21 Mart 2020 Cumartesi

J.NIN NOT Defteri-3/ Odun


                                                               

Doruk, iple çektiği cumartesi sabahına, bol oksijenli, pırıl pırıl parıldayan güneşli bir günde umut ve neşeyle uyandı. Normal mesai varmış gibi sabah erkenden hazırlandı.  Saat sekizde, dairede olacak şekilde kapıdan çıktı. 
Bölük K.lığına geldiğinde, görev verdiği tim kahvaltısını yapmış, sırt çantasını ve İlk günün kumanyasını yanlarına almış göreve hazırdı.
 Görev için hazırlanan tim, odun toplamaya giden bir ekipten çok,  izne giden ya da teskere alan nefer gibi neşeli ve keyifliydi.
Çok geçmeden Yüksel Bey, Hizmet aracı olarak kullandığı, çift şoför mahalli olan pikabıyla kapının önüne gelip durdu.
Keyfi de yerindeydi şefin!
Her zaman olduğu gibi sımsıcak bakan gözleri ve gülen yüzüyle günaydın deyişi, teker teker hatır sormasıyla başladı sırt çantalarının pikaba yerleşmesi.
 Olup bitenlerin uzun uzun yazılması ve anlatılması gözünüzü korkutup, okuma şevkinizi kırmasın.  Okurken gözlerinizin önünde,  CHARLIE CHAPLIN'in komedi filmi canlansın.
Uzun uzun anlatılanlar birkaç dakika içinde gerçekleşti ve arabanın tekerlekleri hızla dönmeye başladı.
İlçeyi çıkar çıkmaz Yüksel Bey, teybe bir kaset koydu!
Kıvrak bir müzik ve odun toplamaya gidenlere özel bir şarkı vardı kasette!
Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, Biz gideriz ormana hey ormana. Yaşlı kütük seçeriz, karşılıklı geçeriz, Testereyle biçeriz, hop biçeriz. Ağacın yanında dur, baltayı sağından vur. Birde sol taraftan vur kuvvetli, Kışın odun yanınca, alevler parlayınca, Şarkı söyler oynarız hey oynarız”
Kaset çalıp söylerken, toplu halde eşlik edildi şarkıya.
Keyfiler yerindeydi. Nadas köyü geçilinceye kadar şarkı türkü eşliğinde gidilirken, bir ara Şef yavaşladı sağa çekti durdu.
-Komutan şimdi sen geç direksiyona!
- Doruk şaşkın, ben hiç araba kullanmadım.
-Olsun
--Her şeyin bir ilki var.
-Ben yanındayım çekinecek bir şey yok. Ve Doruk direksiyona geçti, marşa bastı, ağır ağır hareket etti.
Yol köy yolu ve boş.
Bir süre heyecanla kullandı arabayı. Sonra Deveören köyüne gelirken durdu ve Yüksel Beye teslim etti direksiyonu. Deveören köyünden sonra Bölge Şefliği binasının olduğu yer yakındı.
Çam ormanlarının arasında şato gibi bir bina, üzerinde dalgalanan Ay Yıldızlı Al Bayrak!
Yem yeşil bir bahçe,  bahçede tomruklardan yapılmış özel kanepe ve tandır kuyusu, tam bir piknik yeri…
Bayılmıştı Doruk!
Timde  görevli Mehmetçikler de sevdi bölgeyi.. 
Mehmetçiklere, kalacakları oda, yemek yiyecekleri mutfak gösterildi. Sırt çantaları odalarına yerleşti.
Yüksel bey, bölgede görevli bir orman muhafaza memurun çağırdı, asker arkadaşlar sana emanet. Daha önce konuştuğumuz yerleri biliyorsun, oradaki düzgün odunları nezaretinde toplayacaklar.
İşçilerde yardımcı olsun.  Sen arkadaşların yanında hiç ayrılma, Mehmetçikleri çok yormayın diye talim verdi.
Birkaç saat oyalandılar,  öğleden sonra geri ilçeye dönüldü.
İlk adım atılmıştı. Sonrakiler elbette bir biri ardına geldi.  
En sıkıntılı olan şey Askerin iaşe-siydi.
Bölükte motorlu araç yoktu. Pazar günü, ilçe kaymakamın makam aracıyla, pazartesi günü Orman işletme müdürlüğünden rica edilen bir pikapla çözüldü sorun.
