26 Ekim 2017 Perşembe

İyİ OlAn KaZaNsIn!

Kime  oy verelim mazereti bitti! Artık oy verecek  iyi bir alternatifimiz  var!

Hem yeni hem  de iyi !


Aklınızdan geçenleri okuyorum. 

Daha dün  doğdu!  İyi mi kötümü  olduğunu nerden  biliyorsun diye soruyorsunuz.

Yerden  göğe kadar haklısınız.

Lakin mevcutlara bakınca, daha kötüsü olamayacağını bilmek için müneccim olmak gerekmiyor.


Onun için kendimden çok çok emin konuştum! 

Konuşurken dilim  sürçmedi!

Yazarken  elim titremedi. Elim ayağıma  dolaşmadı...

Düşüncesi hür  kalemi özgür  basının yazar ve çizeri;  'İyİ' hakkında  İyİ  düşünce,  dilek ve temennide bulundu.

Doğru  analiz kaleme aldı.

 Fikri Hür, Düşüncesi Hür  kalemler, güzel şeyler yazdı.

 Tabi 'İYİ Partiyi' ilk gün hiç görmeyenler ya da görmezden gelenler çoğunluktaydı. Onlar hakkında bir şey söylemek yazmak gerekmez. 

Kimden söz ettiğimi bu yazıyı okuyanlar zaten yakından biliyor. 

Olsun!


Er geç , olumlu olmasada onlarda 'İyi ' yazacak' İyi' yi konuşacak. Çünki başka altarnatifleri yok.


Mesela, Yılmaz Özdil'in Sözcü Gazatesindeki  'İYİ' başlıklı makalesi ben okuduğumda 19336 kez paylaşılmıştı.

Özdil; İyi Partinin neden iyi olduğunu, tarihten örneklerle uzun uzun anlatmış.

Anlatılanların altına ıslak imza at deseler seve seve imzalarım.  

Okursanız eminim siyasi görüşünüz  her ne olursa olsun; siz de imzalarsınız.

Taha Akyol,  'İyi Parti' başlıklı makalesine, 'ÖNCELİKLE ülkemize iyilikler getirmesini diliyorum, hayırlı olsun diyorum.' diye söze başlamıştı.

Bu gün İyi Partinin ilk günü. Lafı çok uzatmadan kısa kesmeliyim ki aydın havası olsun! 

Az kalsın unutuyordum! 


Yeni Parti kurucuları arasında birde günümüzün 'Adnan Kahceci'si'  Var!

Vedat Taylan Yıldız   Soy adına yakışır şekilde  çoban 'Yıldız'ı gibi parlayacak.

 Şimdi bir kere daha başa dönelim ve Kime  oy verelim mazereti bitti  cümlemizin altını kırmızı kaleme çizelim. 

Sonra, Mustafa Kemal Atatürk ne demişti hafızamızı bir kere daha tazeleyelim...

'Ey Türk Gençliği!

-"Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.'

Öyleyse, Cumhuriyeri kollamak ve korumak damarlarında asil kan dolaşan her yaşta insanın asli görevi değil mi?

Onun için diyorum ki  mazeretiniz bitti. 
İyİ  mutlaka kazanmalı, Cumhuriyet fabrika ayarlarına geri dönmeli!

 Şunu iyi bilmeliyiz ki Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğuğu Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak.  

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Türk Milletine Kutlu Olsun!

20 Ekim 2017 Cuma

Ad(?)SıZ!

     
                                                                    
