Dans ediyor melodi üfleyince kamışa
Mecnun olup kaptırmış gönlünü aşka
Yılan yerine sarılmış bataklıkta kamışa
Hayal Denizi
16.10.2020
Dans ediyor melodi üfleyince kamışa
Mecnun olup kaptırmış gönlünü aşka
Yılan yerine sarılmış bataklıkta kamışa
Hayal Denizi
16.10.2020
Doruk, Arsuz’a atanalı 3 ayı geçmiş, Kilisli topalın, bizimle anlaşsan da üç ay kalırsın, anlaşmasan da kehanetini boşa çıkartmıştı. Üç ay içinde hem bölge halkını yakından tanıdı hem de mıntıkasına hâkimdi. Adli, askeri ve mülki hizmetler aksamadan yürüyor, Kaçakçılıkla mücadele de tavizsiz sürüyordu. Domuz burnundaki Deniz Feneri görevlisi ile diyalog kurulmuş, haber ağına katılmansın önündeki güvensizlik bertaraf edilmişti. Haber akışın önü açılırsa, deyim yerindeyse bölgede kuş uçmayacaktı. Doğu Akdeniz, dolaysıyla İskenderun körfezi, kış mevsiminin tadını çıkartıyordu. Rüzgâr potansiyeli yüksek olan Amanos Dağlarından gelen esinti Deniz’le oynaşıyor, kabına sığmayan dalgalar, kimsesiz kumsalı tokatlayıp duruyordu. Bir hafta sonu, kuşluk vakti, Deniz Fenerini görevlisi (x) jandarma hattından, Doruk’la irtibat kurdu. Dalgalar arasında bata çıka giden bir kaçakçı teknesinin geçişini, deniz dalgalı olduğu için kıyı şeridini takip ettiğini, çıplak gözle görüldüğü ihbarını verdi. Doruk (X) görüşmesi biter bitmez, İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı Taşkın’ı aradı; aldığı ihbarı paylaştı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ile işbirliği yaparsak, bot devreye girerse, alınan ihbar müspet sonuçlanır. O zaman ihbarcının güveni artar, işi sıkı tutar deyiverdi. Taşkın, bu öneriye önce sessiz kaldı, sonra; Sahil Koruma ile görüşüp neticeyi sana bildiririm dedi ve telefonu kapattı. Doruk yerinde duramıyordu. Kafasında bin bir plan geliştiriyor, bir türlü sonuca ulaşamıyordu. Bölükten gelecek telefonu beklerken zaman durmuş, her dakika bir yıl olmuştu. Odanın içinde olta atarken telefon çaldı. Bölük Komutanı, Sahil Güvenlik Bot komutanıyla görüştüğünü, göreve çıkacağını ilettikten sonra, atla gel sen de botta görev alacaksın dedi. Doruk! Bölükte kimse yok mu, ben oraya gelene kadar, atı alan Üsküdar’ı geçer demeyi akıl edemedi. Zile bastı! Gelen nöbetçiye, araç şoförüne söyle; aracı hemen hazırlasın bana haber versin dedi! Yanına 1- G3 Piyade Tüfeği, birkaç şarjör aldı ve yola çıktı. Kısa süre sonra Sahil Güvenlik Komutanlığı Botunun, demir attığı limandaydı. Sahil Güvenlik Bot Komutanı hala görev yerine intikal etmemişti. Görevlilere her hangi bir emir ya da talimatta vermemişti. Bekleyiş hilafsız iki saatten fazla sürdü. Bot Komutanı gelip demir aldığında, kaçak motorun hedefine ulaşmış olması muhtemeldi. Doruk Botla beraber göreve çıktı, Botun gövertisi hareket halinden tehlikeli olurmuş. Takip radardan yapacaklarmış. Limandan hareketle, sahil boyu Arsuz sahiline kadar bir gezintiden sonra şüpheli bir tekneye rastlanmamıştır raporuyla geri dönüldü. Domuz Burnun Fenerinde görülen, dalgalar arasında bir yunus gibi bata çıka yol alan kaçakçı teknesi, sahil koruma botu hareket edip göreve çıkana kadar buhar olup uçmuştu. Doruk, hayal kırıklığı içinde, mecburen botla geri döndü. Limanda indi, Askeri araçla morali bozuk, yorgun argın görev yerine döndü… …/… |
