25 Mayıs 2020 Pazartesi

İZİN


                                                                                     
Söylemezde balık avı hem yerli halk nazarında hem de kamu personeli arasında yeni bir çığır açmıştı. Özellikle hafta sonlarına renk katıyor, ayağına çizme giyen,   serpme atmayı öğrenmek isteyen, cumartesi pazarı iple çekiyordu.
Öğleden sonra Jandarma Takım Komutanlığı bahçesinde tonlanmak, rutinleşti.
Halk, jandarmadan korkmak yerine, onunla bütünleşmeyi sevdi. Derdi olan, şikayeti olan ya da derdine derman arayan çekinmeden kapıyı çalabiliyordu.
Duruk kısa sürede yöre halkıyla kurduğu diyalogdan memnundu. Zira halkla kurulan sıcak ilişki, hem görevini kolaylaştıracak hem de bilgi akışı hızlanacaktı.
Deyim yerindeyse, bölgede sinek uçsa haberi olacaktı. Bölgesinde emniyet asayişin sağlanmasına giden doğru yol, hem mıntıkayı bilmeden hem de haber almaktan geçiyordu.
Aras’a tor atma, balık tutma işi birkaç hafta sürdü. Havalar serinlemiş, kış geliyorum diye mektup yazmıştı. Mektup adrese ulaştıktan sonra, kara kışın kapıyı çalması gecikmedi. Gelirken yanında bembeyaz gelinliğini de getirmişti. Hem de eteği yerde sürünen model- dendi.
Yer beyaz, gök gri olmuştu. Güneş kime küsmüş niçin saklanmış Doruk bir anlam veremedi. Artık Söylemezde yaşam sınırlanmıştı.
Isı düşmüş, soğuk uçan kuşu kanadından vurmuştu. Erzurum Muş kara yolu kısa sürede olsa ulaşıma kapandı. Kara yolları iş marinaları yolu açana kadar yol iz yoktu.
Neyse ki yolların açılması çok uzun sürmedi. Her sabah ana yoldan geçen, mutat 5 otobüs, (Karayazı Tekmen Hınıs ve Muş)i ve Cizre’den kömür çeken nakliye kamyonları seferlere başladı.
Yolun açılması demek, ekmeksiz kalmamak anlamına geliyordu. Zira Nahiye deki iki lokantanın ve Jandarmanın ihtiyacı olan ekmek, Hasankale ilçesindeki fırınlardan geliyordu.
Karın yağışıyla adli mülki askeri hizmetlerin tamamı askıya alınmış, evraklar hava muhalefeti nedeniyle muamele ten infaz edilir hale gelmişti.
Hava sıcaklığının sıfırın altına  -20/30 dereceyi gördüğü bedenen hissediliyor, gözle görülüyor, Meteorolojinin verileriyle de bilimsel olarak yapılan ölçümler paylaşılıyordu.
Makam odaları, mutfak, koğuşta döküm soba yanmasına rağmen, oda sıcaklıklarının 16 derecenin üzerine çıkmadığına şahit oldu Doruk!
Aras nehri donmuş, üstü karlarla örtülmüş, o da bütün hizmetlerini mevcutlu yapmaktan, muamele ten infaz eder olmuştu. Üstünden ganı geçse gıkı çıkmıyordu.
Hani okullarda çocuklara dört mevsim öğretiliyor ya, Doruk yaşayarak örendi ki bu bilgi külliyen temelsiz. Aylar bir birini kovalamış, Nisan ayı sonu olmuştu.
Söylemezde kar daha delinmemiş, hava ısınmamıştı. Mayıs ayında bir de yıllık izin kâğıdı göndermişler, bu kışta kıyamette izine ayrılıp nereye gidecek?
Bazen kader ağlarını kendi örerken, güzel düğümlerde atıyor. Bu zamansız plansız izne ayrılma kendiliğinden bir tatile dönüştü.
Doruğun, Karadeniz Bakır işletmelerinde İnşaat mühendisi olarak çalışan bir abisi vardı, telefonla görüşüp, izne ayrıldığını, iznini yanında geçireceği müjdesini verdi.  
Her yer bembeyaz kar!
Apar topar hazırlandılar.
Erzurum'a Telefon edip bir otelde bir geceliğine yer ayırttı,  petrol ofisinde mola veren yolcu otobüslerinden birinde yer bulup, Erzurum’a yolculuk başladı.
Pasinler ovası karlar altındaydı. 
Askeri birlikler kış tatbikatı için, ovaya inmiş, kardan ev yapmışlar, Pasinler ovasında  bir orduyu barındıracak, buz evler vardı.
Erzurum’da saçaklardan sarkıtlar sarkıyor caddeler, kızakla kayılacak kadar tehlikeli ve kaygan.  Doruk eşi ve kızı bir geceyi otelde geçirdi, ertesi sabah Artvin'e gidecek,  yarım otobüsle yola çıktı.
Tortum'a kadar her yer kar iken, ilçeden uzun dereye girince bahar gelmişti. Ağaçlar çiçek açmış, her taraf günlük güneşlik, hava sıcaklığı mevsim normallerinin üstünde. Şaşırıp kaldı doruk ve ailesi. Her yeri söylemez gibi zannedip kışlık kıyafetlerle çıkmışlardı yola.
Otobüste, Üzerlerindeki kışlıklardan kurtulabildikleri kadar kurtuldular. Yılan gibi kıvrılan daracık kara yolunda, uzun bir yolculuktan sonra Artvin'e ulaştılar
Artvin kent merkezi, çıkmakta keçilerin bile zorlanacağı dik bir yamaçtan tırmanılan tepe üzerine kurulmuştu.
Cennetten bir köşe gibi duruyordu yamaçta Artvin! Kardeşi ve ailesini Garajda karşıladı Abisi. Sonra Murgul'a başladı yolculuk!
Murgul küçük bir ilçe olmasına rağmen, Karadeniz Bakır İşletmelerine ait işletme tesisleri, lojmanı, Müteahhit, mühendis ve çalışanı ile birlikte, yaşam standardı Doruğun çalıştığı yerlere göre çok farklı.
Otuz günlük tatil, beklenilenden hem çok daha iyi geçmiş, hem de ufkunu açmıştı.  Ülkenin refahı, yer altı ve yer üstü kaynaklarının işlenmesi ve ekonomiye kazandırılmasıyla doğru orantılı olduğunu, yerinde gördü, tanıklık etti ve geleceğe olan inancını heyecanını 
yenileyerek geri döndü.

