Kıbrısçık’ta kış mevsimi oldukça çetin
geçti. Dağ taş diz boyu kardı. Doruk, ilk kış mevsimini geçirirken, Bolu ormanını, Köroğlu belindeki çam
ağaçlarını, kara bürünmüş haliyle görünce,
yalnız genç kızlar gelinlik giymez çamlar da gelin olurmuş diye aklından
geçirdi.
Kara bürünen çam ağaçları, kuaförden çıkan gelin adayı genç kız gibi
beyazlar içinde süzülüyordu.
Hangi tepeye baksan, bayramlık
kartpostal kadar güzel! Kar altındaki dağları, tepeleri, dağ eteklerini
izlemek, insana hem huzur, hem de anlatılamayacak kadar mutluluk aşılıyor.
Tepeden tırnağa, beyaza bürünmüş
çamın, gelinlik kızdan terk farkı yüzünde allık, tırnağında ojenin olmaması mı
diye geçti içinden…
Kış boyunca emniyet ve asayişte sakin
geçti. Ocak şubat mart ayları deliksiz kar altındaydı ilçe. Nisan gelince,
eriyip gitti hiç kalkmayacak gibi yatan kar.
Kır çiçekleri karın kalkmasını
bekliyormuş. Nisanın 15’i olmadan kırlar, kır çiçekleriyle bezen-iverdi. Ortalık ısınınca kışın uyuşukluğunu üstünü
atmak isteyen, ilçe bürokrasisi de bir hafta sonunu için gezi düzenledi.
Tabi ki geziye evli barklı olan
davetliydi.
Doruğa nöbetçi olmak düşmüştü.
Adliyede sorgu hakimi, Hükümet
tabipliğinde zaten tek doktor vardı ve o
da zorunlu nöbetçiydi.
Cumartesi sabahı Abant gezisine
katılacaklar sabah erkenden yola çıktı.
Doruk her zamanki gibi kendisi
rutinleşmiş işlerle uğraşıyordu.
Sabah saat 11 00 sularında, Makam
odası penceresinden, bölük bahçe kapısından, uzun boylu kara yağız, siyah
ceketli, siyah süvari pantolonlu beyaz gömlekli bir vatandaşın, telaşla içeriye
girdiğini gördü.
Kendi kendine, hayırdır inşallah; bu
geliş pek tekin görünmüyor diye bir düşünce geçti aklından. Tam da o sırada
kapı çalındı, vatandaş içeri giriverdi.
İçeri girer girmez, ilk sözü komutanım
bir adam öldürdüm. Teslim olmaya geldim demek oldu.
Sonra elini beline attı.
Tabancasını çıkarttı ve masanın üstüne
sakince koydu.
Doruk şaşkın lakin soğukkanlıydı.
Geç hele şöyle otur dedi.
Sonra zile dokundu, nöbetçiye bize iki
çay getir dedi. Tabancayı aldı, önce şarjörü içinden çıkarttı, sonra ağzında
mermi olup olmadığını kontrol etti.
Bu arada çaylar gelmişti.
Sanık başladı anlatmaya, komutanım ben
Kuzca köyünden Sakin! Daha önce işlediğim bir suçtan bolu ceza evinde yattım.
Cezamı çekip çıkmıştım. Köye döndüğümde, köy halkından Celalin eşime tecavüz
ettiğini öğrendim. Irz düşmanını, ibreti alem olsun diye çeşme başında vurdum ve teslim olmaya geldim
dedi.
Doruk keşke vurmadan önce gelseydin!
Ceza evinden yeni çıkmışsın şimdi
yeniden içeri gireceksin. Ama yapacak bir şey yok! Olan olmuş dedi, İfadesini
aldı, Suç aleti tabanca için bir tutanak hazırladı.
Gerekli prosedürü tamamlayıp sanığı
nezarete aldı…
Sonra kalktı adliyeye gitti, Sorgu Hekimine
olup biteni yüz yüze anlattı.
Hâkim bey, ben Hükümet tabibini alıp
geliyorum, sen de hazırlan gidip otopsiyi yapalım dedi. Doruk bölüğe döndü, yanına iki er aldı. Kendine görev yazdı bekledi. Hükümet tabipliğinin hizmet aracıyla Kuzca
köyüne gidildi.