Bu kadar çok hızlı koşma düşeceksin
Ayağın yere değmiyor
Nereye yetişeceksin
Ardından gelen eli
silahlı avcı mı
Çok ürkeksin
Dur
Bir ara soluklan
Yoksa
Nefesini tüketeceksin
Daha dün cumartesiydi
Bu gün pazartesi
Öyle hızlı koşuyorsun ki
Uzaktaki davul kadar
Hoş gelmiyor kulağa
Birbirini kovalayan
günlerin
Dörtnala koşan ayak sesi
Çarşamba bitti
Yine geldi Cuma arifesi
Pazar kadar sakin
Cuma gibi hızlısın
Ne vakit geldin
Ne vakit geçip gittin
Gelişinde ve gidişinde
Ne alıp gittin
Ne aldın götürdüysen çok
merak ettim
Zannediyorsun ki
Dünyanın içini yedin
tükettin
Hâlbuki
Dünya’nın içini yiyen
Kabuğunu bırakan ben
Dolap beygiri gibi
Aynı çemberde dönüp
duran sen
Ben kazandım kaybettin
sen...
Hayal Denizi
08.10.2020
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a yaptığı “Barış” harekâtı zaferle sonuçlanmış, Kıbrıs Ada topraklarının %38 ele geçirilmişti. Ada iki ayrı bölgeye ayrılınca; daha önce bir arada yaşayan, Türk’ler Güney’de, Kuzey’de yaşayan Rum’lar da, Kuzey’de göçmen durumuna düşmüştü.
Sayıları
yüz binlerle ifade edilen, özellikle Güney Kıbrıs’taki Türk Nüfus için, can ve
mal güvenliği risk altındaydı…
Harekât
sonrası: Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan arasında başlatılan, mekik diplomasisi,
uzun bir maratondan sonra, meyvelerini vermeye başladı.
Güney
Kıbrıslı bir kısım Türkler doğrudan kuzey Kıbrıs’a göç ederken, bir kısmı da
Önce Adana’ya sonra misafir edilmek üzere, belli il ve ilçelere dağıtıldı.
Arsuz
Bucak merkezinde, Devlet Demir Yollarına ait teşkilatlı, bir kampın
mevcudiyeti, Kıbrıslı Türk Göçmenlerin
bir bölümüne kısa süreli de olsa ev sahipli yapma kapısını araladı.
Mevsim
itibariyle kapalı olan kamp, Hummalı bir çalışmayla kısa sürede misafir kabul
edecek- ağırlayacak hale geldi.
DDY
kamp işletmeci personeli, Bucak Müdürü ve Bucak J. Takım Komutanı bu
organizasyonda da bir fiil görev aldı.
Adana’dan
otobüslerle gelen misafirler, motellere sırayla yerleştiriliyordu. Doruk, olay
yerine yanında askerlerle gitmiş, hem kargaşayı önlüyor hem de, itiş kakışa
meydan vermiyordu.
Otobüsten
inen aileler, nüfus sayısına göre motel tahsis ediyor ve yerleştiriliyordu.
Akdeniz’in göbeğinde, Türkiye’nin burnun dibinde; Kıbrıs’ta yaşayan
soydaşlarımızı görünce hayal kırıklığına uğradı Doruk! Türkçeyi. Rum şivesiyle
konuşuyorlardı…
Özelliklede
gençleri anlamakta güçlük çekiyordu. Hâlbuki Doruk İmroz’da görev yapmış,
İmroz’u Rumlarla çok rahat diyalog kurabilmiş, arkadaş edinmişti.
Kendi
kendine geçmiş ve içinde bulunduğu gerçeği analiz ederken, arka sırada
bekleyenler arasından bir hanım, kuyruktan ayrıldı koşarak Doruğun yanına
geldi.