Baktı ki doruk bu iş böyle olmayacak, aklına Alay komutanın da bir ihtiyacın olursa beni ara sözü geldi ve telefonun kulağını gülümseyerek büktü.
Bölüğe bir araba kazandırmanın tam sırasıydı Şimdi.  
Birkaç dakika içinde İl Jandarma Komutanıyla irtibat kurulmuştu. Odun toplamaya başladığını, gidişten iki günlük iaşe-ye kadar hepsini tek tek anlattı.  Ve bir arabaya ihtiyacım var diye cümleye son noktayı koydu.
Bu Talep İl J. Alay Komutanının hoşuna gitmişti. Önce keyfinden bir kahkaha attı, sonra sana araba veririm, yalnız şoför veremem dedi.
Doruk, siz arabayı verin ben şoförü hallederim.
Nasıl Halledeceksin?
İlçe Kaymakamından araba istemek yerine şoförünü isterim, müsait olmadığı zaman Orman Bölge İşletme Müdürlüğünün şoförlerin alırım, deyince, bir şoförle gel arabanı al git deyiverdi.
Yine keyiften uçmuştu doruk!
Neredeyse kepi havaya atacak, sonrada birkaç mermi sıkacaktı.
Ama öyle bir şey yapmadı.
Bu sefer destursuz Oktay beyin kapısını çaldı. Kısaca olup biteni anlattı ve Bolu’ya gitmek için bir araba, gelirken arabayı getirmek için bir şoför istedi.
Oktay Bey, bu talebi anında karşıladı.
Bir pikap ve bir şoförü görevlendirdi.
Salı sabahı Bolu Vilayet konağı önünde, İl Jandarma Alay Komutanı Mehmet Öztoprak’la, İl Valisi Ragıp Gerçeker’le,  kol kola dışarı çıkarken yakaladı…
Doruk. Selamlamak için 6 adım kuralını hesaplayıp yaklaşırken, Öztoprak gözlerinin içi gülerek elini kaldırdı selamlayarak hoş geldin astsubayım diye karşıladı.
Kıp kırmızı olmuştu doruk elbette o da çakıldı selamladı komutanını. Sonra Vali Beye siz gide durun ben genç astsubayın işini halledip size yetişirim diye geri döndü.
Makam odasından İl Merkez Bölük Komutanı Nail Çizmeli'yi aradı, Kıbrısçıktan Doruk astsubayı gönderiyorum. WİLLYS PİCKUP’I Kıbrısçık İlçe J. Bölük Komutanlığına tahsis ettim. Kurstan yeni gelen bir şoförle birlikte arabayı Doruğa teslim et diye emir verdi…
Ondan sonrası çorap söküğü gibi çözülüverdi.  Akşam olmadan, Doruk bir hizmet aracıyla birlikte geri dönmüştü. İlk İşi Bölük bahçe çitlerinden bir kapı açıp Araca yer hazırladı.
İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı kapısı önünde,  kendine ait bir hizmet aracı duruyordu. Odun toplama işi de çok uzamadı.
Bölgede çalışan köylülerinde yardımıyla,  8/10 gün gibi kısa süre içinde 5 kamyon odun toplanmıştı.
Odunları, Bölge şefi Yüksel Bey Tomruk çeken arabalara yükleyip gönderdi. Odunlar hizmet binası arkasına odunluk olarak kullanılan alana düzgün bir şekilde istif edil.
Sipariş verilen mefruşat,  odunun gelmesinden birkaç gün sonra devlet malzeme ofisi faturasıyla birlikte bölükteydi. 
Yemekhanenin, dershanenin ve Karakol komutanı odasının şekli değişmiş yüzü gülmüştü. Doruğun, çekmeceli, çelik- saç makam kürsüsü ve döner koltuğu vardı.
Hezaren sandalyeler kalkmış, yerine Misafir koltukları konmuştu. 
Alınan philips ahşap radyo duvara monta edildi, hem bahçedeki kamaraya hem de yemekhaneye hoparlör çekilerek dinleme alanı genişletildi.
Doruk iki yılda, okulda öğrendiği nazari bilgilerle, hayat okulundaki amali bilgileri harman etmeyi başarmış; kısa sürede pişirip sofraya koymayı bilmişti. Odunla başlayan macera başarıyla sonuçlanınca; Doruğun yürüyüşü değişti. Ayakları yere  daha sağlam basıyordu...