Maktul, Başında köy bekçisi, köy
muhtarı ve toplu halde köy halkının arasında çeşme başında yatıyordu.
Gider gitmez kalabalık dağıtıldı.
Sadece teşhis için bir yakını, köy muhtarı ve bekçisi kaldı. Doruk daha önce hiç otopsiye tanık olmamıştı.
Kendi kendine bu otopsiyi baştan sona
izlemeliyim, hem ceset görmeye alışırım hem de tecrübe kazanırım diye aklından
geçirdi.
Dediğinde yaptı, yaptı emme içi dışına
çıkacak hale geldi. Her halde bundan sonra hiç yemek yiyemem diye geçiyordu
aklından.
Otopsi bitti, ceset yakınlarına teslim
edildi. Muhtara görgü tanıklarını alıp karakola gelmesi talimatı verildi. Olay
yerinden geri dönüş başladı. İlçe hükümet tabibi Özcan Bey ve Hâkim Safter Bey
çok rahattı. Kurt gibi acıktıktan söz ediyorlar ne yiyeceklerinin hesabın
yapıyorlardı. Doruk duramadı, ben her halde üç gün bir şey yiyemem, siz adamı
kestiniz biçtiniz hiçbir şey olmamış gibi yemeden içmeden söz ediyorsunuz. Bunun
sırrını bana da anlatır-mısınız diye sordu. Safter Bey, sen otopsiyi izlerken
bir adamın kesilip biçildiğini izledin.
Hâlbuki biz otopsi yaparken, kurbanlık
bir kuzu, ya koç kesip biçtiğimizi düşündük ve onun için midemiz bulmadı. Kaldı
ki bir daha bu tür olayla karşılaştığında sende rahat olacaksın diye tecrübe
eksiklini özetleyiverdi.
Ertesi gün, sanıkla ilgili, tanık
ifadeleri de tamamlanıp sanık suç aletiyle birlikte mevcutlu olarak haki huzura
çıktı ve tutuklandı.
|
12 Şubat 2020 Çarşamba
J.NIN NOT DEFTERİ/ 3 İLK CİNAYET
9 Şubat 2020 Pazar
J.NIN NOT DRFTERİ /3 HAYAT GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ TOZPEMBE DEĞİL
Belli ki yalnız Dünya dönmüyor! Âlem üzerindeki yaşam, Kıbrısçık ilçesi Karagöl suyu kadar durgun ve sakin değil. Hayat tatlı ve acı lezzetlerle harmanlanmış. Günlük olaylar (+) ve (-) iç içe! Aldığı nefesi, geri verip veremeyeceğini bilmiyor hiç bir kimse.
Doruk niçin bu kadar karamsar?
Yazı okudukça görülecek ve sorunun cevabı anlaşılacak.
Hatırlıyorsunuz, cuma akşamı Orman İşletme Müdürlüğü salonunda, Doruk için hazırlanan hoş geldin partisi, dilli kaval ve Kıbrısçık yerel türküleriyle neşe içinde bitmişti. Geceye katılanlar evlerine eğlenmenin verdi keyifle döndü…
Bir gün sonra hayatın her zaman toz Pembe olmadığı, yaşanan canlı bir örnekle, adli kayıtlara rapor edilecek.
Doruk, cumartesi sabahına, keyfili geçen gecenin, mahmurluğu ve renkleriyle uyandı. Her sabah yapılması rutinleşmiş, sıradan işlerini yaptı ve makamına geçti.
Makam dedi diye aklınıza şatafatlı bir oda canlanmasın gözlerinizde. Bölgenin çam ağacı mamulü tahtalardan özene bezene yapılmış, koyu kahve renge boyanmış 4 bacaklı iki masa, koltuk havası verilmiş hezaren bir koltuk, ve de misafir için 3 hezaren sandalyeden ibaret bir oda.
Odanın tam ortasında, dökme demirden yapılmış, üzerinde J.Gn.K.Lığı yazılı orta boylu bir soba. Duvarda Bütün ihtişamıyla, “Cumhuriyeti Biz Kurduk Siz Yaşatacaksınız” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Portresi. Haksızlık etmeyim iki pencerenin perdesi de var.
Bilmem ki tabanın ahşap olduğunu söylemek gerekir mi? Zira Kıbrısçık ilçesi bir orman bölgesi ve köydeki evlerin tamamı ahşap.
