27 Ağustos 2020 Perşembe

ONLİNE KURS

 


Confucius “öğrenme akıntıya karşı yüzme gibidir, ilerlemediğiniz takdirde gerilersiniz” demiş! Bu yaz, Confucius’un vecizesi bana ilham kaynağı oldu.

Haziran ayı içinde şans kapımı çaldı ve Dr. Joe Dispenza ile tanıştım!

Kimmiş bu Dr. Joe Dispenza?

Kısaca özetleyeyim.

Life Üniversitesinde eğitim almış, diplomasını yaşam boyu onur derecesiyle taçlandırmış bir kayropratik doktoru…

Nöroloji, nörobilim, beyin işlevleri ve kimyası, hücresel biyoloji, hafıza oluşumu, yaşlanma ve uzun yaşam konularında lisansüstü mastır yapmış. İtalyan asıllı, Birleşik Devletler Vatandaşı, bir bilim adamı.

 Öz geçmişini kısaca özetlediğim, harika bilim adamının 8 hafta boyunca online öğrencisiydim.

Birçok videodan oluşan dersleri dinlerken,  kendimi bir tıp fakültesi öğrenci kadar heyecanlı öğrenmeye aç ve susuz hissettim.

Sekiz hafta göz açıp kapayıncaya kadar geldi geçti.

Ders videoları elimizin altında!  

Sık sık tekrar ediyor, cehaletimin derinliğine yolculuğuma devam ediyorum.

 Sekiz hafta boyunca Dr. Joe Dispenza ne dedi, ne anlattı?

Sekiz haftalık dersin ana fikri, “Değişim Zihinde Başlar  cümlesi içine sıkıştırılmış.  

 Konu işlenirken, zihnin işleyişi, kuantum fizik, nörobilim ve de beyinin çalışması, basit cümlelerle her yaş ve eğitim seviyesindeki öğrencinin anlayacağı cümlelerle ifade ediliyor.

Sonra düşünce üzerinde, birçok insanın hiç duymadığı bilimsel terimler,  her eğitim düzeyindeki insanın anlayabileceği sözcüklerle, akıcı, anlaşılır tarzda sunulmuş.

İlk dersten, son derse kadar olan haftalık dersleri, iple çektim. Dr. Joe’yu keyifle dinledim.

İsterseniz İlk ders ilk videoda anlatılanları, Dispenza’nın kendi ağzından dinleyelim!

Ne dersiniz?

İlk Ders Konusu:  Zihnin Gücünü Anlamak

Bu konu “Yeni Bir Gerçeklik Yaratmak” başlığıyla işlendi. Dersi hocanın, anlatım ve ifade ediş tarzına hiç dokunmadan paylaşmak isterim

Düşüncelerinizin hayatınızı etkilediğini ve düşünceleriniz ile kendi realitenizi yarattığınıza inanıyor musunuz?

Günde ortalama atmış bin ile yetmiş bin arası yeni düşünce oluşturursunuz.

Bunların yüzde doksanı bir önceki gün ile aynı düşüncelerdir. Bu aynı düşünceler her zaman aynı kararlar ile sonuçlanır ve aynı sonuçlar hep aynı deneyimleri yaşamanıza neden olan davranışlara yol açar ve bu da dönüp dolaşıp aynı düşünceleri oluşturan aynı his ve duygulara yol açar.

Kişiliğiniz; düşünceleriniz, davranışlarınız ve duygularınızdan ibarettir. Şu andaki kişiliğiniz şu andaki kişisel gerçekliğinizi oluşturur.

Yeni bir kişisel gerçeklik yaratmak istiyorsanız, ilk önce ne düşündüğünüzü düşünmelisiniz- ve bunu değiştirmelisiniz.

Tam anlamıyla başka birine dönüşmeliyiz.

Çünkü birlikte aktive edilen sinir hücreleri beraber tepki verirler. Düşüncelerinizi, kararlarınızı, davranışlarınızı ve deneyimlerinizi tekrarladığınızda, beyninizi her gün aynı sırada, aynı şekilde aynı kombinasyonla aktive olmaya zorluyorsunuz.

