17 Mart 2020 Salı
J.nın not defteri-3/ insan uçar mı?-2
Telefon konuşmasının hemen arkasından, şapkasını kaptı, kendini Deveören orman bölge şefi, Yüksel beyin yanına uçtu. Bölge şefi , uzun boylu, kumral saçlı, beyaz tenli, bıyıklı, genç bekâr; daha otuzuna merdiven dayamamış, genç bir kamu görevlisiydi.Aynı zamanda Doruk’un okey ve konken arkadaşıydı.Kısa bir hoş beş muhabbeti, sonra lafı uzatmadan konuya girdiler.Kesim bölgesinde yatacak yer olup olmadığı, iaşenin nasıl sağlanacağı masaya yatırılanlar arasındaydı.Sonra kaç günde ne kadar odun toplanır, kaç kişi olursa ihtiyaç daha kısa sürede biterin, muhasebesi yapıldı.Kesim bölgesi çalışanlarının da destek vermesi gibi ayrıntılar, gözden geçirildi.Gidiş günü için olarak, cumartesi sabahı planlandı.Ulaşımı Yüksel Bey, Kendi kullandığı hizmet aracıyla sağlayacaktı.İlk gün Dorukta gelecek, çalışma bölgesini görecek ve aynı gün birlikte döneceklerdi.Hani bundan iyisi Şam’da kayısı diye sık kullandığımız atasözü misali, planlama rayında aktı gitti.Cumartesiyi iple çekti Doruk!1 Onbaşı, 5 Er hazırladı!Onları karşınsa alıp olup biteni en ince detayına kadar anlattı. Ve bu işin altından kalka-bilirlerse; Banyoya Termosifon, yemekhane ve dershaneye formika masa sandalye; ayrıca kamelya ve yemekhaneye hoparlörle bağlanacak ve dinleyecekleri bir radyo alacağını, şayet ödenek yeterse kendi makam odasında masa ve koltuk alma isteğini anlattı.Askerlerin gözlerinin içi güldü.Özellikle banyoya termosifon fikri ilgilerini çok çekmişti. En çok termosifon vadine sevindikleri gözden kaçmadı.İşi sıkı tutuyordu Doruk!Daha odun toplamaya başlamadan, mefruşat siparişi için ilçenin tek esnafı, Duruş’a telefon edip karakola gelmesini rica etti.Durmuş, Kıbrısçık’a. Ankara’nın Beypazarı ilçesinden gelip yerleşmiş bir esnaftı. Fotoğrafçılıktan, mefruşata girmediği iş yoktu. Hem halk hem de ilçe bürokratları Durmuş’u hem seviyor hem de sayıyordu.Telefondan kısa süre sonra Durmuş nizamiye kapısında göründü. Daha odaya girmeden koluna girdi ve banyodan başlamak üzere, mutfak, yemekhane, dershane en sonra da kendi odasına çıkarttı.İhtiyaçlar yerinde görülerek tespit edildi.Bedeli yakacak ödeneğinden ödenmek üzere Sipariş verildi. Odun kapıya gelince, mefruşatta yerine konmuş olacaktı. Sipariş verildikten sonra, çaylar söylendi ve koyu bir muhabbet eşliğinde yudumlandı.Siparişi verince Doruk, üzerindeki ağır bir yük kalktı, tüy gibi hafifledi ve rahatladı.
…/…
15 Mart 2020 Pazar
J.NIN NOT Defteri-3/ İnsan Uçar mı?
Doruğun göreve
başladığı yıllarda: Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz
kahraman Mustafa Kemal Atatürk’ün; ilke ve inkılâplarıyla vücut bulan, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin; fabrika ayarlarıyla oynanmamış ve çivisi çıkmamıştı…
Türk milleti
Muhasır medeniyete giden yolda, düşe kalka, kendi çizdiği yolda emin adımlarla,
sapmadan yürüyordu.
Devlet kadrolarına
alınan personel, Anayasa, yasa, tüzük ve
yönetmelik çerçevesinde: kurum ve kuruluşlarının, kendi personel kanunlarına
bağlı kalınarak; liyakat esası gözetilerek seçilir ve istihdam edilirdi.