Ahşap kelimesinin altı, kırmızı kalemle çizilmesi gereken realite…
Niçin mi?
Anılar ilerledikçe, niçin sorusunun cevabını okuyanlar kendi bulacak ya da verecek. İşte Doruk hem içinde görev yaptığı makam odasını kendince değerlendirip, resmini kara kalem bilincine yazıyor; hem de köy dosyalarını, gözden geçiriyordu.
Önce, hafta başında ve içinde, infaz edilmesi gereken evrakları hazırladı, sonra Pazar günü çıkartacağı devriyenin ön hazırlığını planladı.
Kaç devriye çıkarsa hizmet aksamadan yapılırdı onu değerlendirdi. Devriyeye çıkartacağı isimleri belirledi ve hizmet kağıtlarını yazdı, hazır etti.
Köy dosyası, evrak, devriye, hizmet kağıdı derken; gün dönmüş, ikindi vakti yaklaşmıştı. Tam da nefes alma biraz kulübe takılma hayali kurarken; makam odasındaki manyetolu siyah telefon uzun uzun çaldı.
Doruk, elini Telefona uzattı, hafifçe kaldırdı, kulağına götürürken, sanki duyacaklarını biliyormuş gibi efendim dedi…
Santralci Asker: Komutanım, sizi Belen Köyünden arıyorlar, bağlıyorum deyip, hattan ayrıldı.
Arayan Belen köyü, köy bekçisiydi.
Sesi titreyerek, üzgün bir ses tonuyla, “Komutanım bir ihbarda bulunmak istiyorum diye söze girdikten sonra, biliyorsun köyümüzde düğün vardı. Düğün alayı kına için kız evine giderken, kazen damadın sağdıcı vuruldu ve öldü” dedi ve sustu.
Doruk, Bekçiden maktulün adını soyadını aldı.
Kim vurdu diye sordu, Kısa kısa not aldı.
Silahını eline al, biz gelene kadar olay yerine kimseyi yaklaştırma diye de talimat verdi.
Bu onun ilk defa el koyacağı gerçek bir olaydı. Telefonu kapattı, manyetolu telefonun kolunu tekrar çevirdi, Santral görevlisine beni bölük komutanı ile görüştür dedi kapattı.
Bu Telefonla hiyerarşik düzen işlemiş, sözlü olarak ilk vukuat silsile yoluyla, önce İlçe J. Bölük Komutanına, onun aracılığıyla da; C. Savcısına, İlçe Kaymakamına şifaen bildirildi.
Bölük Komutanı Katlı, ilk olayında Doruğu, yalnız bırakmadı.
Olay yerine birlikte gittiler.
Olay yeri tutanağını birlikte tuttular, olay yeri krokisini birlikte çizdiler. Bu işlem bir nevi nazari eğitimin, uygulamalı tekrarı oldu Doruk için.
Onlar hazırlık soruşturmasını yapar, sanığı tespit edip gözaltına alırken, İlçe C. Savcısı ve Hükümet tabibi de olay yerine intikal etti.
Düğün evi Yas evi olmuştu. Ağlayanlar, ağıt yakanlar, yakasını paçasını yolanlar iç içeydi. Otopsi olay yerinde yapıldı.
Maktul’ün naaşı sahiplerine oracıkta teslim edildi.
Sanık, köyün Muhtarı Abdurrahman’dı...
Dinlenen görgü tanıklarına ve maktul ailesinin alınan ilk ifadelerine göre olayda kasıt yoktu. Örf ve adet gereği, düğün alayı, kına için, oğlan evinden çıkmış, kız evine neşe içinde, davul zurna eşliğinde, güle oynaya, halay çekerek giderken, köy Abdurrahman tabancayla rast gele havaya ateş açmış.
Maktul Nedim, hem damat sağdıcı, hem bayraktar. Havaya ateş açma sonucu, alnından isabet alarak tek kurşunla hayata veda etmiş.
Görgü tanıklarının ifadelerini, C. Savcısı ve hükümet tabibinin yaptıkları otopsi raporu da doğruluyordu.
Jandarma, olay yerinde yapılması gerekenleri yaptı, sanığı yakaladı ve akşamüzeri birliğe döndü. Sanık köy Muhtarı, aşırı alkollüydü. İşlediği suç onu çok üzmüştü. Duruşuyla, görünüşüyle perişandı. Deyim yerindeyse, ruh gibiydi.
