Açmış dalında
gül, uzandı; battı eline diken
Ayağı yalın
başıkabak, battı çoban çökerten
Perişan üstü
başı, açtı bu gece, açıkta yattı
Kükresin milletin efendisi , saltanatı devirsin
Hayal
Denizi
25.10.2020
Açmış dalında
gül, uzandı; battı eline diken
Ayağı yalın
başıkabak, battı çoban çökerten
Perişan üstü
başı, açtı bu gece, açıkta yattı
Kükresin milletin efendisi , saltanatı devirsin
Hayal
Denizi
25.10.2020
Bir kış önceki
görev yeri Erzurum ve çevresinde, Kasım ayından Mayıs’a kadar dağ bayır; pamuk
tarlası gibi bembeyaz kar altındaydı.
Arsuz’a gelince iklim, mevsim değişti, Ocak- Şubat aylarında bile yere
kar düşmedi.
Limon
Portakal
Mandalina
Bindiği dalı
kırıyor.
Sebze bahçeleri,
mevsim yağmurları altında, çimekten
usanmadı. Her gün duş alıp, makyaj
tazeliyor…
Mevsim kış
olmasına rağmen, küçük çocukları olan aileleri saymazsanız, kimsenin bacasından
yükselen duman göremezsiniz. Tandır yok, silindir biçiminde yükselen tezek
galakları yok!
Odun kömür
masrafı yok.
Arsuz sakinleri odun ve kömür gibi yakıtların, yanarken çıkardıkları,
insan sağlığına zararlı duman solumak zorunda değil.
Aldığı her
nefes, mis gibi deniz kokuyor deniz...
Yine bir hafta sonu!
Gün öğle vakti.
Doruk, rutinleştirdiği, Karakol bahçesindeki
motelin önüne sandalyesini atmış, Akdeniz’in güzellikleriyle baş başa…
Plajın kumsalı bom
boş!
Koy’un sakin
dalgaları, suya atılan taşın, sessiz ve dinginliyle halka halka kıyıya vuruşunu
seyrederken; dalgaların halkaları içinde
sıkışan, sesiz-ligine öylesine derin dalmıştı ki daldığı derin hayallerinden,
bir motosiklet egzozundan çıkan kirli ses, onu
kendine getirdi.
Karakol nöbetçisi koşarak geldi ve Kocaoğlu
sizinle görüşmek istiyor diye haber verdi.
Daldığı derin
hayallerinden uyanan Doruk, düşüncelerini kumsalda bıraktı, hızlı adımlarla ön
bahçeye yürüdü.
Kocaoğlu motoru
istop etmemiş, üstünden inmemiş telaşlı, Soluk soluğa bekliyordu.
-Acele et
komutan!
-Malı
kaçırıyorlar.
-Sen benimle
gel…
-Asker
hazırlanmasını beklemeyelim, yoksa yetişemeyiz diye sözlerini ardı ardına
sıralayıverdi.
Kim ne kaçırıyor
demeye bile vakit olmadığı belliydi. Lakin Doruk ihbarcının ne dediğini
anlamıştı.
Karakol
Nöbetçisinin omzundaki, G-3 piyade tüfeğini aldı, yanına iki de yedek şarjör
ekledi. Motosikletin arkasına bindi.
Bunları
yaparken, Nöbetçiye 10 kişilik bir devriye
hazırla ve araçla acilen, gözcüler köyü yoluna gönder diye emir verdi.
Karakoldan
ihbarcının motoru arkasında yıldırım gibi çıktılar! Gözcüler köyü yolunda hızla
ilerlerken, daha köye varmadan, karşı istikametten bir kamyon göründü.
Kamyon Şoförü
Motosiklet ve üzerindekileri görünce, sert bir firen yaptı, yolun ortasında
Kamyonu durdurdu, şoför direksiyonun başından, kendini limon bahçelerinin arasına
attı.
Doruk, şoförün
arabayı terk edip kaçtığını görünce, bir
süre arkasından koştu, Dur kaçma, teslim ol gibi, birkaç beylik zabıta lafı
etti, lakin sanık hiç oralı değildi.
Arkasından atlı kovalıyormuş gibi ayakları yere değmeden koşuyordu.
Sanığı hem
ihbarcı biliyordu hem doruk görünce tanımıştı. İstese silah kullanır, olduğu
yere mıhlardı. O ihtar ateşi bile açmadı.
Suç unsuru,
kamyon ve içindeki mal ele geçmişti. Sanığı yakalamak onun için çocuk
oyuncağıydı.
Sanık
kaçadursun, Doruk motoru çalışan kamyonun kasasına çıkıp baktı! Ağzına kadar çuval doluydu.