                                                                                           …/…

24 Mayıs 2020 Pazar

Bugün Bayram!


                   


Bugün bayram, kanatlanıp uçmak istiyor, insan
Yüz gülsün, kirpikte yaş olmasın, istiyor insan
 Açlık, yoksulluk bitsin, mutlu olsun, dünya âlem
Dövüş kavga, savaş bitsin, dursun kan diyor insan



Hayal Denizi
24.05.2020 Manisa

Bayramınız Kutlu Olsun!
Yüzünüz 7. Cihanda Gülsün.


17 Mayıs 2020 Pazar

Balık Avı


Nasıl da çabuk geçiyor günler? Yaz mevsimi tasını tarağını topladı, göçünü yükledi, veda etmek için; sarılıp koklamaya el sıkmaya, veda edip,  yerini kara kışa bırakmaya, hem gönüllü hem de dünden hazır! 
Erzurum’da dört mevsim yaşanmazmış!
Öyle söylüyor Doğu Anadolu'nun kara yağız, baktı kara yoksul insanları…
Kar, Ekim sonu Kasım başı düşer, Mayıs sonun, Haziran başı canı isterse kalkarmış!
Aras Nehri donar, üstünden atlı araba geçer, buz yine kırılmazmış.
Anlatılanları duyunca Doruk, gözü korktu.
Kış gelmeden kok kömürü siparişi verdi.
Haa, bir de Söylemez çok soğuk olur – 40 dereceyi görürmüş.
Söylemesi ayıp, tükürük yere düşmeden donar, bıyıkları olanın bıyığına kırağı düşermiş. 
Kışla ilgi anlatılanlar aslında bunlarla da sınırlı değil.
Öyle şeyler anlatılar ki, geri kalanı yaşayıp görmek, tadına varmak için anlatmak yerine kendine sakladı Doruk!
Bu gün özel bir gün!
Şimdiye kadar kamu görevlilerinin hiç yaşamadığı bir ilk gerçekleşecek. Sağlık Memuru Yılmaz, Sağlık Ocağı sekreteri Gıyasettin, Doruk, birkaç hafta önce okudukları gazete reklamlarında bir balık ağı görmüş ve ortaklaşa sipariş vermişlerdi.
Nihayet, serpme ağ geldi.
PTT memuru Reis size bir müjdem var, köpüklü bir kahve söylerseniz söylerim diye tutturduktan sonra, Türk kahvesini içtikten sonra ağınız geldi diye duyurdu ve ağı teslim etti.
Serpme geldi, gelmesine de,  sipariş verenlerin hiç birisi, serpme nasıl atılır bilmiyordu. Ne yapacağız nasıl öğreneceğiz derken, akıllarına Bestami öğretmen geldi.
Okullar açılmış, İlkokulun iki öğretmeni de Bucağa teşrif etmişlerdi. Doruk, bahçeden kapı önünde duran karakol nöbetçisine seslendi!
Bana bir Asker gönder canavar!  Canavar Doruğun eğitim birliğinde erler için kullandığı bir deyimdi. Askerler canavar diye çağrılmasından hoşlanıyordu.
Asker gelir gelmez, Canavar, koşarak ilkokula kadar git.  Hocalara karakol bahçesinde beklediğimizi söyle. Soru sorarlarsa sizi çay içmeye davet  ediyorlar dersin diye gönderdi.
Asker okula doğru gittiğinde, Transistorlu Radyoda, Gönül Akkor Vardı. Nasılda geçti o güzellm yılları yorumluyordu sanatçı. Sanki kamu personelinin niyetini okumuş, hızla geçen günlerle ilgili bir istek almış gibi bir parça seçmişti.
Kısa süre sonra, Hüseyin ve Bestami öğretmen, bahçeye damladı. Günlerden Pazar olduğu için bir geç kalkmışlardı.
Bahçede, Söylemez Nahiyesi, kamu personel kadrosu, tam takım hazır!
Yalnız ebemiz eksik!
O da zaten bu tür etkinliklere katılmıyor.
Bazen örf adet, bazen gelenek görenek, özellikle de Din adına, İnsanları öyle form-atlamışız ki, sanki Mustafa Kemal Atatürk “Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” Dememiş…
Neyse lafı çok uzatmayalım.
Bestami Hoca gelir gelmez, Çaylar tazelenirken, serpme kolisinden çıkartıldı, kavak ağacının dalına Sağlıkçı Yılmaz tarafından asılıverdi.
Hem Hüseyin hem de Bestami hoca, ağı görünce yerinden kurşun gibi kalktı. Önce ağlara sonra eteğindeki kurşunlara dokundular.
Dokunmuyor, sanki okşuyorlardı.
Gözlerinin içi gülmüştü.
Çaylar içilene kadar muhabbetin konusu serpme ağ oldu.
Sonra toplu halde, Aras Irmağına yürüyüş başladı.
Zaten Irmakla Karakol arasındaki mesafe 70/80 metre kadar bir şeydi.
İlk önce ağ nasıl atılır talimi yapıldı.
Sonra su birikintisi ve derin yer arandı. Ve balık tutmaya fiilen geçildi. Serpme ağla balık tutmak, olta ile balık tutmaya hiç benzemiyor.
Sermeyi atmadan önce balıkları görüyorsun, sonra Bolu Bey’inin, Köroğlu’nu yakalamak için üstüne attığı ağ gibi ağı atıyor ondan sonra çekiyorsun.
Her atığında onlarca sazan ağın içinde. Avcı abartısı değil anlatılanlar. İki saat ya oldu ya da olmadı. Koca bir su tenekesi sazan yakalandı.
Bu arada içinde bir de  Yayın Balığı  vardı. Hem de kocaman.  Doruk ve arkadaşları, yayın balığını aralarında paylaştılar.
Bir Teneke sazan balığını da köy halkına dağıttılar. 
Aras nehri Söylemez’in içinden akarken, köy halkının balıkçılıkla hiç ilgilenmemesinin yorumunu değerli okuyanlara bırakmak zannedersem doğru seçim olacak.
O akşam Doruk ve arkadaşları yayın balığının lezzetiyle tanıştılar. Bir hafta boyu da balık muhabbeti yaptılar.
Kar yağana kadar serme atıp sazan tutular. Birazcık olsun, renk kattı serpme kamu personelin durağan yaşamına…