Birliğe döner dönmez, sanık hükümet tabipliğine sevk edildi. Hem fiziki hem de alkol muayenesi yapıldı. Sanığın muayenesinde, darp cebir ve şiddet izine rastlanmazken, aşırı derecede alkollü olduğu resmiyete geçti. Resmi işlemler tamamlanıp nezarete alındı.
Sabah olunca ilk iş zanlı mevcutlu olarak C. Savcılığına sevk edildi. Tutuklanma istemiyle hâkim huzuruna çıkan sanık tutuklanmıştı.
Gencecik bir beden, toprak olurken; hiç istemediği halde bir kişinin canına kıyan da, dört duvar arasına mahkûm olmuştu.
Doruk, kendi için nasıl bir meslek seçtiğini, nasıl bir girdabın içinde nerelere savrulacağını, bu kaza ile meydana gelen öldürme olayı ile daha iyi anladı. Kendi kedine hayat göründüğü kadar tozpembe değil diye bir cümle döküldü dudaklarından.
…/…
6 Şubat 2020 Perşembe
SELFİE
Bu gün”06 Şubat 2020”Perşembe! Her sabah olduğu gibi yine saat 09 00’da kalktım. Bilgisayarımı açıtım, rutin bir refleksle e postamı baktım.
Gelen kutusu tıka basa doluydu! “The Future Is Selfies in Space “ hem dikkatimi hem de ilgimi çekti.
Google çeviriye rica ettim, ne yazıyor bana çeviriver diye, sağ olsun kırmadı beni (Gelecek, Uzayda Özçekimleridir) diye Türkçeleştirdi.
Mesaj içerisine NASA astronotu Jessica Meir’in uzayda çektiği birçok özçekim resimlerde koymuşlardı. Fotoğrafları görünce, düşünme ihtiyacı duydum enine boyuna! Ve düşündüklerimi paylaşmak istedim sizlerle.
İyi mi ettim?
Okuyunca siz, düşüncelerinizi paylaşırsanız eleştiri köşesinde; iyi mi etmişim kötü mü göreceğiz hep birlikte.
Selfie yapan, NASA astronotu Jessica Meir’in kısa süre önce Twitter hesabından “en havalı selfie’lerden biri” olabilir diye paylaştığı resimlerden sadece birini paylaşabildim sizlerle.
Arzu ederseniz, sizde tıklayarak googole amcayı görebilirsiniz uzayda çekilenlerin hepsini de.
Bu kadar laf galabalığından sonra altını çizmek istediğim ve de okuyanlarında düşünmesini istediğim ana fikre gelmek isterim.
Jessica Meir bir kadın! O üzerine giymiş astronot kıyafetlerini, binmiş uzay aracına; selfie gönderiyor dünyaya.
Ve diyor ki Gelecek, Uzay Özçekimlerindedir. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün gökyüzüne bakarken “İstikbal Göklerdedir” vecizesini söylediği gibi.
Demem o ki Türbenlı bacım türküsü söyleyenler, din adına kadını kızgın kum yerine kara çarşafa gömenler; bu selfie incelemeli ve düşünmeli. Türk kadına ve Kuran dinine ihanet etmemeli.
Kadın üzerinden makam mevki, mal mülk edinmeyi bırakmalı. Dini siyasete alet etmekten vazgeçmeli.
Kadınlarımız 21. Yy da hem cinsleri gibi, ilim ve bilimin ulaşabildiği, her noktaya: cemaat, tarikat, tekke türbe ve koca baskısı olmadan ulaşabilmeli.
Lütfen Dikkatli Okuyalım!
Bakın!
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk,1923'de Diyor ki"" Kadınlarımız, erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli ve daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar."
Türk Milleti Atatürk'ün gösterdiği muhasır medeniyete giden yoldan asla geri dönmemeli.
5 Şubat 2020 Çarşamba
J.NIN NOT DEFTERİ 3 /DARP
İşler
rayına oturmuştu! Günlük işler sıradan hale gelmişti. Doruk’ta mesai bitiminde
şehir kulübüne takılmaya, oyun
masalarında kendine yer bulmaya başladı. Bazen konken, bazen okey, kare
kurulmadığı zamanda, tavla onayarak günün rutinliğini renklendiriyordu.