Devletin her
kurumu, kendi ihtiyacını karşılayacak bütçe imkânına da sahipti.
Yakacak, kırtasiye,
demirbaş vs ihtiyaçları, dairelere aktarılır, daire amirleri bu bütçe
imkânlarıyla, kendi yağında kavrulur
giderdi.
Atamalarla
birlikte, Doruk kendi dairesinin bütçesini sarf etme, kullanma yetki ve mecburiyetiyle
yüz yüze geldi
İlçe Jandarmaya
Atanan personel Siirt Sason’dan atanmıştı.
Gelişi Eylül’ ayını
bulacaktı.
Bu yüzden, kışlık yakacak
vaktinde alınacak, ödenek sarf edilecek,
evrakları da saymanlığa ulaşacaktı.
Şimdiye kadar böyle
bir evrak hazırlamamıştı Doruk! Tecrübe eksikliği
gözünde büyüdükçe büyütüyordu.
Her gün daha önce
neler yapılmış, nereden ne alınmış, hangi işlemler yapılmış evrakları didikleyip
dururken, Orman İşletme Müdürü Oktay bey telefonla aradı. Önce rutin bir hal hatır muhabbeti ve
arkasından birlikte çay içme daveti ilaç gibi geldi.
Hiç vakit
kaybetmedi.
Şapkasını aldı,
santrale not bıraktı, Orman İşletme Müdürünün davetine icabet etti.
İşletme Müdürü, kırk, kırk beş yaşlarında, 170/175- boyunda, beyaz tenli, 90/95 kilo ağırlığında; hafif
göbekli, güler yüzlü, Orman Yüksek Mühendisi kariyerine sahip, mütevazı bir
kamu görevlisiydi.
Mesai saatleri dışında,
diğer kamu görevlileri gibi, şehir kulübüne takılan usta bir briç oyuncusuydu. İçeri
girer girmez o babacan haliyle ayağa kalktı, hoş geldin komutan diye elini
sıktı, yer gösterdi…
Selahattin Bey gitti yalnız kaldın, işin zor
olmalı. Sıkıldığın zaman her zaman beklerim, çekinme diye lafa girdi.
Muhabbet devam
ederken tavşankanı çaylar geldi. Ve çaylar yudumlanırken, komutan sana bir iyi
bir kötü haberim var, diye gözlerinin içi gülerek başladı söze.
Doruk, Müdürüm önce
iyi olanı isterim, kötü sonraya kalsın.
Mesleğimiz gereği hep acı ve kötü haber bizim davetsiz konuğumuz, diye espri yaptı.
Oktay Bey gülümseyerek
olur tabi önce iyi haberden başlayım, biliyorsun, bölgemizde kesim başladı. Arkadaşlarla,
Jandarmaya kışlık odunu ücretsiz vermeyi kararlaştırdık.
Bu iyi haber!
Yalnız tahsis
edilen yerden odunu kendiniz toplayacaksınız; bu da sizin için kötü haber dedi gözlerinin
içi gülerek.
Doruk, her kötü
haber odun toplamak gibi olsun müdürüm. Bizim için sıkıntı olmaz, seve seve toplarız
ve yakacak ödeneği ile de Mefruşat alırız deyiverdi.
Dudaklarında dökülen
cümle sanki önceden provası yapılmış gibi dökülmüştü dudaklarından. Ağzından
çıkan söze kendi de şaşırdı.
Oktay Bey!
O zaman hayırlı olsun.
İstersen hiç vakit kaybetme.
Bölge şefimiz
yüksel beyi gör.
Yüksel Bey size
yardımcı olacak diye muhabbete noktayı koydu.
Uçmuştu doruk!
Oktay Beye teşekkür
edip ayrıldı.
Bölüğe geldi, İl
Jandarma Alay komutanını aradı. Müdürle aralarında geçen konuşmayı aktarıp,
odunu kendi imkânı ile toplayacağını, kışlık yakacak ödeneği ile bölük komutanlığındaki
eski mefruşatı yenilemek için harcayacağını coşku ve heyecanla anlattı.