Ve her gün beyninizi aynı şekilde aktive ettiğiniz sürece, aynı zihniyeti her gün tekrar tekrar yaratırsınız. Beyninizi sıkı bir şekilde ayarlarsanız, onun bağımsız davranmasına izin vermemiş olursunuz.

Sanki beyninizde yerleşmiş bir çekme dolap varmış gibi düşünün.

Bu ‘çekme dolap düşüncelerini’ geride bırakmanız, beyninizde yeni düzen ve kombinasyonlarla yeni zincirlemeler aktive ettiğiniz anlamına gelir. Ve beyninizin farklı bir şekilde işlev görmesini sağlarsanız, zihninizi de değiştirebilirsiniz, çünkü zihniniz beyninizin davranış almış halidir. Bu işlem için ihtiyacınız olan tek unsur bilgidir,

ilimdir. Çünkü her yeni bir şey öğrendiğinizde, beyninizde yeni bağlar kuruyorsunuz; bu öğrenmektir.

Öğrenmek, yeni sinaptik bağların kurulması anlamına gelir.

Hatırlamak ise, bu bağların beslemek ve devam ettirmek anlamına gelir. Öğrendiklerinizi yeniden düşündüğünüzde, beyninizi yeni bir şekilde aktive ediyorsunuz ve bu şekilde zihninizi değiştiriyorsunuz.”

Bire bir paylaştığım anlatımlar ilk dersin ilk 10 dakikalık video da anlatılanlar. İlk ders için 12 video hazırlanmış.  Her  video 8 ila 10 dakikalık.. Videonun kısa kısa olması bile öğrencinin dikkati dağılmadan dinlemesi ve anlatılanların iyi anlaşılması için diye değerlendirilmeli. Zira 1 dersin toplam süresi tıpkı okuldaki ders saatiyle eş değer.



 


24 Ağustos 2020 Pazartesi

Hassa Serüveni Bitti

 

Cuma toplantısının arkasından birkaç gün geçmişti, bir gün sabah karakol nöbetçisi geldi, komutanım, bir adam geldi, sizinle görüşmek istiyor dedi.

-Niye alıp gelmedin?

-Sizi oraya istiyor.

-Kimmiş sordun mu?

-Sordum söylemedi.

Doruk merak etmişti.

Yerinden kalktı, karakolun bahçe kapısına doğru yürüdü. Bahçe kapısı önünde genç bir adam kaldırımda bekliyordu. 

-Benimle görüşmek isteyen sen misin?

-Evet

-İçeri niye gelmedin?

-Gelemem, gelirsem hakkınızda laf olur.

-Sen kimsin?

-Ben Kilis’li kaçakçı Topal Me(?)miş’in adamıyım.

-Benden ne istiyorsun? 

Senin İskenderun Arsuz’a tayinin çıktı. Onu haber vermeye geldim. Bizimkiler sizinle tanışmak, konuşmak istiyor.

-Haber ver gelsin görüşelim.

-Karakola gelmezler komutanım.

-Dışarıda bir yerde görüşmek istiyorlar.

-Söyle akşam yol çatında olacağım, oraya gelsinler.

-Sessizce geldiği gibi uzaklaştı adam.

Çıldırmıştı Doruk!

Bir gün, tayinin çıktığını, bir kaçakçı yamağından öğreneceğini, rüyasında görse hayra yormaz,  inanmazdı. Ne yazık ki hayal bile edilemeyecek şey gerçekti.

Akşamı iple çekti.

Her zaman olduğu gibi hizmete hazırlanan yol arama ekibini alıp görev yerine intikal etti. Görevli erbaş ve erler, bu görev için eğitilmiş, ne yapacağını biliyordu.

Görev yerine gelince arama için gerekli emniyet tedbiri ve düzeni alındı, yol araması başladı. Akşam saat 22 00 sıralarında kuyruklu bir taksi geldi durdu. Daha önce karakol bahçe kapısına gelip, atama emrini tebliğ eden genç göründü. Sonra iki kişi daha arabadan indi ayakta beklemeye başladılar.