Yaşıtı
memurlar da vardı. Ziraat bankasında Çetin, İlçe ziraat memurluğunda
Kemal, Hükümet tabipliğinde Yusuf kendi
akranıydı.
İki
de orman bölge şefi vardı, Yüksel ve Murat! Kafa dengi arkadaşlardı. Mesai bitince kulüpte buluşmak, çay kahve
eliğinde günler gırgır şamata akıp gitmeye başlamıştı
Durun
hele!
Size
şehir kulübü işleticisi Nazif'ten söz etmedim değil mi?
Kulüpten
söz açılır da, Nazif’ten söz edilmez mi?
Nazif
sıra dışı bir insan!
Yaz
kış beyaz poplin gömlek giyer. Kışın üşümez yazın terlemez. Günün 24 saati ufak ufak demlenir. Lakin
kimse onun demlendiğini fark etmez.
Yanlış
bir tavır ve hareketine şahit olmaz.
İşini
sever.
Kime
nasıl hitap edeceğini ve nasıl davranacağını bilir ve saygı gösterir.
Çaykur,
kaç çeşit çay üretmiş, kaç ayrı paket
yapmışsa o, hepsini birleştirip,
harmanlayarak yaptığı karışımdan demler çayı…
Nazif’in çayını bi içen bir daha içer.
Doruk,
rutin işlerini bitirmiş, mesaisinin bitmesini caddeye bakan pencerenin önünde,
geleni gideni seyrederek, Nafiz’in demlediği çayı yudumlayacağı anı bekliyordu.
Ana
caddeden, İlçe J. Komutanlığı giriş kapısına yemenisi dağılmış, gözyaşı sel
olmuş bir kadının, koşar adım girdiğini gördü.
Karakol
nöbetçisi, genç kadına bir şeyler sormak istediyse de, o onu duymadı bile.
İkinci kat merdivenleri, koşarak çıktı.
Karakol
Komutanı odasının kapısını vurmadan girdi içeri. Ağlamaktan gözleri kızarmıştı.
Gözyaşı yanaklarında iz bırakmıştı.
Doruk
Kadını gelirken gördüğü için, pencerenin önünden yerine geçmiş, ayakta onun
gelişini bekliyordu. Kadın girer girmez,
kocam beni dövdü. Bacaklarım mos mor diye eteğini kaldırıverdi.
Doruk,
tamam bacağını bana göstermene gerek yok! Seni Hükümet tabibine gönderir rapor
alırım derken, genç kadın!
Sende
gör!
Sen
Jandarmasın!
Benim
hakkımı sen arayacak teslim edeceksin. Kadının darp izini göstermesi ne ayıp ne
günah! Diye Doruğa ilk hayat dersini vermişti.
Doruk,
zile bastı, karakol nöbetçisine onbaşıya söyle, iki kişi teçhizatını kuşansın
hemen gelsin diye emir verdi.
Sonra,
kadının şikâyetini aldı, o ifadeyi alırken, bölük idari işleri de, Hükümet
Tabipliğine rapor için müzekkereyi hazırladı.
Yazıcı
er şikâyetçiyi doktora götürürken, Hazırlanan devriyede, kadının lokanta
işleten kocasını, gidip işyerinden derdest getirdi. Bunlar olup biterken mesai
bitmiş, resmi dairelerde dağılmıştı. Sanık geldiğinde, Doruk ona hiçbir şey
sormadı. Eşini/ karnı niye dövdün demedi.
Nezaret
defterine kayıt etti, üst araması yaptı ve doğrudan nezarete aldı. Sanıkta
benim suçum ne beni niye nezarete atıyorsun demedi.
Belli
ki suçunu biliyordu. Bir süre sonra
mağdur, yanında yazıcı er ve elinde raporuyla geldi. Hükümet tabibi 7 gün iş ve gücüne mani, on
günde şifa bulur diye yazmıştı.
Doruk
raporu aldı ifade tutanağına ekledi,
Şikayetçiye, kocanı aldım nezarette. Şimdi git, Sabah saat 08 00 de gel.
Sizi mevcutlu C. Savcılığına sevk edeceğim. Sakın acın ve öfken geçince,
şikâyetinden vazgeçme ki bir daha sana el kaldırmasın deyip gönderdi.
