16 Ekim 2020 Cuma

Neyzen!





Dans ediyor melodi üfleyince kamışa

Mecnun olup kaptırmış gönlünü aşka

Yılan yerine sarılmış bataklıkta kamışa




Hayal Denizi

16.10.2020

14 Ekim 2020 Çarşamba

Sonbahar (haiku deneme)

 


  

 

Yine geldi sonbahar!

Kapıda yağmur yağar,

Gecikmez tipi ve kar… J)

Hayal Denizi





10 Ekim 2020 Cumartesi

Alınan Bir İhbar Ve Buharlaşma

 


Doruk, Arsuz’a atanalı 3 ayı geçmiş, Kilisli topalın, bizimle anlaşsan da üç ay kalırsın, anlaşmasan da kehanetini boşa çıkartmıştı. Üç ay içinde hem bölge halkını yakından tanıdı hem de mıntıkasına hâkimdi.
Adli, askeri ve mülki hizmetler aksamadan yürüyor, Kaçakçılıkla mücadele de tavizsiz sürüyordu.
Domuz burnundaki Deniz Feneri görevlisi ile diyalog kurulmuş, haber ağına katılmansın önündeki güvensizlik bertaraf edilmişti.
Haber akışın önü açılırsa, deyim yerindeyse bölgede kuş uçmayacaktı.
Doğu Akdeniz, dolaysıyla İskenderun körfezi, kış mevsiminin tadını çıkartıyordu.
Rüzgâr potansiyeli yüksek olan Amanos Dağlarından gelen esinti Deniz’le oynaşıyor, kabına sığmayan dalgalar, kimsesiz kumsalı tokatlayıp duruyordu.
Bir hafta sonu, kuşluk vakti, Deniz Fenerini görevlisi (x) jandarma hattından, Doruk’la irtibat kurdu.
Dalgalar arasında bata çıka giden bir kaçakçı teknesinin geçişini, deniz dalgalı olduğu için kıyı şeridini takip ettiğini, çıplak gözle görüldüğü ihbarını verdi.
Doruk (X) görüşmesi biter bitmez, İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı Taşkın’ı aradı; aldığı ihbarı paylaştı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ile işbirliği yaparsak, bot devreye girerse, alınan ihbar müspet sonuçlanır. O zaman ihbarcının güveni artar, işi sıkı tutar deyiverdi. Taşkın, bu öneriye önce sessiz kaldı, sonra; Sahil Koruma ile görüşüp neticeyi sana bildiririm dedi ve telefonu kapattı.
Doruk yerinde duramıyordu. Kafasında bin bir plan geliştiriyor, bir türlü sonuca ulaşamıyordu.
Bölükten gelecek telefonu beklerken zaman durmuş, her dakika bir yıl olmuştu.
Odanın içinde olta atarken telefon çaldı.
Bölük Komutanı, Sahil Güvenlik Bot komutanıyla görüştüğünü, göreve çıkacağını ilettikten sonra, atla gel sen de botta görev alacaksın dedi.
Doruk!
Bölükte kimse yok mu, ben oraya gelene kadar, atı alan Üsküdar’ı geçer demeyi akıl edemedi.
Zile bastı!
Gelen nöbetçiye, araç şoförüne söyle; aracı hemen hazırlasın bana haber versin dedi!
Yanına 1- G3 Piyade Tüfeği, birkaç şarjör aldı ve yola çıktı. Kısa süre sonra Sahil Güvenlik Komutanlığı Botunun, demir attığı limandaydı.
Sahil Güvenlik Bot Komutanı hala görev yerine intikal etmemişti. Görevlilere her hangi bir emir ya da talimatta vermemişti.
Bekleyiş hilafsız iki saatten fazla sürdü. Bot Komutanı gelip demir aldığında, kaçak motorun hedefine ulaşmış olması muhtemeldi.
Doruk Botla beraber göreve çıktı, Botun gövertisi hareket halinden tehlikeli olurmuş. Takip radardan yapacaklarmış.
Limandan hareketle, sahil boyu Arsuz sahiline kadar bir gezintiden sonra şüpheli bir tekneye rastlanmamıştır raporuyla geri dönüldü.
Domuz Burnun Fenerinde görülen, dalgalar arasında bir yunus gibi bata çıka yol alan kaçakçı teknesi, sahil koruma botu hareket edip göreve çıkana kadar buhar olup uçmuştu.
Doruk, hayal kırıklığı içinde, mecburen botla geri döndü. Limanda indi, Askeri araçla morali bozuk, yorgun argın görev yerine döndü…