                                                                                …/…

16 Mayıs 2020 Cumartesi

HASRET GÜNÜ



Söksün gayrı şafak, aydınlansın ortalık  
Çözülsün Levh-i mahfuz sırları
Kara cehaletten kurtulsun insanlık
Dostlar
Gelin birlikte azıcık düşünelim bu gün 
Sonra kabuğumuzu kıralım
Kendi kendimizle tanışalım bu gün 
Sen soru sor, ben doğru, cevap vereyim
Ya da ben soru sorayım siz cevaplayın
Biliyorum aklınızdan geçenleri görmeden
Kime
Neye göre
 Doğru
 Diye soruyorsunuz soruyu duymadan
Haklısınız yerden göğe kadar
Bu sorunun cevabı
Siz düşünmez-misinizde saklı
Sonra pekiştirilmiş
Hiç akıl etmeyecek misinizle
Sahi
Suç mu düşünmek
Akıl etmek
Suç değilse düşünmek
Emri değil mi Allah’ın sorgulamak
Öyleyse uyalım yaratanın emrine
İlk soruyu ben sorayım cümlenize
Tanıştınız mı siz yüz yüze Allah ile
Gördünüz mü cemalini,
Duydunuz mu sesini
Hâşâ diyorsunuz içinizden
Olur, mu öyle şey
 Mimikleriniz allak bullak
Aklınızda bin bir soru
Ekliyorsunuz, tanışılır mı Allah ile
Duyulur mu sesi bile
Duysak nasıl anlarız
Kim bilir
Hangi  dil ve lehçede konuşur
Hatırlamadınız
  “elestü bi rabbiküm”ü
Bi haberiz değil miyiz hepimiz
“Kalu Bela’dan “
Bu yüzden kendimizi haklı buluyoruz
Bir de siyasi İslam’ın kılavuzları çelince aklımızı
Şaşırıp ortalıkta kalıyoruz
İşte o zaman
Başında Tacı
Elinde iktidar asası
Bir Allah ile tanışıyor müşerref oluyoruz
Gökyüzünde, yıldızlardan daha uzak
Yedi kat arşta yaşayan
Yıldızlardan yarattığı milyarlarca insanı gözetleyen
Bir Allah ya da Rap
İnsanların omuzlarında bir melek
Kimi sevap yazar kimi günah
Sevap için hazırlanmış cennet bahçeleri
İçinde omuzlarında şarap testileriyle dolaşan huriler
Cehennemde insanı paçasından çeken zebaniler
Hey yüce rabbim bana akıl fikir ver
Nasıl ererim sen hatırlatmaz isen senin sırrına
Bir de düldül ararım çıkmak için katına
Muhtaç edersin beni
Yaratırken yaratılışıma şahit tuttuğun
Secde ettirdiğin bedensiz varlığa
Korkar yanmaktan melek
Giremez "Sidretül münteha"ya
Hâlbuki rab münezzehtir
Hem mekândan
Hem de zamandan
Hem ezelidir
Hem de ebedi
Bilinen ve de bilinmeyen tüm evreni kuşatmış
İhata etmiştir hiç zorlanmadan
Yer gök onu ihata edemezken
O yarattığı Halifesinin kalbine sığmıştır
Rengine, ırkına, dinine ve diline göre ayırmaz
Kâinatta ne varsa ona ruhundan bağlanmıştır
Canlı cansız, her ne varsa taş toprak, uçan kuş
Akan su, dalgalanan deniz, esen rüzgâr
Çakan şimşek, yağan yağmur zikreder yaratanı
O şah damarımızdan daha yakındır halifesine
Uzakta aramamalıyız, başında taç elinde asa ile
Geri dönelim “ben sizin Rabbinizim “dediği güne
Bilelim rabbi,
Bilinmek istediği tüm isim ve sıfatlarıyla
Allah
Yarattığı halifesini çok iyi biliyor
Bilimin keşfedemediği DNA sın da yazılı vasıflarıyla
Aramayalım yaratanı uzakta
O bizden daha yakın bize, birde sorumluluk yüklemiş
Dağ ve taşın kaldıramadığı büyüklükte
Hani  “her canlı ölümü tadacak “demişti ya!
Hasretle kucaklayacak
 Ölümü tadan halifesini hasret gününde.