Ertesi
sabah erkenden, sanık nezaretten çıkartıldı,
eşinin raporu ve şikâyeti göz
önüne alınarak, ifadesi alındı ve mevcutlu olarak C.Savcılığına teslim edildi.
Sanık
bin pişmandı, eşine şikâyetini geri alması için çok yalvardı. Fakat kadın
cesurdu, şikâyetinden vazgeçmedi.
Önce
tutuksuz yargılandı, sonra verilen ceza paraya çevrildi.
Evlilikleri
mi?
Yeni
evlendikleri gün kadar iyileşti. İlçede ne zaman doruğu görseler kendisine hem
dua hem de teşekkür
ettiler.
…/...
1 Şubat 2020 Cumartesi
J.NIN NOT DEFTERİ 3 /HOŞGELDİN
Evrak infazı, küçük bir dokunuşla hızlanmış,
hem adli hem de idari hizmet, elle tutulur gözle görülür biçimde düzene girmişti.
Karakola elini kolunu sallaya salaya gelen,
işini aracısız görenlerinde keyfi yerindeydi. İlçedeki umuma açık yerlerde
milletin dilinde Doruğun yeni uygulaması konuşuluyordu.
Doruk, yasa, tüzük ve talimat ne diyorsa, kısa
zamanda onu hayata geçirmişti. Köy devriyeleri, aksamadan çıkartılıyor, buluşma
devriye hizmeti aksatılmıyordu.
Kısa zamanda yaşanan bu düzen, ilçe Kaymakamı,
Savcısı, As. Şb. Bşk. ve diğer daire amirlerince de fark edildi.
Küçük yerleşim yerlerinin kaderi olduğunu
sonradan fark edeceği bir gerçeklik vardı, Kıbrısçık’ta! Şehir kulübü
realitesi.
Dairelerde mesai biter bitmez, her kademedeki
kamu görevlisi, soluğu şehir kulübünde alıyordu.
Briç oynayanlar,
-konkenciler,
-okeyciler,
-tavlacılar daha neler neler?
Bu ikinci mesai, akşam saat 20 00’den evvel hiç bitmez, bazıları
için kulübü kapatana kadar sürerdi. Kulübün kapanmasından söz açılmışken, İlçe
merkezinde faaliyet gösteren umuma açık yerlerle ilgilide söz etmenin kapısı
aralandı.
Doruk düzenli olarak, iç inzibat devriyesi
çıkartmayı prensip edinmişti. Kendisi de mutlaka umuma açık yerlerin kapanma
saati olan gece saat 23 00 kontrole çıkar, hem devriyeyi, hem de kahvehaneleri ve
lokantaları denetler, saatinde kapanmayanları uyarır, mutlaka kurallara
uymasını sağlıyordu. Bu basit ama etkili uygulama ilçede asayişi gözle görülür
derecede, düzene sokmuş, şikâyetleri asgariye düşürmüştü.
Doruk kendi işinde gücünde, iyiyi ve doğruyu
ararken, sesiz sedasız, ona hoş geldin gecesi düzenlemişler.
İlçe J. Bölük Komutanının öncülüğünde, cumartesi
akşamı için hazırlanan gece, Kıbrısçık
Orman İşletme Müdürlüğü, salonunda yapılacakmış. Bu sürprizden Doruğun geceye
bir kaç saat kalana kadar haberi olmadı.
Haber aldığında, saat öğleden sonra 16 00
sıralarıydı. Hem şaşırmış, hem de gururlanmıştı. Adına hoş geldin partisi
düzenlenmesi güzel bir şey olmalıydı.
Alelacele, akşam yapması gereken, rutin
işlerini tamamladı. Takım elbisesini
terziye gönderip ütületti. Sakalını kesti ve geceye kendini hazırladı.
Gece akşam saat 19 30 gibi başlayacaktı. O saate
kadar, dairede vakit geçirdi. Kendi kendine, gecenin provasını yaptı.
Saat gelip orman işletme müdürlüğüne
geçtiğinde, uzunca bir masa kurulmuş, protokole göre, devlet erkânı masada yerlerini
almış, soğuk mezeler masaya konulmuş,
Aslan sütleri de, masalara dizilmişti.
Kimin nereye oturacağı yazılmış, karışıklık
çıkmasın önüne geçilmişti.