Alay Komutan’ının ilk
tepkisi, sen bunları yapabilir-misin
sorusu oldu. Cevap hazırdı, siz asker
göndermeme izin verirseniz, yaparım.
Aldığı cevap, Öztoprak Albay’ın hoşuna
gitmişti.
Yüzü görünmese de
ses tonundan, gülümsediği fark ediliyordu.
Tamam,
toplayabilirsin yalnız askeri başıboş bırakma! Yakından ilgilen, bir ihtiyacın
olursa çekinmeden beni ara dedi ve hattan ayrıldı.
İnsan uçar mı?
Doruk uçuyordu hem
de kanatsız.
…/…
8 Mart 2020 Pazar
Ah GaDıNım Ah!
Biliyorum gadın sorusu takıldı aklınıza
Dilim döndüğünce
anlatayım ben size
Sarı keçili
soyundan gelirdi benim anam
Toros yörüklerindendi
rahmetli babam
Ne zaman bir çift
söz etse anam
Ya gadın gızım
Ya gadın oğlum
Ya da gadın bacım
derdi
Gadın bir
cinsiyet değil
İyi güzel hoş
insan demekti
Şimdi tarihte
kaldı bitti iyi insanlık
İyiliğin yerini
kem söz aldı
Ah gadın kadınım
Ne günlere kaldık
şimdi
Bir dönem
Kızgın kuma gömdük
kızımızı
Şimdi kara
çarşafa sardık bedeninizi
Boğazlıyoruz
Dinlemezseniz
erkek sözü
Hiçbir zaman
anlamadı
Dünyaya getirdikleriniz
sizi
Yıl üç yüz atmış
beş gün
Senede bir gün olacakmış
kadınlar günü
Kulağa hoş
geliyor şarkı sözü gibi sanki
Bir demet çiçek
ya da küçük bir hediye
Mutlu edermiş
gadın kadınımızı
Ne kadar anlamsız
değil mi
Her doğan güneş
kadınla doğmalı
Her akşam
yıldızlar kadın için akmalı
Her gün ana bacı
kadın günü olmalı
Kadın olmasa olmazdı dünya ve insanlık
Hayal Denizi
8.03.2020
6 Mart 2020 Cuma
J.NIN Not Defteri-3/ Yaprak Dökümü
Hani
şair diyor ya, “nasıl geçti habersiz, o güzelim yıllarım”
hayat gerçekten, bazen gözyaşı, bazen de içli bir şarkıya benziyor.
Mevsimler bir birini
kovaladı, yine çiçekler açtı.
İnsanlar dört mevsimi doğada görür, doğada
yaşarken, kendi içinde kopan şiddetli fırtınadan habersiz yaşar. Çiçek açtığını
fark etmez, yaprak döktüğünden habersizdir.
Jandarma teşkilatının
hazan mevsimi Mayıs!
Atamalar ilkbaharın son ayında personele duyurulur.
Onlar, göçmen kuşlar gibi yeni yerlerine,
Haziran ayında uçar.
Doruk Kıbrısçığa
geleli göz açıp kapatıncaya kadar iki yıl geçti. İki yıl birlikte çalıştığı,
Meslektaşı Katlının tayini Van’a çıktı.
Atama emri gelince, dairede
serin buruk bir rüzgâr esti. Bahar
havası gitti, hazan mevsimi, sanki geri döndü.
Bölük Komutanına
atama emri tebliğ edilirken, yerine vekâlet etme yetkisi Doruğa verilmişti. Zaten
Bölükte Katlı ve Doruktan başka rütbeli personel yoktu.
Doruk
göreve başladığında, görevde olan yardımcısı Ömer, Vekâleten İdari işlere alınmış, adli evrakta yaptığı bir hatasını, meslekten
ihraç edilerek ödemişti.
Sözün
kısası, Katlı Van'a atanınca, Bölük Komutanlığı, Karakol Komutanlığı, Bölük İdari
işler ne varsa Doruğa ihale edildi.
Burukluk
çok sürmedi.
Atama emrini alan Katlı ilk önce, veda ziyaretlerine başladı. Bir yandan da, evini topladı, denkleri hazırladı.