                                                               


                                                                                                   …/…


17 Mart 2020 Salı

Çanakkale Türküsü


Tarih şahit Türk’ün yazdığı binlerce Destana
Saat tik tak ilerliyor yüzüncü yaşı kutlamaya

Bu öyle bir destan ki akıl yetmez derinliği görmeye
Ne zaman ne imkân yeter Conkbayırını yazmaya

İçler acısı vaziyet altı asırlık imparatorluk hasta
Türk’e kıran mı gelmiş emir komuta Sanders’te

Payitaht avuçlarını ovuşturuyor Marmara soğuk
Ege’de fırtına barut kokusu kan akıyor oluk oluk

Gelibolu delik deşik Seddülbahir’den Bolayır’a
Panayıra gelmiş gibi Britanya Fransa ve Rusya

Ege Denizi Marmara’dan esen sert rüzgâra gebe
Dalgalar üstünde düşman gemisi benziyor gazele

Acı büyük Türk’ün canı yanıyor bağrında koca kaya
Düşman acımasız saldırıyor aç bir kurt gibi bola yır’a

Sarı bayırda yağız bir Arap aygırı üstünde ki Kemal
Şarapnel arasında gazi unvan alan Mustafa Kemal

Akşam olunca saz çalıyor Ay söylüyor yıldız Türk'ü
Mevziden nakarat yükseliyor kimse yenemez Türk'ü

Sarı saçlı mavi gözlü genç bir Türk 19. tümen komutanı
Soruyor mevzideki er İsmail kurtarabilecek miyiz vatanı

Korkma İsmail savaş haklı ile haksızın ölüm kalım savaşı
Kazanacak elbette Mehmetçik Türk’ün göğe erecek başı

Kuru yaprak gibi Deniz’in üstünde yüzüyor düşman gemileri
Şafağa bekliyor havada uçuşacak kanatsız hainin mermileri

Kına yerine Türkü yakılır Çanakkale’de genç kızların diline
Erkek eli değmedi savaş çıktı çıkalı gelinlik kızın ak eline

Bir yanı boğaz öteki tarafı deniz Gelibolu bir yarım Ada
Destan yazdı Seyyid Onbaşı kınalı Hasan Saka Mustafa

Birçok milletin Hayal’ine bile sığmaz Türk’ün yazdığı destan
Daha ne düşünürsün Deniz’im her çamın gölgesi bir şüheda