Adsız makale ya da sohbet olmur mu; diye  bıyık altından gülümsediğinizi,  hissediyor  ve  görüyorum.
Yapacağımız bu  muhabbete baştan sona katılır, sohbete  iştirak ederseniz;  gerçekten yazıya isim bulmakta   zorlandığımı göreceksiniz .
Neden mi?
Ezber bozan, doğma yerine aklın öne çıktığı, bir tartışmaya aracılık etmek istiyorum. Bu yüzden, yazıya Adsız
demek daha çok yakıştı.
Sohbet içinde kaybolduğunuzda göreceksiniz ki, Din’de ezber bozan  mealle yüz yüze geleceğiz.
Madem ki ezber bozan mealden söz ediyoruz, o zaman yazı başlığı “Ezber Bozan Olmalı” değil mi?
Ezber Bozan Mecmuası  var! 
Ezber Bozan Danışmanlık Hizmetleri var! 
Hatta Ezber Bozan Şarkı sözü bile var.
Ezber Bozanı yazıma başlık seçseydim intial/  gerçek adıyla hırsızlık olurdu.
Niye başkalarının kullandığı isim ve  fikirleri intihal edeyim ki?
Varsın  çalanlar milletin gözünün içine baka baka; din tacirliği yapa yapa,   hem maddi hem de manevi değerleri çalsın!
Biz çalanlardan,  soyanlardan olmayacağız.
Malı götürenler, bir gün gelecek  soyduklarının hesabını verecek!
İlahi adalet er geç mutlaka  tecelli edcek!
Her neyse lafı uzatmadan sadede geleyim. Bu  sohbette,  her namazda okuduğumuz,  Fatiha Suresinin  iki farklı mealini (çevirisini)i bilgilerinize sunmak istiyorum.
İlk Meal Diyanetin!
(Fatiha Suresi)
A)1. Bismillâhirrahmânirrahîm.
2. Hamd Âlemlerin Rabbi Allah'adır.
3. Rahman'dır, Rahim'dir O.
4. Hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâlikidir.
5. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
6. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.
7. Gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
 İkinci Meal!
Cafer İskenderoğlu’nun Ledünni Sırlarından Fatiha Suresi!
B) 1- “BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM”
    2- Bizleri esmalarının nurlarından yarattığın için, bizlere bahşettiğin hayat ve ilim lütufların için, yarattığın tüm âlemlerin RABBİ olan yüce zatına sonsuz Hamd ederiz.
   3-  Âlemlere RAHMAN, sana sığınanlara RAHİMSİN.
   4- Bu gün biz kullarına senin RABBİMİZ olduğunu öğrettiğin gün öyle bir gün ki, bütün yarattığın alemleri ihata eden, o ihatanın içerisinde bütün yarattıklarının sana döneceği gündür. Ve bu günün sahibi sensin.
  5- Ancak sana kulluk ederiz ve ancak senen yardım dileriz.
 6- Biz kullarına burada öğrettiğin, hidayet verdiğin yolundan ayırma.
  7- Burada sayısız ilim ve nimet verdiğin yoldan ayırıp, delalete uğrayanlardan eyleme.


Cafer İskenderoğlu’nun adını ilk defa : Türkiye’nin ilk kültür ekranı KRT TV’ de, Bihin Edige’nin hazırlayıp modülatörlüğünü yaptığı “GERÇEĞE DUYMAYA HAZIRMISINIZ” proğramında duydum...
Konuşmasıyla  ezber bozuyor,  Kur’an-ı  Ledün İlmi  ışığnda meallendirdiğini ifade ediyordu.
Yazdığı kitapları da varmış!
Halef ve Allah’a Yolculuk isimli kitapları Bilge Karınca Yayınları Yayınevinden sipariş verip getirtim.
Her iki yayını da su gibi okudum.

Bizim Diyanet İşleri Başkanlığının Anlattığı Din’le, İskenderoğlu'nun  Anlattığı din arasında  Everest tepesi kadar fark var!
Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı din hizmeti verilen camilerde İmamlar, cemaati Cehennemle korkuturken; Cennet havucuyla ehlileştirmeyi ilke edinmiş.
Cemaat  Cennet mükafatı ile Cehennem ateşi arasında sıkışıp kalmış.
Onların hesap günü var! 
Ya Cehennemde yanacak, ya da  Cennete Hurilerle saltanat sürecek!
Akla ziyan.
Halbuki İskenderoğlu, Hesap günü yerine Hasret gününden söz ediyor. Hepimiz biliyoruz biz Allah’tan geldik, ona döneceğiz. İşte Cafer İskenderoğlu bu dönüşü Hasret günü olarak tanımlıyor. Allah’ın kendine Halife seçtiği insanın dönüşünü  hasretle beklediğini; ayetlerle destekleyerek açıklıyor.

Yukarıda Fatiha Suresinin iki mealini bilgilerinize sundum.  Aklımızı kullanır, ayetleri madde mede karşılaştırırsak; hangisinin daha doğru çevrildiğini mutlaka kavrarız.
Sohbeti daha çok uzatmak istemem..
Belki bir gün, Halef ve Allah’a yolculuk kitabında anlatılan Kahinat yaratılmadan önce  İnsanın nur bedende yaratılışını,  Allah’ın Ben sizin RABBİNİZİM deyişini ve nur bedenlerdeki insanların Allah’a secde edişini de paylaşmak nasip olur.



17 Ekim 2017 Salı

ŞU GÖZLERE BİR BAK!