-Rum
aksanıyla (Ne yazık ki o aksanı yazıya dökemiyorum)
-Komutanım
ben Aynur Ali! ( Kıbrıslı Türklerin soyadı yoktu. Aile soyadı yerine eşinin adını kullanıyordu)
-Benim
eşim uluslar arası sporcuydu.
-Ne
yazık ki eşimi kaybettim.
-İki
çocuğum ve yaşlı bir annemle evimizi ocağımızı terk etmek zorunda kaldık. Bana
yardımcı olur musun? dedi…
-Doruk
Aynur Ali’nin yanına iki asker verdi, Otobüste ne eşyası varsa, annesini ve
çocuklarını alıp gelmesi için gönderdi. Onlar gelene kadar, motel tahsisi yapan
görevlilerden rica etti, 4 kişinin rahat kalacağı bir moteli de tahsis ettirdi.
Aynur,
biri kız biri oğlan 10/12 yaşında İki çocuğu ve yaşlı annesiyle motele
yerleşti. Gözlerinin içi gülüyordu. Çocuklar sevinçten uçacaktı.
Yaşlı Hanımın ise minnettarlığı yüzünde okunuyordu. Doruk Aynur Âliyi eşiyle de tanıştırdı. Kontrol için ne zaman kampı uğrasa; mutlaka bu aileyi ziyaret etti. Hatırlarını sordu. Bir ihtiyaçları olup olmadığını öğrendi. İhtiyaçları olduğunda mutlaka çözüm üretti. Yaklaşık üş ay sonra, bu ailelerin tamamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Topraklarına, yani ana yurtlarına döndüler.
…/…
Sonbaharın en güzel günlerinden birini yaşıyordu
Arsuz! Doruk şapkasını aldı, öğle yemeğini yemek için daireden çıktı.
Gökmeydanı köyünden, Ali ve Salih kardeşlerin işlettiği bakkal dükkânına
uğradı, ufak tefek bir şeyler aldı, Arsuz çayının üstündeki köprüyü geçti,
lojmana doğru yürüyordu.
Köprüyü geçince, karşı istikametten, üzerinde döpiyesi,
elinde çantası, boynunda fuları, yürüyen bir hanımefendi göründü.
Kılığıyla, kıyafetiyle, makyajı ve kıyafetinin renk uyumuyla,
farkı fark, ediliyordu…
Saçlarına düşen ak da aksesuardı kıyafetinin üstünde.
Kır düşmüş saçları orta yaş gurubundanım der gibiydi.
Doruk sorumluluk bölgesinde, ilk defa gördüğü hanımefendiden
gözlerini alamadı.
Konuşma mesafesine geldiğinde, gülümseyerek selamladı!
Sonra,
- Sizi ilk kez görüyorum.
-Adım Doruk!
-Hoş geldiniz hanımefendi. Ben Buranın Jandarma Karakol
Komutanıyım, diyerek kendini tanıttı. Bu kısa selamlama ve ilgi hoşuna gitmişti…
Kıyafeti kadar konuşma dili ve üslubu da düzün olan hanım,
gülümseyerek hoş buldum. Birkaç gün önce geldim buralara.
-Ben eski Prag Büyük Elçisinin eşiyim.
- Adım (X)
- Deniz dalgalarının temelini dövdüğü, birkaç katlı
yalılardan birini işaret ederek, şu yalının ikinci katı bize ait! Bu yaz fırsat
bulup gelemedik.
Birkaç hafta buralardayım diye tanıttı kendini, Arsuz’da olma
nedenini kısaca özetledi.
Yolun banketinde selamlaşmayla başlayan kısa sohbet, hal
hatır sormayla, nerelisin muhabbetine, oradan da güncel siyasi konulara aktı
gitti.
Ne yazık ki Türkiye, hiçbir dönemde sorunsuz yönetilmedi.
Türk milleti asayişi düzgün, ekonomisi kendi kendine yetecek, kendi yağında
kavrulacak, gün görmedi.