…/…


 Beğen

8 Ekim 2020 Perşembe

KOŞMA

 




Bu kadar çok hızlı koşma düşeceksin

Ayağın yere değmiyor

Nereye yetişeceksin

Ardından gelen eli silahlı avcı mı

Çok ürkeksin


Dur

Bir ara soluklan

Yoksa

Nefesini tüketeceksin

 

Daha dün cumartesiydi

Bu gün pazartesi

Öyle hızlı koşuyorsun ki

Uzaktaki davul kadar

Hoş gelmiyor kulağa

Birbirini kovalayan günlerin

Dörtnala koşan ayak sesi


Çarşamba bitti

Yine geldi Cuma arifesi

Pazar kadar sakin

Cuma gibi hızlısın

Ne vakit geldin

Ne vakit geçip gittin

Gelişinde ve gidişinde

Ne alıp gittin

Ne aldın götürdüysen çok merak ettim

 

Zannediyorsun ki

Dünyanın içini yedin tükettin

Hâlbuki

Dünya’nın içini yiyen

Kabuğunu bırakan ben

Dolap beygiri gibi

Aynı çemberde dönüp duran sen

Ben kazandım kaybettin sen...

 


Hayal Denizi

08.10.2020

 

 

4 Ekim 2020 Pazar

Aynur Ali!


Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a yaptığı “Barış” harekâtı zaferle sonuçlanmış, Kıbrıs Ada topraklarının %38 ele geçirilmişti. Ada iki ayrı bölgeye ayrılınca; daha önce bir arada yaşayan, Türk’ler Güney’de,  Kuzey’de yaşayan Rum’lar da, Kuzey’de göçmen durumuna düşmüştü.

Sayıları yüz binlerle ifade edilen, özellikle Güney Kıbrıs’taki Türk Nüfus için, can ve mal güvenliği risk altındaydı…

Harekât sonrası: Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan arasında başlatılan, mekik diplomasisi, uzun bir maratondan sonra, meyvelerini vermeye başladı.

Güney Kıbrıslı bir kısım Türkler doğrudan kuzey Kıbrıs’a göç ederken, bir kısmı da Önce Adana’ya sonra misafir edilmek üzere, belli il ve ilçelere dağıtıldı.

Arsuz Bucak merkezinde, Devlet Demir Yollarına ait teşkilatlı, bir kampın mevcudiyeti,  Kıbrıslı Türk Göçmenlerin bir bölümüne kısa süreli de olsa ev sahipli yapma kapısını araladı.

Mevsim itibariyle kapalı olan kamp, Hummalı bir çalışmayla kısa sürede misafir kabul edecek- ağırlayacak hale geldi.

DDY kamp işletmeci personeli, Bucak Müdürü ve Bucak J. Takım Komutanı bu organizasyonda da bir fiil görev aldı.

Adana’dan otobüslerle gelen misafirler, motellere sırayla yerleştiriliyordu. Doruk, olay yerine yanında askerlerle gitmiş, hem kargaşayı önlüyor hem de, itiş kakışa meydan vermiyordu.

Otobüsten inen aileler, nüfus sayısına göre motel tahsis ediyor ve yerleştiriliyordu. Akdeniz’in göbeğinde, Türkiye’nin burnun dibinde; Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızı görünce hayal kırıklığına uğradı Doruk! Türkçeyi. Rum şivesiyle konuşuyorlardı…

Özelliklede gençleri anlamakta güçlük çekiyordu. Hâlbuki Doruk İmroz’da görev yapmış, İmroz’u Rumlarla çok rahat diyalog kurabilmiş, arkadaş edinmişti.