Hayal Denizi
19.05.2020








8 Mayıs 2020 Cuma

Tuluk Hırsızı



Eylül ayının ilk hatası, bir Pazartesi sabahıydı. Doruk, mesai saati başlarken;  ikametgahından aşağı indi, odasına geçmeden önce, her zaman yaptığı  rutin kontrolleri için Koğuştan başlayarak, bütün odaları tek tek inceledi. Gözüne takılan ufak tefek aksaklıkları yerinde düzeltirdi.
Bu alışkanlığı ile karakolu;  her zaman, haberli ve habersiz denetlenmeye hazır tutuyordu. Kimsenin afrasın, tafrasını, çekmemenin en iyi ve ideal yolunun bu olduğunu öğrenmişti.
En son mutfağı da kontrol etti!
O gün pişecek yemeğin tabldotunu da akşam yapmış aşçıya vermişti.  Ona da bir göz attı her şey yerli yerindeydi.
Odasına geçerken kapı önüne baktığında, kadınlı erkekli bekleyenler olduğunu gördü! İçlerinde Çullu Köy muhtarı da vardı.
Karakol nöbetçisine işaret etti ve Çullu köyü muhtarını içeri almasını istedi. 
Sonra gelenleri geliş sırasına göre, Karakol Komutan yrd.  Remzi’ye götür. Vatandaşları bekletmeyelim diye talimat verdi.
 Odasına girdi. Göz ucuyla oda temizliğinin iyi yapılıp yapılmadığını denetlerken, muhtar açık kapıyı çalarak içeri girdi.
-Doruk!
-Hayrola Muhtar?
-Seni hiç böyle erkenden karakol kapısında görmemiştim.
-Muhtar gülümseyerek, haklısın komutanım! Daha önce tandır bacasından girip peynir çalan hırsızımız yoktu dedi.
-Doruk, ne peynir mi çalmışlar?
-Muhtar
-Evet, hem de yaşlı dul bir kadının evine bacadan girmiş iki tuluk peyniri alıp gitmişler.
-Şikâyetçi kadını da getirdim.
-İstersen bir de sen dinle.
Muhtar sen bilirsin, Çullu köyünde bu tür hırsızlık yapacak kimse var mı? Bizim köyde şimdiye kadar böyle bir şey olmadı. Olsa bile evine girilen kadın hem yaşlı, hem kimsesiz. Köyümüzden kimse bu kadının evine girmez ve hırsızlık etmez.
Bizim karakola bağlı olmayan, Karayazı merkez karakoluna bağlı komşu bir köy var!  Şikâyetçi kadınla bana gelince, kim yapabilir, şüphelendiğin kimse var mı diye sordum.
O köyden bir isim verdi. Günahı vebali kendi boynuna diye de manevi sorumluluğu peyniri çalınan yaşlı kadının boynuna yükledi.
Daha müştekiyi dinlemeden, küçük bir ipucu yakalamıştı Doruk! Nöbetçiye seslendi, kadını içeri almasını istedi.
 Kadın içeri girince yer gösterdi, tam karşısına oturttu. Kadın Türkçe bilmiyordu. Önce Kadına bir çay söyledi, sonra Takımda Kürtçe konuşan, J. Eri Mehmet’i çağırdı. Bu arada muhtarı da odadan çıkartı ki ifadede alırken araya girmesin.
Tercüman aracılığı ile şikâyetçi çayını yudumlarken,  sımsıcak bir diyalog gelişti.  Şikâyetçi kadın rahatlamıştı.  Resmi dairede, jandarma karakolunda olma psikolojisini atmış, tercüman aracılığıyla da olsu; evladım, oğlum havasına girmişti.
İfade çok uzun sürmedi.
Peynir tuluklarını kimin çaldığını, görmemişti. Kimsenin günahını almakta istemezdi. Komşu “Payveren” köyünde bir hırsızın varlığını, Çullu köyü kadını ve erkeği herkes bilir. Bende ondan kuşkulanıyorum dedi ve ifadesini imza yerine sol elinin başparmağını basarak imzaladı.
Doruk, Hemen bir devriye hazırladı. Başına yardımcısı Ahmet’i verdi. Şüpheliyi yakalayıp getirmeleri için motorize olarak gönderdi.
Köy İlçe merkez J. Karakoluna bağlı olmasına rağmen, Söylemeze de yakındı.   Adamı alıp gelmek çok uzun sürmedi.
Getirilen şüpheli, pala bıyıklı, orta boylu, kılık kıyafeti düzgün, düzgünde Türkçe konuşan biriydi. Doruk adamı odasına aldı, hakkında peynir tuluğu çaldığı iddiasıyla şikâyet olduğunu, kendilerini yormadan çalınan peynirleri çıkartırsa,  kendisi hakkında sadece yasal işlem yapılacağını, çıkartmazsa, çıkartıncaya kadar nezarette kalacağını güzelce anlattı.
Adam Nuh diyor peygamber demiyordu. Doruk, Yardımcısı Ahmet’i çağırdı, bu adam iyilikten anlamıyor, canı nezarette yatmak istemiş. Giriş işlemini yapalım. Nezarette koyalım başına da bir nöbetçi bırak. Ne zaman peynirin yerini söylerse o zaman haber versin. Yiyecek içecek de verilmesin diye şüphelinin yanında talimat verdi.