Hayal Denizi
25.12.2014 
Manisa

J.nın not defteri-3/ insan uçar mı?-2



Telefon konuşmasının hemen arkasından, şapkasını kaptı, kendini Deveören orman bölge şefi, Yüksel beyin yanına uçtu. Bölge şefi , uzun boylu, kumral saçlı, beyaz tenli, bıyıklı, genç bekâr; daha otuzuna merdiven dayamamış, genç bir kamu görevlisiydi.Aynı zamanda Doruk’un okey ve konken arkadaşıydı.Kısa bir hoş beş muhabbeti, sonra lafı uzatmadan konuya girdiler.Kesim bölgesinde yatacak yer olup olmadığı, iaşenin nasıl sağlanacağı masaya yatırılanlar arasındaydı.Sonra kaç günde ne kadar odun toplanır, kaç kişi olursa ihtiyaç daha kısa sürede biterin, muhasebesi yapıldı.Kesim bölgesi çalışanlarının da destek vermesi gibi ayrıntılar, gözden geçirildi.Gidiş günü için olarak, cumartesi sabahı planlandı.Ulaşımı Yüksel Bey, Kendi kullandığı hizmet aracıyla sağlayacaktı.İlk gün Dorukta gelecek, çalışma bölgesini görecek ve aynı gün birlikte döneceklerdi.Hani bundan iyisi Şam’da kayısı diye sık kullandığımız atasözü misali, planlama rayında aktı gitti.Cumartesiyi iple çekti Doruk!1 Onbaşı, 5 Er hazırladı!Onları karşınsa alıp olup biteni en ince detayına kadar anlattı. Ve bu işin altından kalka-bilirlerse; Banyoya Termosifon, yemekhane ve dershaneye formika masa sandalye; ayrıca kamelya ve yemekhaneye hoparlörle bağlanacak ve dinleyecekleri bir radyo alacağını, şayet ödenek yeterse kendi makam odasında masa ve koltuk alma isteğini anlattı.Askerlerin gözlerinin içi güldü.Özellikle banyoya termosifon fikri ilgilerini çok çekmişti. En çok termosifon vadine sevindikleri gözden kaçmadı.İşi sıkı tutuyordu Doruk!Daha odun toplamaya başlamadan, mefruşat siparişi için ilçenin tek esnafı, Duruş’a telefon edip karakola gelmesini rica etti.Durmuş, Kıbrısçık’a. Ankara’nın Beypazarı ilçesinden gelip yerleşmiş bir esnaftı. Fotoğrafçılıktan, mefruşata girmediği iş yoktu. Hem halk hem de ilçe bürokratları Durmuş’u hem seviyor hem de sayıyordu.Telefondan kısa süre sonra Durmuş nizamiye kapısında göründü. Daha odaya girmeden koluna girdi ve banyodan başlamak üzere, mutfak, yemekhane, dershane en sonra da kendi odasına çıkarttı.İhtiyaçlar yerinde görülerek tespit edildi.Bedeli yakacak ödeneğinden ödenmek üzere Sipariş verildi. Odun kapıya gelince, mefruşatta yerine konmuş olacaktı. Sipariş verildikten sonra, çaylar söylendi ve koyu bir muhabbet eşliğinde yudumlandı.Siparişi verince Doruk, üzerindeki ağır bir yük kalktı, tüy gibi hafifledi ve rahatladı.




…/…

15 Mart 2020 Pazar

J.NIN NOT Defteri-3/ İnsan Uçar mı?