İhbarcı
Kocaoğlu, Komutanım kimse gelmeden bana verdiğin sözü tut. Şuradan iki çuval
mal alıp ben kaybolayım dedi.
Haklıydı.
Daha önce Doruk
vereceği her ihbarda, ele geçen kaçak mal her neyse 2 çuval veririm diye söz
vermişti.
Hiç tereddüt
etmedi ve devletin (yasanın) mahkeme sonunda ihbarcıya vaat ettiği ikramiyeyi
peşin olarak kendi inisiyatifini kullanarak oracıkta verdi.
İhbarcı Motorun
arkasına attığı el feneri ve oyun kâğıdından oluşan iki çuvalla, kayboldu.
Bunlar olup biterken Karakoldan devriye de gelmişti.
Askerler
gelince, Askeri Araç Şoförü, kamyonun direksiyonuna geçti, görevli Askerler
kamyon kasasına bindi, Doruk Askeri araçla, kamyonu arkadan takip ederek Takım Komutanlığına
intikal sağlandı.
Karakola intikal
edince, öncelikli olarak kamyondaki çuvallar sayılarak, boşaltıldı ve tutanakla
tespit edildi. Çuvallar cinslerine göre kilere istif edildi.
Daha sonra,
bürokrasinin rutin işlemleri başladı. Önce telefonla sözlü, sonra yazılı olarak
silsile yoluyla rapor mercilerine ulaştı.
Karakol’da
bunlar olup biterken, İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı ve Hatay İl Jandarma
Alay Komutanı akşam olmadan, birlikte çıkageldi.
Her ikisinin de
yüzü gülüyordu. Her iki Komutan birlikte gelince, Doruk olayla ilgili kısaca
bilgi arz etti. İhbarcıya iki çuval kaçak mal verdiğini de söylemeyi unutmadı.
Hem Bölük Komutanı, hem de İl J. Alay Komutanı şaşırmıştı.
Ne yaptın ne?
İhbarcıya 2
çuval mal verdim. Mahkeme sonunda devlet, İhbarcıya ve yakalayana ödeme yapmayı
vaat etmiyor mu?
İhbarcı adı
gizli kalsın istedi.
Bende çözümü
kendim bu şekilde buldum dedi. Yapılanın hukukuz olduğunu Doruk zaten
biliyordu, buna rağmen ifade etmekten çekinmedi.
İl Jandarma Alay
Komutanı, önce olmaz öyle şey, adamı bul verdiğin şeyleri geri al dediyse de,
Doruk ben söz verdim.
Sözümde
durmazsam, bölgemde bana kimse güvenmez, deyince akan sular durdu.
Sonra Güpe
gündüz bu mal nasıl çıkmış, yolda devriyen yok mu? Sorusuna muhatap oldu.
Elbette Yol arama devriyesi vardı.
Her gün Konacık-
Işıklı istikametine 1 Onbaşı komutasında yol arama devriyesi mevcut. Bu devriye
yoldayken bu kamyon oradan nasıl geçti bilmiyorum. Bu (?) işareti cevaplanacak
diye cevap verdi.
Araç gönderilip Devriye
görev yerinden alındı. Görevli Onbaşı ve yanındaki iki J. Eri sorgulanmak üzere
nezaret altına alındı. Aynı gün gece vakte kadar soruşturma devam etti.
Kaçak kamyonu
kullanan, şoförün yakınlarından birisi Orman işletme müdürlüğünde yazı işleri
müdürüydü. Onun aracılığıyla sanık aynı gece teslim alındı.
Hazırlık evrakı
ikmal edildi, ertesi gün sanık, Kocaoğlu, yol arama için görevlendirilen
devriye ve ele geçen bir kamyon dolusu gümrüksüz yurda kaçak sokulan, emtia;
Mevcutlu olarak Mahkemeye sevk edilmek üzere İlçe J. Bölük. Komutanlığına
teslim edildi.
İlk Duruşmada,
sanık ve yol aramasında görevlendirilen 3. Jandarma tutuklandı. Bucak J. Takım
komutan yardımcısı da mesajla harcırahsız bir başka ilçeye atandı.
Mahkeme çok
uzamadı. Birkaç duruşma sonunda sonun da,
karara bağlandı. Kamyonu kullanan
Kocaoğlu 4 yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkûm olurken, Yol aramasında görevli devriye ise, kaçak
kamyonun görevli oldukları güzergâhtan geçmediği anlaşılınca, suçsuz bulunarak berat
etti.