Doruk, kapıdan girince, devlet erkânını başıyla
selamladı, kendisine ayrılan yere geçip oturdu. En son İlçe kaymakamı, C.
Savsızı ve Hâkimler içeri girdiler.
Programa herkes zamanında gelmiş, yemek
vaktinde başlamıştı. Kadehlere servis yapılmış, sıcak pideler servis edilmişti.
İlk zamanlar çatal kaşık ve bıçak sesleri,
sonra şerefe kalkan kadehler; küçük küçük, yakın temas sohbetleri ile başladı
gece.
Bir kaç kadeh yudumlandıktan sonra, İlçe Kaymakamı
kalktı kısa lakin şümullü bir hoş geldin konuşması yaptı.
Ardından Jandarma komutanı kalktı, önce Doruğu
tanıttı ve hakkında kısa zamanda, öne çıkan çalışmalarından söz etti.
Bu konuşmalar yapılırken, saat gecenin yirmi birine doğru akıyordu.
Yanında oturan arkadaşları, Doruğu uyardılar.
Kalk sende bir şeyler söyle bu gece senin için
hazırlandı mutlaka konuşmalısın diye sıkıştırdılar.
Doruk mahcup! Hiç başına böyle bir kuş
konmamış ki, ezile büzüle ayağa kalktı, Önce geceyi düzenlediği için Bölük
Komutanına, Sonra Yer veren Orman İşletme müdürüne, sonrada davete katılanlara
teşekkür etti.
Yerine oturduğunda kan ter içinde kalmıştı.
Yanındakiler takıldılar, haline güldüler. Gecenin ilerleyen saatleri çok renkli
geçti.
Şarkılar türküler, fıkralar bir birini
kovaladı. Kapanış Orman İşletme
Müdürlüğünde görevli bir neyzen yaptı. Hem Ney üflüyor, hemde dilli kaval
çalıyordu.
Kıbrısçık yöresel türkülerini çaldı dilli
kavalıyla. Oynamak isteyenleri oynattı, kavalın
önünde!
Sazlı sözlü gece saat 24 00 gibi bitti. Herkes
mutluydu, Doruk’ta uçuyordu. Herkes evine giderken, o bölüğün yolunu tuttu...
.../..
24 Ocak 2020 Cuma
BEYİN JİMNASTİĞİ
Diyorum ki var mı okuması yazması olan beşer
Diyorsa varım çokça güveniyorsa kendine eğer
Baksın büyük yazarın romanına çözsün
düğümü
Talebe olmaya hazırım şu kitap okumaya değer
Tabloya baksana renk nasıl uyumlu biri ötekiyle
Kupkuru dal onu bir el kaplanmış yeşil yosun ile
Sessiz akan Irmak içinde iki eşsiz mitolojik canlı
Havada uçan leylek otlar arasında iki beyaz sülün
Onca yıl çalıştı çivi yazısını okumak sökmek için
Bunca emek boş değil mi kil tablet okumak niçin
Hâlbuki öğrense doğayı okumayı çözse insanlık
Dört mevsim çim yeşil kır çiçekleri rengârenk kalır
Hayal Denizi
24.01.2020 Manisa
21 Ocak 2020 Salı
J.NIN NOT DEFTERİ 3. BÖLÜM/İLK TOPLANTI
Geçici görev, görevin sına ermesi ve bir haftalık Mükâfat izni derken;
Doruk asli görevinden şakayla karış bir ay uzak kalmıştı. İzin biter bitmez,
yeniden koltuğuna oturunca, ilk işi köy dosyalarını açmak oldu. Her köyün bir
dosyası ve her dosyada infaz edilecek evraklar vardı.
Açtığı her dosyayı açtıkça, gözlerine inanamıyordu. Karakola bağlı 20
köy ve 1 mahallenin 21 dosyası; ağzına kadar doluydu.
Yardımcısı Ömer’le aynı odayı paylaşıyordu. Ömer'e bu evraklar niçin bu
kadar birikti? Diye sordu.
Ömer’in Mazereti hazırdı.
Yalnızdım, yetişemedim diye geçiştirdi. Dosyaları önüne al ve içinde
infaz edilecek evrakları köy köy yaz.
Bende Muhtarları arayayım.
Bir toplantı yapalım.
En kısa zamanda dosyaları boşaltalım infaz edilmedik evrak kalmasın talimatı
verdi.