Doruğun göreve başladığı yıllarda: Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Mustafa Kemal Atatürk’ün; ilke ve inkılâplarıyla vücut bulan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin; fabrika ayarlarıyla oynanmamış ve çivisi çıkmamıştı…
Türk milleti Muhasır medeniyete giden yolda, düşe kalka, kendi çizdiği yolda emin adımlarla,  sapmadan yürüyordu.
Devlet kadrolarına alınan personel, Anayasa, yasa,  tüzük ve yönetmelik çerçevesinde: kurum ve kuruluşlarının, kendi personel kanunlarına bağlı kalınarak; liyakat esası gözetilerek seçilir ve istihdam edilirdi.
Devletin her kurumu, kendi ihtiyacını karşılayacak bütçe imkânına da sahipti.
Yakacak, kırtasiye, demirbaş vs ihtiyaçları, dairelere aktarılır, daire amirleri bu bütçe imkânlarıyla,  kendi yağında kavrulur giderdi.
Atamalarla birlikte, Doruk kendi dairesinin bütçesini sarf etme, kullanma yetki ve mecburiyetiyle yüz yüze geldi
İlçe Jandarmaya Atanan personel Siirt Sason’dan atanmıştı.
Gelişi Eylül’ ayını bulacaktı.
Bu yüzden, kışlık yakacak vaktinde alınacak,  ödenek sarf edilecek, evrakları da saymanlığa ulaşacaktı. 
Şimdiye kadar böyle bir evrak hazırlamamıştı Doruk!  Tecrübe eksikliği gözünde büyüdükçe büyütüyordu.
Her gün daha önce neler yapılmış, nereden ne alınmış, hangi işlemler yapılmış evrakları didikleyip dururken, Orman İşletme Müdürü Oktay bey telefonla aradı.  Önce rutin bir hal hatır muhabbeti ve arkasından birlikte çay içme daveti ilaç gibi geldi. 
Hiç vakit kaybetmedi.
Şapkasını aldı, santrale not bıraktı, Orman İşletme Müdürünün davetine icabet etti.
İşletme Müdürü,  kırk, kırk beş yaşlarında,  170/175- boyunda,  beyaz tenli, 90/95 kilo ağırlığında; hafif göbekli, güler yüzlü, Orman Yüksek Mühendisi kariyerine sahip, mütevazı bir kamu görevlisiydi.
Mesai saatleri dışında, diğer kamu görevlileri gibi, şehir kulübüne takılan usta bir briç oyuncusuydu. İçeri girer girmez o babacan haliyle ayağa kalktı, hoş geldin komutan diye elini sıktı, yer gösterdi…
 Selahattin Bey gitti yalnız kaldın, işin zor olmalı. Sıkıldığın zaman her zaman beklerim, çekinme diye lafa girdi.
Muhabbet devam ederken tavşankanı çaylar geldi. Ve çaylar yudumlanırken, komutan sana bir iyi bir kötü haberim var, diye gözlerinin içi gülerek başladı söze.
Doruk, Müdürüm önce iyi olanı isterim, kötü sonraya kalsın.  Mesleğimiz gereği hep acı ve kötü haber bizim davetsiz konuğumuz,  diye espri yaptı.
Oktay Bey gülümseyerek olur tabi önce iyi haberden başlayım, biliyorsun, bölgemizde kesim başladı. Arkadaşlarla, Jandarmaya kışlık odunu ücretsiz vermeyi kararlaştırdık.
Bu iyi haber!
Yalnız tahsis edilen yerden odunu kendiniz toplayacaksınız; bu da sizin için kötü haber dedi gözlerinin içi gülerek.
Doruk, her kötü haber odun toplamak gibi olsun müdürüm. Bizim için sıkıntı olmaz, seve seve toplarız ve yakacak ödeneği ile de Mefruşat alırız deyiverdi. 
Dudaklarında dökülen cümle sanki önceden provası yapılmış gibi dökülmüştü dudaklarından. Ağzından çıkan söze kendi de şaşırdı.
 Oktay Bey!
O zaman hayırlı olsun.
 İstersen hiç vakit kaybetme.
Bölge şefimiz yüksel beyi gör.
Yüksel Bey size yardımcı olacak diye muhabbete noktayı koydu.
Uçmuştu doruk!
Oktay Beye teşekkür edip ayrıldı.
Bölüğe geldi, İl Jandarma Alay komutanını aradı. Müdürle aralarında geçen konuşmayı aktarıp, odunu kendi imkânı ile toplayacağını, kışlık yakacak ödeneği ile bölük komutanlığındaki eski mefruşatı yenilemek için harcayacağını coşku ve heyecanla anlattı.
Alay Komutan’ının ilk tepkisi,  sen bunları yapabilir-misin sorusu oldu.  Cevap hazırdı, siz asker göndermeme izin verirseniz, yaparım.
 Aldığı cevap, Öztoprak Albay’ın hoşuna gitmişti.
Yüzü görünmese de ses tonundan, gülümsediği fark ediliyordu.
Tamam, toplayabilirsin yalnız askeri başıboş bırakma! Yakından ilgilen, bir ihtiyacın olursa çekinmeden beni ara dedi ve hattan ayrıldı.
İnsan uçar mı?
Doruk uçuyordu hem de kanatsız.


                                                                                                    …/…


8 Mart 2020 Pazar

Ah GaDıNım Ah!




Biliyorum gadın sorusu takıldı aklınıza
Dilim döndüğünce anlatayım ben size
Sarı keçili soyundan gelirdi benim anam
Toros yörüklerindendi rahmetli babam
Ne zaman bir çift söz etse anam
Ya gadın gızım
Ya gadın oğlum
Ya da gadın bacım derdi
Gadın bir cinsiyet değil
İyi güzel hoş insan demekti
Şimdi tarihte kaldı bitti iyi insanlık
İyiliğin yerini kem söz aldı
Ah gadın kadınım
Ne günlere kaldık şimdi
Bir dönem
Kızgın kuma gömdük kızımızı
Şimdi kara çarşafa sardık bedeninizi
 Boğazlıyoruz
Dinlemezseniz erkek sözü
Hiçbir zaman anlamadı  
Dünyaya getirdikleriniz sizi
Yıl üç yüz atmış beş gün
Senede bir gün olacakmış kadınlar günü
Kulağa hoş geliyor şarkı sözü gibi sanki
Bir demet çiçek ya da küçük bir hediye
Mutlu edermiş gadın kadınımızı
Ne kadar anlamsız  değil mi
Her doğan güneş kadınla doğmalı
Her akşam yıldızlar kadın için akmalı
Her gün ana bacı kadın günü olmalı
Kadın olmasa olmazdı  dünya ve insanlık