    
                           
Şu gözlere   bir bak,, ben deyim Deniz ,sen de Gök mavisi
Adım atışını izle ,şu doğanın  seçilmiş  mankenini sanki
İncele  post desen ve rengi, hangi tasarımcı özenle çizmiş
Oku kardeşim gördüğün kalemsiz divitsiz  yazılı kıtabı
Manken  zerafetiyle  yürüyen şu çanlı kedi mi  kaplan mı?

Necati Kavlak

19.10.2017 Manisa



13 Ekim 2017 Cuma

Fark(!)ında-mısınız?

   
                             
Yıldızlar söndü. Ateş böcekleri bile uçmuyor. Ortalık  zifiri karanlık. Belliki şafak yakın!
Kısa süre sonra ortalık aydınlacak.
Sis  dağılacak.
Güneş  yine ufuktan gülümseyerek yükselecek…
Biliyorum, Osho’nun “Dengeli Yaşamın Anahtarı” Farkındalık  kitabını okumadıysanız; makaleye  başlık olarak seçtiğim, “Frkında mısınız” sözcüğü birçoğumuza  pek bir şey ifade etmeyecek.
Zira  farkındalık anda yaşamakla eş değer bir eylem!
Hayallerden kurtulmak, zihinde vesveseye yer vermemek ve  geleceği düşlememek gibi zor bir keyfiyet.
Bunu yapmak kolay mı?
Farkındalık kitabının yazarı Osho; zor,  lakin imkansız değil diyor. Zoru başaran, anda yaşayan; zaten içindeki ışığa/ hatta güneşe ulaşmayı mutlaka başaracak.
Öyleyse, bizde millet olarak zoru başarmak mecburitiyendiyiz.
Zifiri karanlıktan çıkmak, güneşin doğuşunu izlemeye mahkumuz.
Güneşin doğuşunu izlemek için NEMRUD dağına çıkmaya ihtiyacımız yok!

Şayet özümüze döner,  içimizdeki yıldızları görebilirsek; karanlıktan kurtulur, güneşin doğuşunu: Nemrut’a çıkmış gibi izler ve yaşarız.
Bu nasıl olacak diye soranları çok yakından duyuyor ve hissediyorum.
Elbette karanlağa sövmeyecek, ünlü düşünür  Konfüçyüs’ün; "Karanlığa sövmek yerine bir mum da sen yak." övüdüne kulak vererek önce kendimizi, sonra yolumuzu aydınlatacağız.
Hepimiz biliyoruz ki, kendimizi aydınlatmanın yolu okumaktan geçiyor.
Onun içindir ki, yüce kitabımız Kur’anın ilk  emri oku!
Elbette bizi yaratan Allah oku emrini sebepsiz vermemiştir.
Bir çok ayette de aklımızı kullanmamızı emrediyor. Öyleyse aklı kullanmanın sırrı oku emrinde gizli.
 İşte karanlığı aydınlatmanın yolu, güneşin doğuşunu  Nemrut'a çıkmadan izlemenin kolaylığı ve farkında olmanın  yolu da çok  okumaktan geçiyor.

Az kaldı şafağan sökmesine! Güneşin  ufuktan yükselmesine! 29 Ekimden önce hep birlikte izleyeceğiz, Hızır’ın gelişini.
Hani “kul sıkışmazsa Hızır yetişmez”  ata sözü varya; işte o gerçekleşecekı!
Hepimiz şahitiz, Türk milleti nefes alamıyor. Önünü  görmüyor. Sanki şiddetli kasırgaya yakalanış gibi samanyolundaki  kara deliğe doğru hızla sörüklenip gidiyor.   Telaşım sırf bu yüzden .  Ve     farkındamısınız diye soruşum da ondan!





27 Eylül 2017 Çarşamba

İstifa Etmekte Bir Erdem

                               
       

-      Ergenekon ve Balyoz operasyonlarındaki subay tutuklamalarında aldatıldın!
-      Suriye konusunda/Esat hakkında doğru polikika izleyemedin!
-      Gülen konusunda,yanıldın- kandırıldın!
-      Kuzey Irak (IKBY Mesut Barzani) konusunda yanıldın baltayı taşa vurdun.
-      Yanılgılarını toplasan- Kaf Dağını aşar…
-      Dünya siyaset tarihinde en çok “Yanıldık, aldatıldık aldandık” diyen; “Zigzaklar, U dönüşleri” rekorunu elinde tutan başka siyasetçi bidiğimiz kadarıyla hiç yok!
-      Belliki sizin aldığınız eğitim, yaptığınız kariyer ve elinizdeki ehliyet; bir devlet yönetmek için yetersiz.
-      Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, siyasetçi istifa etmeninde bir erdem olduğunu bilir ve bu yola çok sık baş vururlar.