Doruk, belinde Takarof, omzunda Sten tabanca, gayet sakin yürüdü kaçakçıların yanına vardı.

- Her şey doğalmış gibi hoş geldiniz beyler!

- Benimle görüşmek istiyormuşsunuz?

-  Sizi dinliyorum.

-  Ne diyeceğiniz de merak ediyorum.

-  İçlerinden en kelli felli olan, doğrudan lafa girdi.

-  Komutanım hayırlı olsun Arsuz’a atandınız.

- Buraya sizinle anlaşmaya geldik. 

- Doruk güldü!

- Nasıl olacakta anlaşacağız?

- Ben atanma istemedim.

- Burada keyfim yerindeydi.

- Beni atamışlar, atandığımı sizden öğreniyorum. Mademki bu kadar güçlüsünüz benim atanmamı durdurun.

- Ben kimseyle anlaşmam. Siz kaçakcısınız, ben devletin Jandarması. Siz kaçırırsınız ben yakalarım dedi.

- Memiş’in kelli felli adamı pes etmiyordu.

- Bodoslama daldı.

- Komutanım bizimle anlaşsanız da gittiğiniz yerde 3 ay kalırsınız anlaşmasanız da 3 ay kalırsın.  Anlaşırsanız sizin içinde iyi olur, bizim içinde; elbette zorla anlaşacak değiliz. Biz anlaşacak yer bulur işimizi yaparız dedi ve arabaya yöneldi.

Doruk kızmıştı ama belli etmedi.

Kabahat elbette onların değildi.

Atanması kendine tebliğ edilmeden onlara haberini uçuranlarındı.

O gece her zamanki gecelerden daha uzundu. Sabah mesai saati başlayınca Vekâlet ettiği İlçe J. Bölük Komutanlığı makamına gitti.

Santrali aradı, İl J. Alay komutanıyla görüşmek istediğini söyledi. Birkaç dakika sonra Alay Komutanı Özengen Telefonun karşı ucundaydı.

- Komutanım Beni Arsuz’a atamışsınız…

- Kim dedi?

- Kaçakçı topal Me(?)miş’in adamları haber verdi, ben daha Arsuz’da göreve başlamadan, benimle anlaşmak istiyorlar.

- Atla gel görüşelim.

- Doruk zile uzandı, içeri giren İlçe J. Bölük Komutan postasına, şoföre söyle arabayı hazırlasın, Antakya’ya gideceğiz.  Hazır olunca haber ver sende hazırlan dedi.

Hassa ile Antakya arası 79 Km’lik bir yol, göz açıp kapayıncaya kadar alaydaydılar. Doruk, doğrudan İl Jandarma Alay Komutanı Özöngen’in kapsını çaldı!

İçeri girince, Alay Komutanın keyfi yerindeydi.  Yüzü   gülüyordu. Şaşırmıştı ama belli etmemeye çalıştı. Özengen yer gösterdi, anlat bakalım dedi.

Doruk, olup biteni bütün çıplaklığıyla, sansürsüz bir solukta anlattı.

Ve atanma emri bana tebliğ edilmeden kaçakçılar benim atandığımı nereden biliyorlar, diye cümlesini soruyla bitirdi.

Alay Komutanı, Cuma günü toplantıda seni görünce sicilini inceledim. Şahsi dosyana baktım sicilin düzgün dosyan temiz ve atamanı yaptım.

Şimdi benim bir işim var sen Harekât şube müdürü binbaşıyla görüş tayin emrini tebliğ etsin. Aklındaki soruları sonra sorarsın dedi ayağa kalktı, 

Doruk beni üç ay için gönderecekseniz göndermeyin. Bana inanacak, güvenecek-seniz,  elimden gelenin en iyisini yaparım.

Kaçakçıların oyuncağı olmak istemem dedi ve noktayı koydu…

Alay komutanı, son cümleyi duyunca, tebessüm etti, önce git göreve başla. Ben sık sık Arsuz'a gelirim. Orada konuşuruz dedi ve çıkıp gitti.