Atama emrini alan Katlı ilk önce, veda ziyaretlerine başladı. Bir yandan da, evini topladı, denkleri hazırladı.
O
denkleri hazırlar, veda ziyaretine devam
ederken, Doruk, hem günlük işleri aksatmadan yapıyor hem de, iki yıl birlikte
çalıştığı, meslektaş ve ağabey dediği Katlı için veda gecesi hazırlığı yaptı..
Hazırlıklar
tamamlandı, İlçe kaymakamı, Savcı, Hâkim,
Orman Bölge İşletme Müdürü, orman bölge şefleri velhasıl ilçede kamu görevlisi
kim varsa davetliydi.
Veda
yemeğine, özel mazereti olan birkaç memur dışında katılım tam kadroydu. Orman İşletme müdürlüğünün kocaman salonu
dolmuştu.
Bir
uçtan öbür uca sofra, baştan sonra, soğuk sıcak ara sıcak ve
herkesin damak zevkine hitap edecek yiyecek, içecekle donatılmıştı.
Hani Halk Türkümüz- Kekliği düz Ovada Avlayalım’da; söz yazarı “Buyrun arkadaşlar davetim var benim Herkes kesesinden yesin
içsin saltanatım var benim, Aslı
yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim” demiş ya; tam da o hesap, Doruk'ta herkesin kesesinden
yiyip içtiği davette, hiçbir masraftan kaçınmamıştı.
Herkes yedi içti eğlendi, yolcu Allah'a ısmarladık derken, kalanlar iyi
yolculuklar diledi.
Vedalaşma
bitti, saat 2400 gösterirken davetliler dağıldı.
Her zaman olduğu gibi Orman işletme müdürlüğünün neyzeni dilli kavalıyla davetlilere unutulmaz keyifli dakikalar yaşattı.
Her zaman olduğu gibi Orman işletme müdürlüğünün neyzeni dilli kavalıyla davetlilere unutulmaz keyifli dakikalar yaşattı.
Elbette her gecenin bir sabahı olduğu gibi, bu
gecenin de bir sabahı vardı. Birkaç gün sonra göç yüklendi, tekerlek döndü ve
yolculuk başladı.
Nemlenen gözler, sallanan eller ve buruk
tebessümle, doruk yeni personel gelip göreve başlayana kadar kelaynak kuşu gibi bir süre yalnızdı.
…/…
28 Şubat 2020 Cuma
Güzel Kuşum
Ah güzel kuşum ah
çok yaralıyım
Bugün sana bir mektup
yazacağım
Noktasız
Virgülsüz
Kuralsız kavramsız
okursun rast gele
Sonra
Kendin koy notayı
virgülü
Aklına gelince
sıralarsın cevabı
Sende mi hüzünlüsün
Dul mu kaldın
Yetim mi
çocukların
Kurşun yarası mı aldı
ana yüreğin
Dönmeyecek mi geri
Yuvadan uçurdukların
Niçin Mavi Deniz’de
Bir başına öksüz
durursun
Hiç düşündün mü
Güzel kuşum
Güzel kuşum
Kadersizlik mi kaderin
Böylesine seni boynu
bükük bırakan
Alıp eline aynayı
Hiç bakmıyor cüssesine
Hiç bakmıyor cüssesine
Dev mi
Deve mi
Kuş mu
Yoksa masal cücelerinden biri mi
Başını eğsen
Ayaklarının
altındaki deryayı göreceksin
Denizden bir yudum su alıp
Korkusuz fütursuz yüzüne tükürecek-sin
Eli yüzü hiç sabun su görmeyen kirli
Tükürünce eli
mahkum bakacak aynaya
Görecek
Kirpiğin-deki çapağı
Yüzündeki karayı kiri
Geçmişindeki onmaz
eziklik ve açık derin yarayı
Ağlatmayacak anayı
eşi yetim kalan çocukları
İşte o zaman kürek
çekeceksin muhasır medeniyete
Güle oynaya açacaksın
kanatlarını engin denizlere…
Hayal Denizi
28.02.2020
25 Şubat 2020 Salı
KISSADAN HİSSE
Nasrettin Hoca’nın yaşadığı çağda, bugünkü gibi teknoloji gelişmemiş,
Ulaşım araçları sadece evcilleştirilen masum hayvanlarmış. Hayvanların hem
etinden, hem sütünden hem de gücünden istifade edilirmiş.