Hayal Denizi
8.03.2020


6 Mart 2020 Cuma

J.NIN Not Defteri-3/ Yaprak Dökümü



Hani şair diyor ya, “nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım” hayat gerçekten, bazen gözyaşı, bazen de içli bir şarkıya benziyor.
Mevsimler bir birini kovaladı, yine çiçekler açtı.
 İnsanlar dört mevsimi doğada görür, doğada yaşarken, kendi içinde kopan şiddetli fırtınadan habersiz yaşar. Çiçek açtığını fark etmez, yaprak döktüğünden habersizdir.
Jandarma teşkilatının hazan mevsimi Mayıs!
 Atamalar ilkbaharın son ayında personele duyurulur. Onlar,  göçmen kuşlar gibi yeni yerlerine, Haziran ayında uçar.
Doruk Kıbrısçığa geleli göz açıp kapatıncaya kadar iki yıl geçti. İki yıl birlikte çalıştığı, Meslektaşı Katlının tayini Van’a çıktı.
Atama emri gelince, dairede serin buruk bir rüzgâr esti.  Bahar havası gitti, hazan mevsimi, sanki geri döndü.
Bölük Komutanına atama emri tebliğ edilirken, yerine vekâlet etme yetkisi Doruğa verilmişti. Zaten Bölükte Katlı ve Doruktan başka rütbeli personel yoktu.
Doruk göreve başladığında, görevde olan yardımcısı Ömer,  Vekâleten İdari işlere alınmış,  adli evrakta yaptığı bir hatasını, meslekten ihraç edilerek ödemişti.
Sözün kısası, Katlı Van'a atanınca, Bölük Komutanlığı, Karakol Komutanlığı, Bölük İdari işler ne varsa Doruğa ihale edildi.
Burukluk çok sürmedi. 
Atama emrini alan Katlı ilk önce,  veda ziyaretlerine başladı. Bir yandan da, evini topladı, denkleri hazırladı.
O denkleri hazırlar,  veda ziyaretine devam ederken, Doruk, hem günlük işleri aksatmadan yapıyor hem de, iki yıl birlikte çalıştığı, meslektaş ve ağabey dediği Katlı için veda gecesi hazırlığı yaptı..
Hazırlıklar tamamlandı, İlçe kaymakamı,  Savcı, Hâkim, Orman Bölge İşletme Müdürü, orman bölge şefleri velhasıl ilçede kamu görevlisi kim varsa davetliydi.
Veda yemeğine, özel mazereti olan birkaç memur dışında katılım tam kadroydu.  Orman İşletme müdürlüğünün kocaman salonu dolmuştu.
Bir uçtan öbür uca sofra, baştan sonra, soğuk sıcak ara sıcak ve herkesin damak zevkine hitap edecek yiyecek, içecekle donatılmıştı.
Hani Halk Türkümüz- Kekliği düz Ovada Avlayalım’da; söz yazarı   “Buyrun arkadaşlar davetim var benim Herkes kesesinden yesin içsin saltanatım var benim, Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim”  demiş ya;  tam da o hesap, Doruk'ta herkesin kesesinden yiyip içtiği davette, hiçbir masraftan kaçınmamıştı.
Herkes yedi içti eğlendi,  yolcu Allah'a ısmarladık derken, kalanlar iyi yolculuklar diledi.
 Vedalaşma bitti, saat 2400 gösterirken davetliler dağıldı. 
Her zaman olduğu gibi Orman işletme müdürlüğünün neyzeni dilli kavalıyla davetlilere unutulmaz keyifli dakikalar yaşattı.
Elbette her gecenin bir sabahı olduğu gibi, bu gecenin de bir sabahı vardı. Birkaç gün sonra göç yüklendi, tekerlek döndü ve yolculuk başladı.
Nemlenen gözler, sallanan eller ve buruk tebessümle, doruk yeni personel gelip göreve başlayana kadar kelaynak kuşu gibi bir süre yalnızdı. 

                                                                     …/…