerinin sesi hala kulaklarımızda.
Karıncalar mı?
Onlar eskisi gibi yaz boyunca rızkını toplamak için durmadan çalışıp didinmeye devam ediyor.
Sevgili öğretmenim!
Bu gün, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği;” 24 Kasım öğretmenler günü…
Başta, Baş Öğretmenimiz, Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, benim eğitimimde emeği geçen tüm öğretmenlerimin ve Türk Milletinin, çağdaş ülkeler seviyesine çıkmasına önderlik eden, çocuklarımızın ufkunu açan, bilim ve ilim yolunda; muhasır medeniyete giden yola, mum yakan; bütün öğretmen ve emekli öğretmenlerimizin, öğretmenler gününü canı yürekten kutlarım.




23 Kasım 2019 Cumartesi

Hava Su/Börtü Böcek




Gelin biraz, biraz düşünelim,  sohbet edelim a dostlar
Ağaçların altına, çimlerin üstüne dizilsin taşlar postlar

Başlasın, havadan sudan, börtü böcekten konuşmalar
Herkesin söz hakkı olacak, darılmasın sonraya kalanlar

Kâinat yok iken, yıldız güneş yaratılmamışken o var idi
Düşündük mü, hiçbir şey yok iken, yaratan neredeydi

Din’le yatıp, mal mülkle kalkan, nasıl cevap verecek
O’nu Allah bilir deyip, cehaletinin üstünümü örtecek

Bağdaş kurup otursak, taşın üstüne, sorsak Elest ne
Kaç doğru dürüst cevap gelir, kaç kişi geçerli not alır

İnsan, yaşarken uykudadır demiş, Hz. Muhammed
Ölmeden önce ölmekmiş tasavvufa göre keramet

Aklımız fikrimiz, cehennem korkusu, cennetin tapusu
Aramızda kaç kişi hatırlıyor, gelip giderken ki yolculuğu

Hatırlamalıyız, ilk öğretmenimizin bize, öğrettiklerini
Çıkmalıyız, düştüğümüz derin çukurdan, yukarıya geri

Kamil mertebesine yükselmeli, mana dünyası halifesi
Harabeleri kaldırmalı, güzel eser inşa edip, yükseltmeli

Aşk denilen şey, tenin tene hasreti, özlemi, olmamalı
Sevda, Dicle, Fırat, Sakarya, Gediz olup, denize akmalı…




Hayal Deniz’i
23.11.2019 /Manisa