Emperyalistlerin maşaları, Milletin içine her zaman kızgın
köz atmayı bildi ve yürekleri dağladı. Bu yangın hala o gün bu gündür devam
ediyor.
İşte bu yüzden, Sefirin Eşiyle ayaküstü konuşma,
kendiliğinden siyaset ve siyasetçilere doğru aktı gitti. Ve Sefirin eşi
konuşmasının bir bölümünde; siyasetçi ikiyüzlü demektir.
-Siyasetçilere güvenilmez!
-Siyaset, Latince Politika kavramının Türkçesidir.
-Politika ise “poli” ve “tika” kavramından türemiştir.
-Poli Latincede “çok” demektir.
-Tika ise yüz demektir.
Bu demektir ki politikacı çok yüzlüdür. İktidarı elinde
bulunduran siyasetçileri basitçe ikiyüzlü diye tanımlamak yanlış olmaz diye
tanımladı.
Doruk Sefir eşinin konuşmalarını can kulağıyla dinlemiş, her
söylediği sözü zaman zaman başını sallayarak onaylamış ve politikacının
ikiyüzlü olduğunu ilk defa duymuştu.
Bu konuşmanın arkasından, Doruk, Sefirin eşini Karakola
kahveye davet etti! Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk milletine niçin muhasır
medeniyet seviyesini hedef gösterdiğini, bu sohbetler sayede, çok daha iyi
kavradı.
Arsuz’da genel emniyet ve asayiş on
numara! Dövüş yok, cinayet yok, kadına şiddet, çocuklara taciz yok! Şu
kaçakçılık ihbar ve istinatları olmasa, sayfiye yerinde, uzun süreli hava
değişimi ya da cennette tatil…
Bucak Jandarma Takım Komutanlığı Denizin dibinde,(tıpkı Hâtçam
türküsü gibi) sakin bir koyda! Bahçenin bitişiği, elekten geçirilmiş kadar ince
ve ter temiz kumlardan oluşan plaj. İster ayaklarını denize sok, istersen kulaç
at, sular tenin okşasın.
Bir cumartesi günü sabahıydı, sabah dedimse saat 11 00
sıraları, Doruk sandalyesine oturmuş, mavi denizle muhabbeti koyulaştırmıştı.
Akdeniz’de dört mevsim yok!
Bir yaz bir de kış.
Yazlıkçılar evlerine dönmüş, sayfiye yeri sakinleşmiş,
sokaklarda in cin top kovalıyordu. Deniz kollarını açmış, gülümseyerek nazlanma
gel diye göz kırpıyor.
Daha fazla nazlanmadı, kalktı odasına döndü, dolaptan
mayosunu aldı, kapıdan çıkarken; karakol nöbetçisi geldi.
-Komutanım bir vatandaş geldi seninle görüşmek istiyor.
-Çağır gelsin!
-Nöbetçi eliyle işaret etti, 28/30 yaşlarında genç biri ürkek
güvercin gibi girdi kapıdan içeriye. Doruk, hoş geldin dedi, eliyle koltuğu
işaret etti…
Adam konuşsam mı konuşmasam mı tedirginliği içindeydi. Doruk
tedirginliği fark edince, rahat ol! Karakol size hizmet etmek için kurulmuş. Ne
söyleyeceksen söyle, konuşulan konuşulduğu yerde kalır deme ihtiyacı duydu ve
bunları söylerken iki de çay söyledi.
Bu güvenceden sonra (X) çenesi çözüldü, hiç vakit kaybetmedi.
Bir ihbarda bulunmak istiyorum diye başladı söze.
Işıklı köyü mıntıkasında, Domuz Burnuyla Samandağ ilçe hududu
arasında bir kaçakçı motoru, kaçak mal çıkartmış. Kaçak malı ağaçların arasına,
bir kaya boşluğuna bırakmışlar. Fırsat bulunca kaçak mal kilise gidecek.
Komutanım benim ihbar ettiğimi kimse bilmesin.
Duyarlarsa beni yaşatmazlar.