Şüphelinin biraz önceki kendinden emin hali gitmişti. Bodrum kattaki ürpertici odada iki saat kalabildi. Peynirleri evin önüne gömdüm. Gidelim çıkartalım diye kapıdaki nöbetçi askerle haber gönderdi. Yine dört ayak üstüne düşmüştü doruk.

Hemen kendine bir görev yazdı. 4 asker aldı. Zanlıyı nezaretten çıkartıp pikaba atladığı gibi anında köydeydi.

Sanık Çullu köyünden gidişe göre, köy girişinde yol kenarında oturuyordu.  Köy yoluna bakan bir evi evinin önünde de düz bir alan vardı. Sanık kapının önüne bir kuyu kazmış, içine peynir tuluklarını gömmüş. Elleriyle gömdüğü peyniri yine kendi elleriyle çıkarttı teslim etti. Olay yerinde olup bitenler bir tutanakla tespit edildi. Küçük bir krokiyle de yer tespiti yapıldı.

Çullu köyünden geçerken Köy Muhtarına peynirin bulunduğu anlatılıp, ertesi sabah karayazı cumhuriyet savcılığına teslim edileceği müştekiye bilgi vermesi istendi.

Bundan sonrası zaten çorap söküğüydü.

Evrak akşamdan hazırlandı.

Sabah erkenden Karayazı İlçe J. Bölük Komutanlığına götürülecek şekilde hazırlık yapıldı.

 Sanık sabah İlçe. Bl. Komutanlığına sevk edilirken, Doruk sanığı karşısına aldı, pala bıyık bırakmışsın, bıyık ne anlama geliyor biliyor musun diye sordu!

Şüpheli mahcup,  başını yere eğdi, hırsızlık eden adama pala bıyık hiç yakışmıyor. Bıyığının bir yanını kesecek, bir yanıyla seni Karayazıya sırtına sardığım peynir tuluklarıyla göndereceğim.