Hassadaki serüven daha başlamadan bitmişti.

Şimdi Akdeniz’in en gözde beldesi Arsuz’a yol görünmüştü. İçinden “Görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler” dedi ve Alaydan atanma emrini elleriyle aldı, orada tebellüğ etti ve ayrıldı.

Yine evini sırtına saracak, kaplumbağa misali yola düşecekti. Memuriyet dışarıdan göründüğü kadar cazip değil diye düşünerek döndü geri.

 

                                        

                                                                                            …/…


       

                                                                                            …/…

 

                                                                                     

23 Ağustos 2020 Pazar

ASKER SİGARASI

 

Doruk, Spuitems’in “tecrübe çok zalim bir öğretmendir, insanı önce sınavdan geçirir, sonra dersini öğretir” dediğini, kimseden duymamıştı. Görünen o ki, hayatın cilvelerini, acısıyla tatlısıyla yavaş yavaş yaşayarak öğrenecekti!
Daha birkaç gün önce, gözlerinin önünde, buharlaşan; kimliği meçhul zanlıların, kimliklerini tespit etmek için; sarf etti olağan üstü çaba, ne yazık ki meyvesini vermedi.
Sahte şase ve plaka numaralı taksiyi, karakolun bahçesine çekip bağladı. İlçe kaymakamlığı aracılığıyla 67 il Valiliğine tamim yayımlandı.
Sahibinin ortaya çıkacağı gün, sabırsızlıkla beklemeye başlandı…
Hassa küçük, asayişi düzgün, bir sınır ilçesi!
Antakya- Gaziantep yol güzergâhına konuşlanmış olmasa tadından yenmeyecek. Eee o kadar kusur kadı kızında da olur demiş büyüklerimiz.
Sırf bu yüzden, Lübnan çıkışlı, Suriye ve lâskîye bağlantılı; “çok gizli -gizlilik dereceli” istihbarat bilgileri, Allah’ın her günü, Jandarmaya alarm veriyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a müdahale etmiş, Türk askeri beş parmak dağlarına Türk Bayrağını dikmiş kimin umurunda?
Akdeniz gölgesi, haliyle Antakya’da sıkıyönetimle yönetilen iller arasında.
Buna rağmen, istihbarat kaynaklarına göre, bölgenin kaçakçıları, yasa dışı faaliyetlerine hiç ara vermeden devam ediyor.
Hassa Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı, her akşam yol çatında (Akbez) rutin yol arama görevinde.
Gecesi yok, gündüzü yok.
Sebze yüklü kamyonlar, özel otomobiller didik didik edilmeden yol verilmiyor.
Dikkat ve titizlikle yapılan yol kontrollerine rağmen, ele geçen yasa dışı bir şey de yok. Ya her gün verilen istihbarat bilgileri yanlış, ya da yalnız kaçakçıların bildiği, Jandarmanın bilmediği gizli bir dehliz var!
Doruk kendi kendine düşünmeye, olayı analiz etmeye başladığında, aylar su gibi akıp gitmiş, Temmuz ve Ağustos ayları bitmişti.
İlçe Jandarma Bölük Komutanı Okur, 15 günlük bir izine ayrıldı. İlçe J. Bölük Komutanlığı Doruğa kaldı. Hatay İl J. Alay Komutanı, Antakya’ya özel bir uygulama geliştirmiş.
Alaya bağlı İlçe J. Bölük Komutanlarını, her Cuma günü Antakya’da topluyor, durum değerlendirmesi yapıyor, yalan yanlış kulağına gelen bilgileri toplu halde, konuşup değerlendiriyor. Sonra kimseye söz vermeden, toplu halde; personel içinde iyi kötü ayırt etmeden, verip veriştiriyor-muş.
Doruk’ta ilk toplantısına Cuma günü, Bölük Komutanı sıfatıyla katıldı. Toplantı öğleden sonra askeri geleneklere uygun, iç hizmet kanun ve yönetmeliğinin gereği usul ve erkân içinde İl Jandarma Alay komutanlığında başladı. Adı her ne kadar toplantı olsa da, toplantı başladıktan biraz sonra, Özengen konuşmaya başlayınca; yapılan şeyin eğitici, öğretici, sorunların masaya yatırıldığı toplantı olmadığı, açıklık kazandı.
Alay Komutanı alenen bölgenin kaçakçılık bölgesi olmasını gözeterek yıllarını mesleğine adamış rütbeli personeli düpedüz fırçalıyordu.
Doruk, Kıta’ya yeni katılmıştı. Böyle bir fırçayı hak etmediğini düşündü ve konuşma arasında, elini kaldırdı. Özengen böyle bir şey beklemiyordu.
Alay Komutanı konuşmasına ara verdi!
Eliyle söyle der gibi işaret etti. Doruk Ayağa kalktı, kısaca kendini tanıttı ve konuşmaya başladı.
Komutanım!
Göreve başlayalı daha iki ay oldu. Gecemi gündüzüme kattım, elimden geldiğince görev bölgemde, en iyi hizmeti vermek için çalışıyorum.
Siz bizi topladınız, isim vermeden kaçakçılarla işbirliği yapmakla itham ediyorsunuz. Hâlbuki sizin personel üzerinde geniş yetkileriniz var. Aramızda öyle biri varsa yasal işlem yapabilir ya da yerini değiştirebilirsiniz. Bu çıkış orada bulunan yaşlı başlı rütbeli personeli şaşırtmıştı. Başlar konuşma yapan çömeze çevrilmiş, dikkatler, esip gürleyen Özöngen’in ne tepki göstereceğinde toplanmıştı.
Özöngen tepki göstermek yerine, eliyle otur işareti yaptı, sen nereden geldin diye sordu, Doruk Hassa Merkez karakol komutanı olduğunu, Bölük Komutanı İzinde olduğu için yerine vekâlet ettiğini, Erzurum’dan Atandığını kısaca özetledi.
Bu özetin arkasından, fırça faslı bitmişti.
Konuşmanın gündemi değişti.
Sorunlar masaya yatırıldı.
Er ve erbaşların iaşesi gündeme gelince Doruk yine yerinde duramadı. Ve söz alıp, Er ve Erbaşlara verilen sigaranın kurtlu olduğunu, Askerin bu sigarayı içmeyerek çöpe attığını belirtikten sonra: sigara yerine bedelini askere verilmez mi önerisi getirdi.
Bu öneri Hoşuna gitmişti Alay komutanının. Araştıralım, yasa el veriyorsa uygulayalım diye levazım şube müdürüne oracıkta emir verdi.
Fırçayla başlayan toplantı bir anda verimli hale dönüştü. Askerin iaşesi, gündeme taşındı. Sıkıntılar anlatıldı derken toplantı sona erdi ve personel geldiği gibi geri döndü.