Kendi kendine geçmiş ve içinde bulunduğu gerçeği analiz ederken, arka sırada bekleyenler arasından bir hanım, kuyruktan ayrıldı koşarak Doruğun yanına geldi.

-Rum aksanıyla (Ne yazık ki o aksanı yazıya dökemiyorum)

-Komutanım ben Aynur Ali! ( Kıbrıslı Türklerin soyadı yoktu.  Aile soyadı yerine eşinin adını kullanıyordu)

-Benim eşim uluslar arası sporcuydu.

-Ne yazık ki eşimi kaybettim.

-İki çocuğum ve yaşlı bir annemle evimizi ocağımızı terk etmek zorunda kaldık. Bana yardımcı olur musun? dedi…

-Doruk Aynur Ali’nin yanına iki asker verdi, Otobüste ne eşyası varsa, annesini ve çocuklarını alıp gelmesi için gönderdi. Onlar gelene kadar, motel tahsisi yapan görevlilerden rica etti, 4 kişinin rahat kalacağı bir moteli de tahsis ettirdi.

Aynur, biri kız biri oğlan 10/12 yaşında İki çocuğu ve yaşlı annesiyle motele yerleşti. Gözlerinin içi gülüyordu. Çocuklar sevinçten uçacaktı.

Yaşlı Hanımın ise minnettarlığı yüzünde okunuyordu. Doruk Aynur Âliyi eşiyle de tanıştırdı. Kontrol için ne zaman kampı uğrasa; mutlaka bu aileyi ziyaret etti. Hatırlarını sordu.  Bir ihtiyaçları olup olmadığını öğrendi. İhtiyaçları olduğunda mutlaka çözüm üretti. Yaklaşık üş ay sonra, bu ailelerin tamamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Topraklarına, yani ana yurtlarına döndüler.


                                                                                 …/…

 

2 Ekim 2020 Cuma

SEFİRİN_ EŞİ!



Sonbaharın en güzel günlerinden birini yaşıyordu Arsuz! Doruk şapkasını aldı, öğle yemeğini yemek için daireden çıktı. Gökmeydanı köyünden, Ali ve Salih kardeşlerin işlettiği bakkal dükkânına uğradı, ufak tefek bir şeyler aldı, Arsuz çayının üstündeki köprüyü geçti, lojmana doğru yürüyordu.
Köprüyü geçince, karşı istikametten, üzerinde döpiyesi, elinde çantası, boynunda fuları, yürüyen bir hanımefendi göründü.
Kılığıyla, kıyafetiyle, makyajı ve kıyafetinin renk uyumuyla, farkı fark, ediliyordu…
Saçlarına düşen ak da aksesuardı kıyafetinin üstünde.
Kır düşmüş saçları orta yaş gurubundanım der gibiydi.
Doruk sorumluluk bölgesinde, ilk defa gördüğü hanımefendiden gözlerini alamadı.
Konuşma mesafesine geldiğinde, gülümseyerek selamladı!
Sonra,
- Sizi ilk kez görüyorum.
-Adım Doruk!
-Hoş geldiniz hanımefendi. Ben Buranın Jandarma Karakol Komutanıyım, diyerek kendini tanıttı. Bu kısa selamlama ve ilgi hoşuna gitmişti…
Kıyafeti kadar konuşma dili ve üslubu da düzün olan hanım, gülümseyerek hoş buldum. Birkaç gün önce geldim buralara.
-Ben eski Prag Büyük Elçisinin eşiyim.
- Adım (X)
- Deniz dalgalarının temelini dövdüğü, birkaç katlı yalılardan birini işaret ederek, şu yalının ikinci katı bize ait! Bu yaz fırsat bulup gelemedik.
Birkaç hafta buralardayım diye tanıttı kendini, Arsuz’da olma nedenini kısaca özetledi.
Yolun banketinde selamlaşmayla başlayan kısa sohbet, hal hatır sormayla, nerelisin muhabbetine, oradan da güncel siyasi konulara aktı gitti.
Ne yazık ki Türkiye, hiçbir dönemde sorunsuz yönetilmedi. Türk milleti asayişi düzgün, ekonomisi kendi kendine yetecek, kendi yağında kavrulacak, gün görmedi.
Emperyalistlerin maşaları, Milletin içine her zaman kızgın köz atmayı bildi ve yürekleri dağladı. Bu yangın hala o gün bu gündür devam ediyor.
İşte bu yüzden, Sefirin Eşiyle ayaküstü konuşma, kendiliğinden siyaset ve siyasetçilere doğru aktı gitti. Ve Sefirin eşi konuşmasının bir bölümünde; siyasetçi ikiyüzlü demektir.
-Siyasetçilere güvenilmez!
-Siyaset, Latince Politika kavramının Türkçesidir.
-Politika ise “poli” ve “tika” kavramından türemiştir.
-Poli Latincede “çok” demektir.
-Tika ise yüz demektir.
Bu demektir ki politikacı çok yüzlüdür. İktidarı elinde bulunduran siyasetçileri basitçe ikiyüzlü diye tanımlamak yanlış olmaz diye tanımladı.
Doruk Sefir eşinin konuşmalarını can kulağıyla dinlemiş, her söylediği sözü zaman zaman başını sallayarak onaylamış ve politikacının ikiyüzlü olduğunu ilk defa duymuştu.
Bu konuşmanın arkasından, Doruk, Sefirin eşini Karakola kahveye davet etti! Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk milletine niçin muhasır medeniyet seviyesini hedef gösterdiğini, bu sohbetler sayede, çok daha iyi kavradı.