Belki utanırsın.

Bir daha hırsızlık yapmazsın dedi, dediğini eyleme geçirdi, çaldığı iki tuluğu sırtına sardı, bıyığının yarısı kesilmiş olarak sevk etti.

Bıyık olayını okuyan soracaktır, hani vatandaşa iyi davranacaktı Doruk!

Ne oldu da yeminini bozdun.

Aslında prensiplerimden asla vazgeçmedi.

Lakin hırsızlık planlı projeli yapılan yüz kızartıcı bir suç! Cinayet gibi bir anlık öfkenin ya da kendini koruma içgüdüsüyle işlenen bir suç değil.

Mıntıkasında emniyet ve asayişi sağlamak onun asli görevi. Yaptığı uygulamanın caydırıcı olacağını düşünmüştü, yanılmadığını kısa sürede anladı.

Karayazı içinde ve köylerinde, bu olay fenomen olmuştu. Ne C. Savcıdan, ne Hâkimden de hiçbir tepki almadı. Söylemez de iki yıl kaldı. Mıntıkasında ikinci bir hırsızlık olayı olmamasını ilk olaydaki kararlı tutumu ve ibretlik davranışın sırrı diye değerlendirdi.

 

                                                                                    …/…

 

 


2 Mayıs 2020 Cumartesi

İNTİHAR!


                                                                