                                                                                     …/…


19 Ağustos 2020 Çarşamba

Gün Işığı

 

 Zifiri karanlık gökyüzü

Ne yıldız ne ay

Fırtına kopacak az sonra

Şaşkın insanlık

Yüzüyor tersine

Vay haline vay

Burnunda hızma

Boynunda

Dikenli tasma

Yürüyor Âdem kılığında 

Kasıla kasıla

İsterim ki çıkartsın

Boynundaki tasmayı

İsterim ki kırsın

Kolundaki zincir kelepçeyi

Çözülsün

Ayaklarındaki paslı pranga

Tek başına yürüsün yaratana

Kuş olsun uçsun

Mavi gökyüzüne

Tepeden baksın Anadolu'nun

Yaylasına

Ovasına

Ara sıra dalsın Ege’ye

Dokunsun yosuna

Görsün

Denizin dibindeki mavinin

Değişen tonlarını

Belki gün ışığı vurur

Aydınlanır ruhu

Dönmez geri cahiliye dönemine…


Necati Kavlak

21.08.2020

31 Temmuz 2020 Cuma

NAL VE MIH



Anı yazmaya reklam arası verdim!  Nal ve mıh’la yola çıkıyorum. Motorlu araçlar trafiğe çıkıp, cadde ve sokakları allak bullak etmeden önce, şehir içi ve kırsal kesimin nakliye ve ulaşım aracı at arabasıydı.