…/…
not:
Görsel İnternetten alıntı.

29 Eylül 2020 Salı

Mücavir Alan!

 


 Arsuz’da genel emniyet ve asayiş on numara! Dövüş yok, cinayet yok, kadına şiddet, çocuklara taciz yok! Şu kaçakçılık ihbar ve istinatları olmasa, sayfiye yerinde, uzun süreli hava değişimi ya da cennette tatil…
Bucak Jandarma Takım Komutanlığı Denizin dibinde,(tıpkı Hâtçam türküsü gibi) sakin bir koyda! Bahçenin bitişiği, elekten geçirilmiş kadar ince ve ter temiz kumlardan oluşan plaj. İster ayaklarını denize sok, istersen kulaç at, sular tenin okşasın.
Bir cumartesi günü sabahıydı, sabah dedimse saat 11 00 sıraları, Doruk sandalyesine oturmuş, mavi denizle muhabbeti koyulaştırmıştı.
Akdeniz’de dört mevsim yok!
Bir yaz bir de kış.
Yazlıkçılar evlerine dönmüş, sayfiye yeri sakinleşmiş, sokaklarda in cin top kovalıyordu. Deniz kollarını açmış, gülümseyerek nazlanma gel diye göz kırpıyor.
Daha fazla nazlanmadı, kalktı odasına döndü, dolaptan mayosunu aldı, kapıdan çıkarken; karakol nöbetçisi geldi.
-Komutanım bir vatandaş geldi seninle görüşmek istiyor.
-Çağır gelsin!
-Nöbetçi eliyle işaret etti, 28/30 yaşlarında genç biri ürkek güvercin gibi girdi kapıdan içeriye. Doruk, hoş geldin dedi, eliyle koltuğu işaret etti…
Adam konuşsam mı konuşmasam mı tedirginliği içindeydi. Doruk tedirginliği fark edince, rahat ol! Karakol size hizmet etmek için kurulmuş. Ne söyleyeceksen söyle, konuşulan konuşulduğu yerde kalır deme ihtiyacı duydu ve bunları söylerken iki de çay söyledi.
Bu güvenceden sonra (X) çenesi çözüldü, hiç vakit kaybetmedi. Bir ihbarda bulunmak istiyorum diye başladı söze.
Işıklı köyü mıntıkasında, Domuz Burnuyla Samandağ ilçe hududu arasında bir kaçakçı motoru, kaçak mal çıkartmış. Kaçak malı ağaçların arasına, bir kaya boşluğuna bırakmışlar. Fırsat bulunca kaçak mal kilise gidecek.
Komutanım benim ihbar ettiğimi kimse bilmesin.
Duyarlarsa beni yaşatmazlar.
Doruk Sen rahat ol!
Hiç kimse senin adını öğrenmeyecek. Şimdi sen git!  Bak ihbar tutanağı bile tutmadım. Seni resmi işleme dahil etmedim dedi ve onunu yolcu etti.
İhbarcı çıktıktan sonra, Yardımcısına telefon etti, İstirahatte olan askerleri de kaldırdı, iki koldan olay yerine intikal edecek iki devriye hazırladı.
Işıklı köyüne kadar, Askeri araçla birlikte gidildi. Işıklı Köyünde Doruk yanına iki Er aldı sahile indi sahil boyu yürüdü.
Yardımcısı Güneş ve yanındaki askerleri orman işletmesine ait orman yolundan denize inmek üzere askeri araçla gittiler.