-      İstifa etmek milletim de Allahta affetsin demekten daha  büyük erdemdir.
-      Madem ki kandırılıyorsun, Aldatılıyorsun, yanılıyorsun; öyleyse  devlet yönetmek sana iki benden büyük! 
-       Bu millet sana mahkum değil ki!
-      Bak olaylar karşısında patlıcan gibi mos mor oldun!
-      Rabbim de milletim de bizi affetsin demek yetmez. İstifa etmeyi bilmelisin  İSTİFA!
h

25 Eylül 2017 Pazartesi

Kürt'istan Referandumu Kimin Eseri?

   
                            

Bu sohbetin başlığını ilk önce adım adım Anadolu koymuştum. Sonra, Kürdistan referandum’u kimin Eseri diye değiştirdim.
Neden mi?
Sohbetin tamamı okunduğunda sorunun cevabını hep birlikte kendi içinde bulacak ve göreceğiz.
Şapka düştü kel göründü!
İstedikleri kadar peruk taksınlar. Kimseyi kandıramazlar. Hele hele Mustafa Kemal Atatürk’ün zeki diye tanımladığı Türk milleti asla kanmaz.
Kananlar zaten bizden değil! Onlar ya paraya tapanlar ya da kula kulluk eden insanlık seviyesinden düşenler.
Bir de köleliği özleyen,  Altay ve Ergenekon  deyince tüyleri ürperen çakmalar var ki onlara zaten söylecek hiç sözümüz yok!
 Ne söylemek istediğimi, neye diğinecemi  daha ilk cümlemi okuduğunuzda zaten anladığınız.
Hani oturduğu  koltuğu, referanduma sunmak için Anayasa değişikliğine razı olan; kendi söylemiyle  “abidik gubidik” adam var ya, Barzani’nin yapacağı  referandum yok hükmünde,  tanımayız  diyesiymiş…
Kendilerinin  hukuku yok sayarak, Türk milletinin % 53-55 inin hayır dediği, referandumu; milletin gözünün içine baka baka, YSK eliyle hayırları- evet çıkartanların yok sayma anlayış ve söylemini siz değerli okuyuculara bırakmak isterim.


16 nisan referandumu üzerinde buram buram duman tütüyor. Külü de sım sıvcak. Hayır  diyen milyonlarca seçmen, sizin evet çıkartığınız referandumu var mı sayıyor? 
Demem o ki yapılanı yok saymak, tecürbeyle sabittir ki pratikte çok işe yaramıyor.
Onun için önce kendin hukuka saygılı olacaksın, sonra başkalarından hukuka uygun davranış bekleyeceksin…
Buraya kadar anlattığım işin hukuki, ahlaki, birde etik boyutu. Halbuki Barzani’nin işi buraya kadar getirmesinin yegane müsebbibi, şimdi karşı çıkıyormuş gibi rol kesenlerin bizati kendileri. Uyguladıkları  yanlış devlet yönetme ve dış politikaları!
Yoksa,  Türkiye taa baştan hayır diyecek;Barzani de Türkiye’ye rağmen referandum yapacak!
Haddine mi düşmüş.
İsterseniz filmi azıcık geri saralım ve oynan komediyi hatırlamak için kısa bir bölümü tekrar izleyelim.
Diyarbakır’daki sazlı sözlü düeti, sarmaş dolaş pozları, kürtçe hasret şarkılarını akıtılan göz yaşlarını yeniden anımsayalım.

Sonra 16 Nisan öncesi Ankara’ya davet edilen Peşmerge başına Devlet adamı payesi verilişini, kırmızı halıyla  karışılamayı, Hava alanına Türk Bayrağı yanına ve  Çankaya Köşküne; asılan peşmerge paçavralarını, gözlerimizin önünde yeniden canlandıralım.
Sormazlar mı “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diye adama, elbette bir gün güçlü bir şekilde soracaklar.
Şimdi TBMM den tezkere geçirmek, laf olsun beri gelsin diye esmek gürlemek: sizce de “Tavşana Kaç Tazıya Tut” demek değil mi?.
Yemezler  be kardeşim, yemezler.
Bu oyunun senaryosunu yazılırken içindeydiniz,  şimdide hep  birlikte oynuyorsunuz.
Kim mi diyor?
Bazen kimsenin bir şey demesi gerekmiyor. Bizim “Görünen Köy Kılavuz İstemez” diyen bir atasözümüz ;  bir de çok popiler Türk Sanat Müziği eserimiz; içime doğuyor der!
Bizim de  olayları analiz ederken, yaşananları değerlendirirken; ister istemez içimize doğuyor.