Hani şu, İstanbul Büyük Ada’da, hayvan severlerle, belediyeleri karşı karşıya getiren, çözüm bulunurken; çarşafa dolaşan,  ulaşım ve de nostaljik turizm gezinti vasıtası…

Z kuşağı yeni nesil gençlerimiz, tek ve çift tırnaklı hayvan gurubunun ayaklarına, nal çakıldığını bilir mi bilmez mi, kuşkuluyum.

Malum,  teknoloji çağında, tek ve çift tırnaklı canlıların, trafikte yeri ve yolu yok!

Bizim çocukluğumuz, nalbantların hem nala hem mıha vurduğu, dönemedi.

Onun için makale başlığını, ”Hem nalına hem mıhına (vurmak)” deyimini esas alarak, nal ve mıh koydum.

Adıyla yaşasın!

Görelim mevlam neyler, hangi yoldan, hangi fikir ve düşünceyle bizi  buluşturur cem eder.

İnsanlık tarihi, doğaya benziyor.

Bazen dağ tepe, bazen de düz ova, plato; kıvrım kıvrım vadi!

Kimi dönem ip kadar düzgün, bazı devir çok zikzak viraj.

Çağımızdan asırlar önce yaşayan insanlarla, günümüz insanı arasında; inanç bakımından, gözle görülür fark yok. Özellikle,  nereden geldim, nereye gidiyorum; sorusuna verilen cevapta, kopyala ve yapıştır devam ediyor.

Mesela:

Çok tanrılı uygarlıktaki alışkanlıkların katmerlisi, tek tanrılı semavi dinlerde aynen sürüp gidiyor.

Daha açık mı konuşayım.

Uyarmasanız  da sadede gelecektim.

Bu gün Arife!

Yarın Bayram!

İslam coğrafyasında, insanlık bayram kutlarken, birçok hayvan canından olacak. Oluk oluk kan akacak.

Kurban alanları kan gölüne dönecek. İşin garibi bunların hepsi de ibadet diye Allah adına yapılacak.

Tıpkı çağımızdan 3 ila 5 bin yıl önce, çok tanrılı dine inananların dönemde var olan, ritüeller  günümüzde tekrarlanacak.

Lafı çok uzatmamak adına sadece Urartu uygarlığından tanrılara kesilen kurban ve kurban sayısına kısa birkaç örnek vermek isterim.

-Uratu’lartın Yüce tanrısı olan aldi için her bayram 17 sığır ile 34 koyun kurban edildiği tabletlere kazınmış.

- Fırtına, Rüzgâr, Gök Gürültüsü, Yağmur ve Savaş Tanrısı olan, Teişeba’ya da 8 sığır ile 12 koyun kurban ediliyormuş…

- Güneş Tanrısı Şivini’ye ise 4 sığır ile 8 koyun kurban layık görülmüş.

Elbette her uygarlığın kendine özgü inancı ve de ritüellerinin olması çok doğal!

Yadırganacak bir şey de yok…

Öyleyse lafı eveleyip gevelemeden, sadede gelelim.

Ve Hz Musa, Hz İsa ve de Hz Muhammed Ana rahmine düşmeden önce  var olan âdet - töre niçin bilişim çağında hala uygulanır diye  kendi kendimize soralım.

Bu soruya doğru cevap verdiğimiz gün, yer yıl kurban bayramlarında dizi filmi gibi yaşanan dram ya sona erecek ya da sezon sonu tatiline çıkacaktır.  Sürçü lisan etikse affola! Kurban bayramınız mübarek olsun!