Dans ediyor melodi üfleyince kamışa
Mecnun olup kaptırmış gönlünü aşka
Yılan yerine sarılmış bataklıkta kamışa
Hayal Denizi
16.10.2020
Doruk, Arsuz’a atanalı 3 ayı geçmiş, Kilisli topalın, bizimle anlaşsan da üç ay kalırsın, anlaşmasan da kehanetini boşa çıkartmıştı. Üç ay içinde hem bölge halkını yakından tanıdı hem de mıntıkasına hâkimdi. Adli, askeri ve mülki hizmetler aksamadan yürüyor, Kaçakçılıkla mücadele de tavizsiz sürüyordu. Domuz burnundaki Deniz Feneri görevlisi ile diyalog kurulmuş, haber ağına katılmansın önündeki güvensizlik bertaraf edilmişti. Haber akışın önü açılırsa, deyim yerindeyse bölgede kuş uçmayacaktı. Doğu Akdeniz, dolaysıyla İskenderun körfezi, kış mevsiminin tadını çıkartıyordu. Rüzgâr potansiyeli yüksek olan Amanos Dağlarından gelen esinti Deniz’le oynaşıyor, kabına sığmayan dalgalar, kimsesiz kumsalı tokatlayıp duruyordu. Bir hafta sonu, kuşluk vakti, Deniz Fenerini görevlisi (x) jandarma hattından, Doruk’la irtibat kurdu. Dalgalar arasında bata çıka giden bir kaçakçı teknesinin geçişini, deniz dalgalı olduğu için kıyı şeridini takip ettiğini, çıplak gözle görüldüğü ihbarını verdi. Doruk (X) görüşmesi biter bitmez, İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı Taşkın’ı aradı; aldığı ihbarı paylaştı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ile işbirliği yaparsak, bot devreye girerse, alınan ihbar müspet sonuçlanır. O zaman ihbarcının güveni artar, işi sıkı tutar deyiverdi. Taşkın, bu öneriye önce sessiz kaldı, sonra; Sahil Koruma ile görüşüp neticeyi sana bildiririm dedi ve telefonu kapattı. Doruk yerinde duramıyordu. Kafasında bin bir plan geliştiriyor, bir türlü sonuca ulaşamıyordu. Bölükten gelecek telefonu beklerken zaman durmuş, her dakika bir yıl olmuştu. Odanın içinde olta atarken telefon çaldı. Bölük Komutanı, Sahil Güvenlik Bot komutanıyla görüştüğünü, göreve çıkacağını ilettikten sonra, atla gel sen de botta görev alacaksın dedi. Doruk! Bölükte kimse yok mu, ben oraya gelene kadar, atı alan Üsküdar’ı geçer demeyi akıl edemedi. Zile bastı! Gelen nöbetçiye, araç şoförüne söyle; aracı hemen hazırlasın bana haber versin dedi! Yanına 1- G3 Piyade Tüfeği, birkaç şarjör aldı ve yola çıktı. Kısa süre sonra Sahil Güvenlik Komutanlığı Botunun, demir attığı limandaydı. Sahil Güvenlik Bot Komutanı hala görev yerine intikal etmemişti. Görevlilere her hangi bir emir ya da talimatta vermemişti. Bekleyiş hilafsız iki saatten fazla sürdü. Bot Komutanı gelip demir aldığında, kaçak motorun hedefine ulaşmış olması muhtemeldi. Doruk Botla beraber göreve çıktı, Botun gövertisi hareket halinden tehlikeli olurmuş. Takip radardan yapacaklarmış. Limandan hareketle, sahil boyu Arsuz sahiline kadar bir gezintiden sonra şüpheli bir tekneye rastlanmamıştır raporuyla geri dönüldü. Domuz Burnun Fenerinde görülen, dalgalar arasında bir yunus gibi bata çıka yol alan kaçakçı teknesi, sahil koruma botu hareket edip göreve çıkana kadar buhar olup uçmuştu. Doruk, hayal kırıklığı içinde, mecburen botla geri döndü. Limanda indi, Askeri araçla morali bozuk, yorgun argın görev yerine döndü… …/… |
Bu kadar çok hızlı koşma düşeceksin
Ayağın yere değmiyor
Nereye yetişeceksin
Ardından gelen eli
silahlı avcı mı
Çok ürkeksin
Dur
Bir ara soluklan
Yoksa
Nefesini tüketeceksin
Daha dün cumartesiydi
Bu gün pazartesi
Öyle hızlı koşuyorsun ki
Uzaktaki davul kadar
Hoş gelmiyor kulağa
Birbirini kovalayan
günlerin
Dörtnala koşan ayak sesi
Çarşamba bitti
Yine geldi Cuma arifesi
Pazar kadar sakin
Cuma gibi hızlısın
Ne vakit geldin
Ne vakit geçip gittin
Gelişinde ve gidişinde
Ne alıp gittin
Ne aldın götürdüysen çok
merak ettim
Zannediyorsun ki
Dünyanın içini yedin
tükettin
Hâlbuki
Dünya’nın içini yiyen
Kabuğunu bırakan ben
Dolap beygiri gibi
Aynı çemberde dönüp
duran sen
Ben kazandım kaybettin
sen...