O dönemde Jandarma köylerle haberleşmesini kendi kurduğu, telefon
şebekesiyle sağlıyordu. Bölükte bir santral, başında santralci Jandarma eri ve
köy muhtarının odasında manyetolu bir telefon…
Hat bakımı ve onarımı da Jandarmanın uhdesindeydi. Telefon direğine
çıkmak, kopan hattı onarmak, muhabereyi sağlamakta onların asli göreviydi.
Doruk, sol yanında duran siyah renkli, antika görünümlü, manyetolu
telefonun kolunu çevirdi. Santralci Askere, 20 köyü tek tek ara, ulaşabildiğin
muhtarla beni görüştür diye emir verdi.
Çok geçmeden, telefon ardı arkasına çalmaya başladı. Ulaşılabilinen
muhtarla bizzat kendi konuştu ve hafta içinde, bütün muhtarların katılımıyla
toplantı yapacağını anlatarak, her muhtarı ayrı ayrı davet etti.
Perşembe günü ilçede Pazar kuruluyordu. Toplantıyı Perşembe gününe alma
sebebi de muhtarların işlerini kolaylaştırmak için seçilmişti.
Her köy dosyasındaki evrak yazımı iki gün içinde tamamlandı. Perşembe
sabahı, Doruk toplantıya hazırdı.
Muhtarlarla ne konuşacağını, nasıl hitap edeceğini çalışmıştı. Karakol
nöbetçisine, gelen muhtarları doğrudan, dershaneye almasını tembihledi.
Toplantıya katılım neredeyse %100 gibiydi bir iki muhtar gelememişti onlarda
hafta sonuna kadar geleceklerini telefonla arayıp mazeret bildiri.
Toplantı Başlayınca, Önce çay ocağında çaylar geldi, sonra köy
dosyaları ortaya konuldu ve hazırlanan liste çıktı masa üstüne.
Evrakın çoğunluğu orman kanuna muhalefetten, mahkeme celbi niteliğinde
yazılmış müzekkereleri. Gıyabı tevkif ve yakalama müzekkereleri vardı. Ayrıca
İhtiyat yoklamasını yaptırmayan mükelleflerin evrakı.
Önce Liste Muhtarlara dağıtıldı. Sonra listede ismi yazılı kişilerin en
geç bir hafta içinde, karakola gönderilmesi gerektiği vurgulandı. Gelmeyenler
için ise devriye tertip edileceği, evinde yakalanıp mevcutlu getirileceği, bir
gece nezarette yatırılacağı münasip bir lisanla anlatıldı ve üstüne basa basa
kimseyi nezarette tutmak istemem. Mecbur kalınmadıkça kimse nezarete
düşmeyecek, suç işleyen bu tanımla dışında.
Muhtarlar da söz aldı onlar da daha önceki uygulamalardan ve karakola
gelenlere sert davranıldığı için halkın, çekindiğini ifade ettiler.
Doruk bir kere daha altını çizerek, hiç kimse korkmadan karakola
gelecek, hiç kimse itilip kakılamayacak.
Suç işleyenin cezasını Mahkeme verecek!
Elbette Jandarmayı dinlemeyen, çağrıldığı yere gelmeyeni de, Yasanın
kendine verdiği yetkiyi kullanarak, Jandarma yakalayacak, görevini eksiksiz
yerine getirecek. İyi niyetimiz suistimal edilirse, bundan iyi niyetimizi
suistimal edenler zarar görür. Konuştuklarımız köy halkına anlatmalısınız diye
toplantıyı bitirdi…
Yapılan toplantının meyvesini ilk hafta başında almaya başladı Doruk!
Pazartesi sabahı ana baba günüydü karakolun önü. Gelenleri C. Savcılığına, Askerlik şube başkanlığına, İlçe kaymakamlığına sevk etmek için Ömer’le birlikte canhıraş çalıştılar.
Keyfi yarinde yüzü gülüyordu…
Pazartesi sabahı ana baba günüydü karakolun önü. Gelenleri C. Savcılığına, Askerlik şube başkanlığına, İlçe kaymakamlığına sevk etmek için Ömer’le birlikte canhıraş çalıştılar.
Keyfi yarinde yüzü gülüyordu…
.../...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