Mesela, Öküz çifte koşulur, sapanla çift sürülür, arabaya
koşulur, saman sap çekilirmiş.
At ehli leşince özellikle, Türkler onları binek hayvanı
olarak kullanmış. Dinler tarihini biraz inceleyen görecektir ki, Hz İbrahim’in,
Musa ve İsa'nın en Kral biniti kara kaçandır.
Hz Muhammed ise hem ata hem de deveye binmiş ve onların
gücünden yararlanmış!
Biliyorum sabrınız taştı...
Lafı çok uzatma sadede gel diyorsunuz.
İşittim sizi ve kıssada hisse almanızı istediğim Nasrettin Hoca fıkrasını anlatmaya hemencecik başlıyorum.
Lafı çok uzatma sadede gel diyorsunuz.
İşittim sizi ve kıssada hisse almanızı istediğim Nasrettin Hoca fıkrasını anlatmaya hemencecik başlıyorum.
Nasrettin Hoca, kışın yakacağı odunu yaz mevsiminde yaşadığı
yerin dağından keser, karakaçana yükler getirirmiş.
Malum eşeğin taşıyacağı, odun iki denktir. Bir kere
gitmekle bir kış yanacak odun temin edilemez.
Hocada günlerce dağa gider, odun taşırmış.
Ne var ki Nasrettin Hocanın sahip olduğu karakaçan tembel mi tembel, miskin miskin, uyuşuk uyuşukmuş.
Ne var ki Nasrettin Hocanın sahip olduğu karakaçan tembel mi tembel, miskin miskin, uyuşuk uyuşukmuş.
Her gün eşeğe “dih- deh” demekten yorgun düşermiş. bir gün, eşle
dostla konuşurken onlara dert yanmış. Bir çözüm bulmak, eşeğini hızlandırmak, odunları bir an önce
taşımak derdindeyim demiş.
İşgüzarın birisi hocaya bir akıl vermiş.
Demiş ki:
-Hocam, eşeğin kıçına nışadır sürersen senin Karakaçan
uçuşa geçer. Sen bile peşinden yetişemezsin.
Hocanın aklına pek yatmamış ama “denemek de bir zarar
yok” diye düşünmüş.
Bir gün yine odun
taşımak amacıyla ormana gitmiş.
Odunları hazırlamış, hayvanın üstüne yüklemiş.
İpini bağlamış, köyün yolunu tutmuşlar. Ancak eşek yine her zamanki gibi uyuşuk, miskin, isteksiz, gitsem mi gitmesem mi yol alıyormuş.
Yanında bir tutam nışadır götüren Nasrettin Hoca arkadaşının söylediği gibi eşeğin kıçına nişadırı dokundurmuş. O da ne?
Eşek öyle hızlanmış ki mübarek dere tepe demeden koşturuyormuş.
Olan Nasrettin Hoca’ya olmuş. Eşeğin arkasından yetişemiyormuş. Yolda bir köylüsüne rastlamış, benim eşeği gördün mü arkasından yetişemedim demiş.
Odunları hazırlamış, hayvanın üstüne yüklemiş.
İpini bağlamış, köyün yolunu tutmuşlar. Ancak eşek yine her zamanki gibi uyuşuk, miskin, isteksiz, gitsem mi gitmesem mi yol alıyormuş.
Yanında bir tutam nışadır götüren Nasrettin Hoca arkadaşının söylediği gibi eşeğin kıçına nişadırı dokundurmuş. O da ne?
Eşek öyle hızlanmış ki mübarek dere tepe demeden koşturuyormuş.
Olan Nasrettin Hoca’ya olmuş. Eşeğin arkasından yetişemiyormuş. Yolda bir köylüsüne rastlamış, benim eşeği gördün mü arkasından yetişemedim demiş.
Köylü gördüm
dörtnala koşuyordu.