Hayal Denizi
08.10.2020
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a yaptığı “Barış” harekâtı zaferle sonuçlanmış, Kıbrıs Ada topraklarının %38 ele geçirilmişti. Ada iki ayrı bölgeye ayrılınca; daha önce bir arada yaşayan, Türk’ler Güney’de, Kuzey’de yaşayan Rum’lar da, Kuzey’de göçmen durumuna düşmüştü.
Sayıları
yüz binlerle ifade edilen, özellikle Güney Kıbrıs’taki Türk Nüfus için, can ve
mal güvenliği risk altındaydı…
Harekât
sonrası: Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan arasında başlatılan, mekik diplomasisi,
uzun bir maratondan sonra, meyvelerini vermeye başladı.
Güney
Kıbrıslı bir kısım Türkler doğrudan kuzey Kıbrıs’a göç ederken, bir kısmı da
Önce Adana’ya sonra misafir edilmek üzere, belli il ve ilçelere dağıtıldı.
Arsuz
Bucak merkezinde, Devlet Demir Yollarına ait teşkilatlı, bir kampın
mevcudiyeti, Kıbrıslı Türk Göçmenlerin
bir bölümüne kısa süreli de olsa ev sahipli yapma kapısını araladı.
Mevsim
itibariyle kapalı olan kamp, Hummalı bir çalışmayla kısa sürede misafir kabul
edecek- ağırlayacak hale geldi.
DDY
kamp işletmeci personeli, Bucak Müdürü ve Bucak J. Takım Komutanı bu
organizasyonda da bir fiil görev aldı.
Adana’dan
otobüslerle gelen misafirler, motellere sırayla yerleştiriliyordu. Doruk, olay
yerine yanında askerlerle gitmiş, hem kargaşayı önlüyor hem de, itiş kakışa
meydan vermiyordu.
Otobüsten
inen aileler, nüfus sayısına göre motel tahsis ediyor ve yerleştiriliyordu.
Akdeniz’in göbeğinde, Türkiye’nin burnun dibinde; Kıbrıs’ta yaşayan
soydaşlarımızı görünce hayal kırıklığına uğradı Doruk! Türkçeyi. Rum şivesiyle
konuşuyorlardı…
Özelliklede
gençleri anlamakta güçlük çekiyordu. Hâlbuki Doruk İmroz’da görev yapmış,
İmroz’u Rumlarla çok rahat diyalog kurabilmiş, arkadaş edinmişti.
Kendi
kendine geçmiş ve içinde bulunduğu gerçeği analiz ederken, arka sırada
bekleyenler arasından bir hanım, kuyruktan ayrıldı koşarak Doruğun yanına
geldi.
-Rum
aksanıyla (Ne yazık ki o aksanı yazıya dökemiyorum)
-Komutanım
ben Aynur Ali! ( Kıbrıslı Türklerin soyadı yoktu. Aile soyadı yerine eşinin adını kullanıyordu)
-Benim
eşim uluslar arası sporcuydu.
-Ne
yazık ki eşimi kaybettim.
-İki
çocuğum ve yaşlı bir annemle evimizi ocağımızı terk etmek zorunda kaldık. Bana
yardımcı olur musun? dedi…
-Doruk
Aynur Ali’nin yanına iki asker verdi, Otobüste ne eşyası varsa, annesini ve
çocuklarını alıp gelmesi için gönderdi. Onlar gelene kadar, motel tahsisi yapan
görevlilerden rica etti, 4 kişinin rahat kalacağı bir moteli de tahsis ettirdi.
Aynur,
biri kız biri oğlan 10/12 yaşında İki çocuğu ve yaşlı annesiyle motele
yerleşti. Gözlerinin içi gülüyordu. Çocuklar sevinçten uçacaktı.
Yaşlı Hanımın ise minnettarlığı yüzünde okunuyordu. Doruk Aynur Âliyi eşiyle de tanıştırdı. Kontrol için ne zaman kampı uğrasa; mutlaka bu aileyi ziyaret etti. Hatırlarını sordu. Bir ihtiyaçları olup olmadığını öğrendi. İhtiyaçları olduğunda mutlaka çözüm üretti. Yaklaşık üş ay sonra, bu ailelerin tamamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Topraklarına, yani ana yurtlarına döndüler.
…/…