21 Eylül 2017 Perşembe

TaBular YıKıLaCaK


Kim ne derse desin! Ne  kadar direnirse dirensin, ilmin sağanak yağmur başladı. Damla   sicim gibi birbirine tutunarak iniyor yere. Akan suyun önüne  kimse duramayacak! Dal öğlen ortalığa çöken karanlığı, gök gürültüsüyle birlikte çakan şimşek, güneş gibi aydınlatacak!
Bilinç altına yerleştirilen karanlık Tabular ; Hz İbrahim’in putları kırdığı, Hz Muhammedin  yıktığı  gibi; tek tek kırılacak, hem de yılacak!
İnsanlık Hz Yusuf misali, atıldığı  kuyudan; gerçek ilim adamları eliyle, çıkartılıp yükseltilecek.
Nasıl mı?
Aslında, asırlar önce  alimler,  yolumuza sıra sıra mum yaktı. Bir biri ardına yakılan mumlar hala ışıl ışıl! Lakin  ilkelliğin kutsal saydığı TABULAR  bir türlü aydınlığa  geçit vermiyor. Hala o duvar, insanlığın önünde everest tepesi kadar yüksek; granit yalçınkaya kaya gibi katı ve dimdik ayak diremeye devam ediyor.

Halbuki  Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli,  Yunus Emre, Mevlana Celaleddin-i Rum-i ve daha bir çok ledun Alimi, İNSANLIĞI düştüğü çukurdan çıkartmak; layık olduğu İnsan-ı Kamil seviyesine yükseltmek için büyük emek sarf etmiş.  
Lakin insanın içindeki  büyük düşmanı ladin paçasından tutmuş yükselmesine bir türlü izin vermez direnir.  
 
Bu direnme, engelİ;  şimdi de siyasi iktidar eliyle, kolay yönetme adına, din kisvesi giydirilerek: acımasızca sürdürülüyor.
Hem de kadınlarımıza bedel ödettirilerek, mal mül, makam mevki ve  saltanat uğruna; sürdürülüyor  bunların hepsi.  
İsterseniz  bir kerede;  “Halef Ve Allah’a yolculuk” isimli  kitapların Yazarı Cafer İskenderoğlu’nun tasavvuf  penceresinden;  siyasal islamın ya da dindar geçinenlerin: kadına bakış açısına, hep  birlikte göz atalım!
“Kadına şiddet uygulamak toplumumuzun ve İslam âleminin kapanmaz bir yarası haline geldi. Bunun başlıca sebebi maneviyattan uzak, maneviyatı kavrayamamış bir İslam anlayışıdır.
Yaşadığımız bu Ahir zamanda bizler maalesef Ramazan, kandil ve cuma Müslümanları olduk.
Diğer zamanlarda ağyar bir vaziyette maneviyatın ve İslam’ın derin ilminden habersiz, vurdumduymaz bir hayat yaşıyoruz.
Oysa Müslüman bir insanın her günü cuma, her günü kandildir. İslam dinini tahrif etmeye çalışanların gayretleri ile kandiller ve cumalar öne çıkarılmış ve İslam dini o tahrif edilmiş olan diğer dinlere benzetilmeye çalışılmıştır.
Maalesef bu çalışmada çok başarılı olmuşlardır. Kur'an mealleri de aynı akibete uğramış Kur'an ayetlerinin büyük bir kısmına gerçek manalarından uzak manalar verilmiştir.
İslam dininde kadın ve erkek eşittir.”
Haksız mı?
Bence yerden göğe kadar haklı. Hatta eksik söylenmiş. Kadın erkekten üstün demek abartı olmaz. Kadın olmasa erkek olmazdı demek kehanet sayılmamalı. Biliyoruz ki insanlar, Allah(c.c) esmaül hüsna’sının terkibinden müteşekkil. Ve Kadın Allah'ın rahim sıfatını bedeninde taşıyor.
Allah  (c.c) insanları yaratma işleviyle donattığı  kadını Din  adına ötelemek; ayrıştırmak, kimin haddine?

Ayrıca kadınımıza  cahiliye dönemi bedevisinin layık gördüğü, “kuma” gömme geleneğini sürdürmek,  21. yy taşımak; cumhuriyet çocuklarına  hiç yakışır mı?
 Onun için diyorum ki, öncelikle kadın hakkında var olan TABU zaman geçirilmeden yıkılmalı.
Sonra mı?

Türk Milleti,  Sudi Arabistan'a doğru  sürat le giden, Kara TREN’in frenine; sertçe basmalı; şarampole yuvarlanmadan durdurmayı başarmalı…