Mücavir alana buluştuklarında, Güneş ve yanındaki ekip, orman yolunda, bir şahıs yakalamış. Elinde kaçak oyun kâğıdı ve el feneri varmış. Onun yardımıyla kaçak malın yerini eliyle koymuş gibi bulmuşlar.
Doruk bölgeye yaya olarak sahilden ulaştığında, herkesin yüzü gülüyordu. Yaklaşık bir kamyon kadar kaçak oyun kâğıdı ve el fenerinden oluşan mal eldeydi.
Durum İskenderun İlçe Jandarma Bölük Komutanlığına, silsile yoluyla İl Jandarma Alay Komutanlığına rapor edildi.
Çok Geçmeden, İl J. Alay Komutanı Özöngen ve İlçe Jandarma Bölük. Komutanı Koşkunlu’da olay yerine intikal etti.
Onlar gelene kadar olay yerinde yapılması gereken resmi tüm işlemler yapılmış, çevre aranmış, tutanak tutulmuş, kaçak malı karakola götürmek için kamyon temin edilmişti.
Alay Komutanı, daha olay yerine gelir yelmez, ağzından ilk çıkan cümle, mıntıkana hâkim değilsin. Bölgenden gündüz gözüyle mal çıkıyor cümlesi oldu.
Doruk, böyle itham edileceğini biliyormuş ve hazırlık yapmış gibi, Özöngen’in cümlesi biter bitmez, konuşmaya başladı.
-Bu bölgeden kaçakçı her saat mal çıkartabilir. Benim karakol mevcudum ve ulaşım imkânım bu bölgenin kontrol edilmesi için yeterli değil.
-Ne gece ne gündüz buraya devriye çıkartamıyorum.
-Gelirken sizde gördünüz.
-Bu bölgeye gelmek için sahilden yol yok.
-Bana tahsis edilmiş deniz aracım da yok.
-Bu bölgeden çıkan kaçak mal benimle ilişkilendirilemez.
-Özöngen;
- İstihbarat elamanı kullan, haber ağını sağlam tutarsan, bölgeye hâkim olur, engellersin deyince;
Pas tam da Duruğun kaleye vuracağı noktaya gelmişti.
İhbarcı bulmak için önce güven vermek gerekiyor. Şimdiye kadar kime istihbarat elamanı olmasını önerdiysem; yaşanmış bir olayı anlatıyor ve reddediyor.
-Neymiş o yaşanmış olay!
-Daha önce Işıklı köyünden Deniz fenerinde görevli bir memur, bir kaçak olayını ihbar etmiş. Kaçakçı ihbarcının kimliğini öğrenmiş. Adamı öldüresiye dövmüşler. Dayak yetmemiş, birde İstanbul’a tayin ettirmişler.
-Jandarma adama sahip çıkmadı diyorlar. Kime istihbarat elamanı olmasını önersem bu olayı anlatıyor ve hayır diyor.
Bu konuşma üzerine, söyleyecek bir sözü kalmamıştı İl Jandarma komutanının. İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı ise hiç lafa girmedi. Sesiz sedası dinledi. Konuşmaları başını sallayarak onaylıyordu.



                                                                                                             …/…