Doruk Sen rahat ol!
Hiç kimse senin adını öğrenmeyecek. Şimdi sen git! Bak ihbar tutanağı bile tutmadım. Seni resmi
işleme dahil etmedim dedi ve onunu yolcu etti.
İhbarcı çıktıktan sonra, Yardımcısına telefon etti,
İstirahatte olan askerleri de kaldırdı, iki koldan olay yerine intikal edecek
iki devriye hazırladı.
Işıklı köyüne kadar, Askeri araçla birlikte gidildi. Işıklı
Köyünde Doruk yanına iki Er aldı sahile indi sahil boyu yürüdü.
Yardımcısı Güneş ve yanındaki askerleri orman işletmesine ait
orman yolundan denize inmek üzere askeri araçla gittiler.
Mücavir alana buluştuklarında, Güneş ve yanındaki ekip, orman
yolunda, bir şahıs yakalamış. Elinde kaçak oyun kâğıdı ve el feneri varmış.
Onun yardımıyla kaçak malın yerini eliyle koymuş gibi bulmuşlar.
Doruk bölgeye yaya olarak sahilden ulaştığında, herkesin yüzü
gülüyordu. Yaklaşık bir kamyon kadar kaçak oyun kâğıdı ve el fenerinden oluşan
mal eldeydi.
Durum İskenderun İlçe Jandarma Bölük Komutanlığına, silsile
yoluyla İl Jandarma Alay Komutanlığına rapor edildi.
Çok Geçmeden, İl J. Alay Komutanı Özöngen ve İlçe Jandarma
Bölük. Komutanı Koşkunlu’da olay yerine intikal etti.
Onlar gelene kadar olay yerinde yapılması gereken resmi tüm
işlemler yapılmış, çevre aranmış, tutanak tutulmuş, kaçak malı karakola götürmek
için kamyon temin edilmişti.
Alay Komutanı, daha olay yerine gelir yelmez, ağzından ilk
çıkan cümle, mıntıkana hâkim değilsin. Bölgenden gündüz gözüyle mal çıkıyor
cümlesi oldu.
Doruk, böyle itham edileceğini biliyormuş ve hazırlık yapmış
gibi, Özöngen’in cümlesi biter bitmez, konuşmaya başladı.
-Bu bölgeden kaçakçı her saat mal çıkartabilir. Benim karakol
mevcudum ve ulaşım imkânım bu bölgenin kontrol edilmesi için yeterli değil.
-Ne gece ne gündüz buraya devriye çıkartamıyorum.
-Gelirken sizde gördünüz.
-Bu bölgeye gelmek için sahilden yol yok.
-Bana tahsis edilmiş deniz aracım da yok.
-Bu bölgeden çıkan kaçak mal benimle ilişkilendirilemez.
-Özöngen;
- İstihbarat elamanı kullan, haber ağını sağlam tutarsan,
bölgeye hâkim olur, engellersin deyince;
Pas tam da Duruğun kaleye vuracağı noktaya gelmişti.
İhbarcı bulmak için önce güven vermek gerekiyor. Şimdiye
kadar kime istihbarat elamanı olmasını önerdiysem; yaşanmış bir olayı anlatıyor
ve reddediyor.
-Neymiş o yaşanmış olay!
-Daha önce Işıklı köyünden Deniz fenerinde görevli bir memur,
bir kaçak olayını ihbar etmiş. Kaçakçı ihbarcının kimliğini öğrenmiş. Adamı
öldüresiye dövmüşler. Dayak yetmemiş, birde İstanbul’a tayin ettirmişler.
-Jandarma adama sahip çıkmadı diyorlar. Kime istihbarat
elamanı olmasını önersem bu olayı anlatıyor ve hayır diyor.
Bu konuşma üzerine, söyleyecek bir sözü kalmamıştı İl
Jandarma komutanının. İskenderun İlçe J. Bölük Komutanı ise hiç lafa girmedi.
Sesiz sedası dinledi. Konuşmaları başını sallayarak onaylıyordu.