Doruk, Söylemezde göreve başlayalı neredeyse ikici ayı da bitti! Şark hizmetti diye geldiği yerde asayiş, çok kötü ya da çok hareketli değil. İlk önceki görev yeriyle, Söylemez arasında; sadece gece yol emniyet devriyesi hizmeti farkı var.
Bu mani zabıta hizmeti, Erzurum - Muş karayolu üzerinde, sadece Söylemez J.Takım Komutanlığı sorumluluk alanında; gasp ve soygunu önleme adına gece motorlu olarak yapılan bir hizmet.  
Muş istikametinde, Tekman ilçesine bağlı Hacıömer J.Karakolu,  Erzurum istikametinde ise Köprüköy J.Takım komutanlığı sınırları uç bölgesi…
Yaz günü Aras Nehri yatağına, paralel uzanan şosede yapılan,  motorize devriye hizmeti, deniz kıyısına,  gezintiye çıkmış gibi duygu içinde keyifle geçiyor..
Mehtaplı havalarda, aracı park edip Aras nehrini yakından izlemek, su sesini dinlemek; nehir içindeki sazanları seyretmek, inanılmaz güzel...
Doruk, gece yol emniyet devriyesinden geldiği için sabah mesaisine geç inmişti!
Saat 1100 sularıydı.
Bina giriş kapısı önünde bir vatandaşın beklediğini gördü.
Bu sırada Tk. K. Yardımcısı Uzman J. Çvş. Remzi odasından çıktı, komutanım, Eyüpler köyünde, bir intihar vakası var.
Ben şahsın ihbarını aldım.
İfade şimdi bitti.
Size haber verecektim. Diye, ilk adli vakayı, kısaca özetledi.
Doruk odasına girmeden önce, yardımcısı Remzi’ye yanına yeterli Asker al olay yerine intikal et. Otopsi için heyet gelene kadar gerekli tedbiri al diye emir verdi..
Sonra kapıda bekleyen şahsı içeri aldı bir kerede kendi olup biteni dinledi. İntihar eden genç bir kadınmış!
Ağıl tavanına ip bağlayarak kendini asmış!  
Maktulün cesedine dokunmamışlar vs.  
Doruk, kapı komşusu PTT memuru Reis Beyden,   Karayazı Jandarma Bölük Komutanlığını istedi.
Telefon beklerken, intihar vakası ihbar tutanağını da inceledi ve Bölük Komutanlığına verilecek sözlü raporun ön bilgilerini not etti.
Telefon irtibatı sağlandıktan sonra, İlçe J.Bölük Komutanı J. Ütgm. Subaşı’na;  şifahen intihar olayını kısaca özetledi.
 Olay yerinde gerekli tedbiri almak için devriye gönderdiğini, Savcı ve Hükümet tabibi geldiğinde kendinin de olay yerinde olacağını ifade etti.
İlçe C.Savcısı ve Hükümet tabibinin intikali de çok uzun sürmedi.   Öğleden sonra saat 1430 gibi söylemezdeydiler.
Otopsi heyetine, Doruk’ta katıldı.  
Köye birlikte intikal ettiler.  
J. Devriyesi olay yerinde gerekli tedbiri almış, maktulün yakınlarını olay mahallinden uzaklaştırmıştı.
İntihar olayının gerçekleştiği ağıl tavanı çok yüksek değildi.