Hayvana ne yaptın da öyle koşuyor diye sormuş.
Hoca Nasrettin kıçına biraz nişadır sürdüm demiş. Köylü de eşeğe yetişmek istiyorsan birazda kendine sür o zaman onu geçersin demiş.
Hayvana ne yaptın da öyle koşuyor diye sormuş.
Hoca Nasrettin kıçına biraz nişadır sürdüm demiş. Köylü de eşeğe yetişmek istiyorsan birazda kendine sür o zaman onu geçersin demiş.
Nasrettin hoca
köylüsünün dediğini denemiş, denemeye de nişadırı sürdükten sonra, eve
odun yüklü eşekten önce varmış.
Anlattığım bir
fıkra!
Fıkra olmasına fıkra da siz fıkra deyip geçmeyin. Kaç asır sonra, Nasrettin hoca misali poposuna nişadır sürülmüşçesine yerinde oturamayan, millet yakacak odun bulamazken, har vurup harman savuranlar, uçuşuyor bulutların üstünde.
Dedim ki Nasrettin hocadan bir fıkra anlatayım, belki okuyup kıssadan hisse alan olur hem de duayen yazar Rahmetli Hasan Pulur’u yâd ederim diye düşündüm.
İyi Etmiş -miyim?
Fıkra olmasına fıkra da siz fıkra deyip geçmeyin. Kaç asır sonra, Nasrettin hoca misali poposuna nişadır sürülmüşçesine yerinde oturamayan, millet yakacak odun bulamazken, har vurup harman savuranlar, uçuşuyor bulutların üstünde.
Dedim ki Nasrettin hocadan bir fıkra anlatayım, belki okuyup kıssadan hisse alan olur hem de duayen yazar Rahmetli Hasan Pulur’u yâd ederim diye düşündüm.
İyi Etmiş -miyim?
22 Şubat 2020 Cumartesi
J. nın not defteri 3 / Tecavüz
Şair ne güzel söylemiş; “yıllar
ne çabukta geçti günler arasından” diye… Yapraklar sararmış, güneşin feri azalmıştı. Doruk
göreve başlayalı, neredeyse bir yıl oldu. Bu arada işine ısındı. Yunus’un
ifadesiyle neredeyse pişti pişecek. Kamu kurumlarında çalışan akranları arasında
çevre edinmeye de başladı.
Mevsim sonbahara
doğru doludizgin koşuyor.
Günlerden
cumartesi!
Şehir kulübü işletmecisi Nazif, gramofona
Müzeyyen Senar’dan bir 45’lik koymuş, o muhteşem yorumuyla; “Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım, Bakışından süzülen İşvene kurban olayım, derken ortalık yıkılıyor.
Sonbaharın ayak
sesleri de Müzeyyen Senar’a eşlik ediyor dense abartı sayılmaz. Zira sararan
yapraklar ufak ufak kovalamaca oynamaya başladı bile…
Doruk’ta şehir kulübü önündeki
bahçede, tahta masaya inat; sağlık memuru
Yusuf’la tavla oynuyor…
Kulübün müdavimleri masaları
kuralı bir hayli olmuş.
Kimi briç oynuyor, kimi konken
çeviriyor. Çayların biri gelip öteki
giderken sigaralarında bir sönerken öteki yanıyor.
Tavla kızışmış.
-hadi kemik gel bi düşeş
-yok gele
- atılan kahkaha, keyifler yerinde falan derken gün öğleyi
geçti.
Oyun kızışmış, kim galip kim mağlup
aşamasına gelmişti ki, yan taraftan santral görevlisi askerin sesi ile oyundan
koptular.
Köseler köy muhtarı, görüşmek
istiyormuş.
Köyde vukuat varmış.
Onu İhbar edecekmiş.
Doruk Tavla oynamayı bıraktı,
Yusuf’a teşekkür etti, doğru odasına çıktı. Telefonun kolunu çevirdi, muhtarı ver koçum dedi.
Zaten Muhtar hattan ayrılmamış,
irtibat hemen kuruldu. Muhtar önce nezaketen hal hatır sordu sonra, sadede
geldi.