 

 


23 Temmuz 2020 Perşembe

TELLAL


                                                                 

Gelin bugün biz bize, azıcık kaynatalım. Ses frekansımız düşük, kahkahamız sessiz- sedasız, düşünme derinliğimiz sonsuz olsun! İsterdim ki, bugün boynunda davul, elinde tokmak, bir tellal çıkartayım.
İl il, ilçe ilçe, belde belde, köy köy gezsin!.
Sokak sokak dolaşsın.
Ey ahali diye bağırsın!
 Düm tek; düm düm tek, diye davulun böğrüne böğrüne vursun.
Duyduk duymadık, demeyi ihmal etmesin.
Yüzyıllar boyu, dünyanın en büyük kilisesi olma unvanını kimseye kaptırmayan, insanlığın ortak mirası Ayasofya’nın; Cuma günü ibadete açılacağını, dünya âleme, kurda kuşa, börtü böceğe ilan etsin.
 Yerdeki karıncaya, gökte uçan kuşa duyursun…
Sonra aklım başıma geldi!
Ben ne yapıyorum diye kendi kendime birkaç soru sordum. Kilisede namaz kılmak, Kuran’ın hangi ayetinde yazar diye düşündüm.
Ve tellal çıkartma, davul çalma fikrinden vazgeçtim. Sessiz sedasız biz bize konuşalım kaynatalım istedim.  
İyi etmiş miyim? J
Bu Cuma Ayasofya’da namaz eda edenlerin tamamı, hacı olacak; kendilerine adın Cennetinden tapulu köşkler verilecekmiş…
Ayasofya’nın ibadete açılmasından sonra, Mekke’ye Medine’ye gitmeye Arap’lara döviz akıtmaya ihtiyaç da kalmayacakmış.
Bundan böyle Müslümanlar namaz kılarken kıblesini değiştirecek, namaza dururken, Ayasofya’yı esas alacakmış.
Şaka şaka!
Ayasofya denize düşenlerin tutmak için elini uzattığı son yılan.
Bayağı işe yaradı.
Hem dünya kamuoyu hem de Türkiye kaç gündür Denize düşenin sarıldığı yılanla yatıyor, onunla sabaha uyanıyor.
Hayat pahalılığı, enflasyon doludizgin!
 İşsizliğin önü alınamıyor.
Demokrasi sadece lafta!
Yargı bağımsızlığı sizlere ömür!
Baroların canına ot tıkama işlemi tamam.
Anayasanın düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. Maddesi askıda…
Dolar gemiyi azıya almış!
Altın yerinde durmuyor.
Hâsılı her şey pahalı,
Türk lirası pul olmuş!  Ve Türkiye Ayasofya’da kılınacak Cuma namazına kilitlenmiş.
Biliyorsunuz, Ayasofya hakkında onlarca kitap yazılmış. Kilisenin tarihi geçmişinde yaşananlar, içindeki ikonlar ve yer altı dehlizleri, namaz kılanların ne kadar ilgisini çeker? Namaza durunca tavandaki resimlerle mi beraber olur yoksa huzuruna durduğu Allah’la mı hem hal olur, tartışmaya açık.
Lafı çok uzattığımı biliyorum.
Kısa kes aydın havası olsun dediğinizi de duyuyorum.
Şikâyetlerinizi duymama rağmen bir iki cümle daha kurmak isterim. Yıllar önce Tarihçi yazar Ali Narçın’ın yazdığı “Dünya Uygarlıkları Seti”ni altını çizerek, okudum ve inceledim.  
Günümüzden asırlar önce, devlet olmuş imparatorluklar kurmuş, Asur, Aztek, Babil, Eski Mısır, Hitit,  İnka, Maya, Sümer ve Urartu uygarlıklarından; inanç ve düşünce olarak, onlardan çok geride olduğumuzu görüyor ve üzülüyorum.
Yirmi birinci yüzyılda hem Müslüman olmakla övünecek, hem İslam’dan önceki dinleri batıl diye öteleyecek, hem de batıl dediğiniz dini benimseyen; insanların arasında yaşamak için, sinenizi kurşuna siper ederek aralarına katılmak isteyeceksiniz.
Bu ne yaman bir çelişki?  
Dinlemeyenler için “Müjdemi isterim Ayasofya ibadete açıldı” diyen Turgay Yıldız’ın (https://youtu.be/qjLsZdOdPZY) Youtube videsonu önermek isterim. Hem gülecek hem düşüneceksiniz.