Maktul hala boğazındaki iple duruyor ayakları yere değiyordu.
Doruğun ilk dikkat ettiği şey bu mesafeden intihar edilip edilmeyeceği şüphe ve kuşkusu aklına takıldı.
Kuşkularını otopsi sonuna kadar kimseyle paylaşmadı.
Otopsiyi,  maktulü, zabıta gözüyle, dikkat ve kuşkuyla yakından izledi.
Hayatına son veren gencecik bir gelindi. Yöre halkının aksine beyaz tenli, kumral saçlı, bakımlı birine bezmiyordu. Vücudunda, darp ve cebir gibi, şiddet izi, morarma kararma yoktu.  
Otopsi de çok uzun sürmedi.
C. Savcısının ve Hükümet tabibinin tıbbi tanımlaması, asılma suretiyle intihar olayı olarak adli kayıtlara düştü.
Doruk, otopsi sonuç raporu yazılınca, dayanamayıp Hükümet tabibine, kaygılarını öne çıkartıp sordu. Dr Bey!
İntihar yeri maktulün boyundan yüksek değil. İpi boynuna takıp ayağını yerden kesecek mesafe de yok. Maktul, canı yanınca ayağa kalkıp kendini kurtaramaz mı diye düşünce ve kuşkularını anlattı ve sordu.
Doktorun açıklaması, çok çarpıcıydı.
İntihar etmek için yerin çok yüksek olması gerekmez.
İnsan oturduğu yerden de boynuna ipi geçirip kendini bırakarak intihar edebilir. Ve Tıbbi terimlerle ölümün gerçekle biçimini, “ani olarak boyunun kompresyonu sonucu solunum yolu tıkanmasına bağlı boğulma, ya da boyun diskinin kırılmasıyla gerçekleştiğini açıkladı.
Doruk bu olay sayesinde, yaşayarak görerek, yeni bir şey daha öğrenmişti.  C. Savcısı, cesedi yakınlarına teslim etti.
Defin için herhangi bir engel kalmamıştı.
Devriye toparlandı, aileye baş sağlığı dilendi ve hiçbir şey olmamış gibi evli evine köylü köyüne döndü. Ya geride kalanların acısı üzüntüsü(?)...

                                                                                   …/…


1 Mayıs 2020 Cuma

UYAN

bu gün, bir mayıs
 işçi, emekçi ve bahar bayramı
bilir alem
 zor emekçi olmak
yok içmeye ayranı
cep delik cüzdan boş
 bak evde ekmek var mı
garip neyi kutlasın
olur mu açlığın sefaletin bayramı
kırlar rengârenk
toprak uyanmış
açmış kır çiçekleri
bu uyku da neyin nesi
gözlerin şişmiş uyumaktan
kış uykusuna yatan koca ayak
çoktan uyanmış
kalk artık
aç gözünü
bak
gün öğleyi geçmiş
uyan gayrı
vakit, uyanma vakti
saçın teli
sakalın kılıyla
kandırıyorlar seni
eloğlu götürüyor
kurduğu filolarla
alın terini
saç sakal teli
din değil
şimdi vakit uyanma vakti
Deniz’im
çılgın dalgaların
kumsalı döver
sığmaz Hayalim kabına
uykuda
suçlu arar
uyansa küçük dev
güneş batıdan doğar
işte o zaman
erken uyanmak işe yarar

Hayal Denizi
01.05.2020





Hayal Denizi
01.05.2020