Köy halkından Mehmet Kiraz adında
bir genç, reşit olmayan bir kıza tecavüz etmiş dedi, Doruk, sanık bir yere kaçmasın göz kulak ol,
hemen geliyorum deyip lafı uzatmadan telefonu kapattı.
Zile dokundu, gelen nöbetçiye;
Eyüp Onbaşıya söyle, Mustafa, Hakan ve Dursun’la birlikte kuşanıp gelsin emrini
verdi.
Tekrar santrali aradı, Bölük
Komutanı ile görüştürmesini istedi.
Komutanla irtibat kurulunca, kısaca olayı özetledi, olaya gitmek için hazır
olduğunu ifade ettikten sonra, Kaymakam beyden Makam aracını alabilirsek olay
yerine intikal hızlanır diye de öneride bulundu.
Kısa süre sonra, İlçe
Kaymakamının makam aracı, Bölük Komutanlığı önündeydi.
Vakit kaybetmeden hareket edildi.
Köseler köyü, Kıbrısçık Beypazarı
yolu üzerindeydi.
Yol staplize yol olmasına rağmen
fena değildi. Kısa süre sonra köye varıldı. Muhtar, iki aza ve köy bekçisi de,
köy girişinde, jandarmayı bekliyordu.
Doruk, İhtiyar heyetini görünce
durdu, jeepten indiler, kısa bir tokalaşmanın ardından, sanık elimizde mi diye
sordu, Muhtar olaydan sonra sanık kaçmış dedi.
Hep birlikte, sanığın evine
gidildi. Kapı çalındı açan olmadı.
Pencereye vuruldu bakan yoktu. Yakınları da hiç görülmemiş dedi bekçi...
Doruk, Askere emir verdi, kapıyı
açın! Bekçi gitti bir levye demiri buldu geldi. Kilidin olduğu yere baskı
yapıldı ve çok zorlamadan kapı açıldı. Muhtar, iki aza, köy bekçisi eşliğinde
evde arama yapıldı. Ev boştu, sanık ve sanık yakını olmadı gibi, suç unsuru bir
şeyde yoktu.
Aramadan sonra, olayla ilgili
tutanak hazırlandı, kapı asma kilit
bulunup geri kilitlendi ve anahtar muhtara tutanakla teslim edildi.
Nere gidebilir, nerede saklanır,
köy içinde ve dışında akrabaları var mı vs kısa bir durum muhakemesi yapıldı. Mevcut
devriye ikiye ayrıldı, Muhtar Doruk’la uzak mesafeleri aramak için giderken
Bekçi ve iki aza köy içinde olması gereken yerlere bakacaklardı.
Neyse ki Kiraz, jandarmayı çok
yormadı! Sarıkaya köyündeki teyzesinin yanına kaçmış! Akşam olmadan ele geçti.
Köyden tecavüze uğrayan mağdur ve
yakınları da köydeki bir kamyona bindirilip hep birlikte ilçeye dönüldü.
Ondan sonra yapılan işler
rutindi.
Mağdurun muayenesi, sanığın
doktor raporu mağdur ve velisinin ifadesi, sanığın ifadesi derken hazırlık evrakı akşam
olmadan ikmal edilmişti.
Sanık suçunu hiç inkâr etmedi. Kızın
yaşı küçük olmasına rağmen evlenmek istiyormuş, zaten bölgede genç kızlar
evlenmek için reşit olmayı beklemezmiş vs diyerek suçu kabullendi.
Mağdure ifadesi alındıktan sonra,
pazartesi gün getirilmek üzere aile
teslim edildi. Sanık nezarete alındı. Pazartesi sabahı, mağdure ebeveyni, sanık
evrakıyla birlikte C. Savcılığına mevcutlu olarak teslim edildi.
Duruk kendince yine iyi bir iş
çıkartmış, olayı sürüncemede bırakmamış, yasal gereğini bihakkın yapmıştı.
Duruşma sonunda sanık tutuklandı.
Bundan sonrası mı Türk Milleti adına yargılama yetkisi olan yüce mahkemenin göreviydi.
…/…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












