24 Ocak 2018 Çarşamba

SALIM

                         
                                                        

Ben çocukken Anadolu öztürkçe konuşur, yöresel  ağızla anlaşırdı.  Nasıl yani, diyen gençleri  duyuyorum. Anlattığım dönemde, kar  Ekim ayında toprağa düşer, Nisan-Mayıs  gelmeden;lodos esmeden kalkmazdı.
Zemheride yer gök, ırmak-dere donar; aç kurtlar düze inerdi. Kış gelince, gırip/nezle kolgezer; insanlar yorgan döek yatağa düşerdi.
Hapşırma, öksürme başladığı zaman, anam bizi uyarırdı: “oğlum sokağa çok çıkma, ortalıkta salım  dolaşıyor”derdi …
Salım   soğuk algınlının, nezlenin, giripin hatta bronşitin genel adıydı.
Demem o ki Anadolu:  eski dilini,  yöresel şivesini ya da ağzını unuttu!
Geçen hafta durup dururken; bir hapşırma, kuru bir öksürük , sormayın gitsin. Hapşırırken nefesim kesildi, öksürürken karın içi kaslarım söküldü..
Kendi kendime dedim ki, kalk evlat; aile hekimi seni bekliyor.
Apar topar gittim.
Hekiminin kapısını çaldım.
Dr. Hanım, Stetoskobu aldı eline, taktı kulağına, önce  sırtımı, sonra göğsümü dinledi.
Ağızdan nefes al nefes ver !
Biraz daha kuvvetli, falan  fiklan, muayene bitti!
-Ciğerler temiz, bir şey yok!
-Gırip olma ihtimalin var!
-Sana bir ökşürük şurubu yazdım.
- Onu kullanırsın.
-Haa bir de, günde enaz iki kere, su ısıt buharını solu. 
-Zaten gıripin ilacı yok.
Yat- istirahat et, iyileşirsin dedi gönderdi.
Eyvallah dedim.
 Eczaneye uğradım, öksürük şurubunu aldım eve döndüm.
Gelir gelmez , kettle su koydum, kaynatıp buharını soludum.
Sıcak su buharı iyi geldi.
Hem terletti hem nefes almam biraz rahatladı.
Buhar soluyunca,  daha düzgün nefes almaya başladım. Sonra yorgan döşek yattım. Bir gün, iki gün; yattıkça öksürük azalacağına arttı.
Önceleri yalnız karın içi zarları acıyordu şimdi sırttımda da  ağrı başladı. Birde akciğerim biziğm köy meydanında döndü.
Nasıl mı?
Anlatıyım.
Her soluk alıp verişte, ciğerlerimde tilki pavkırıyor.

Enikler  ürüyor.
Uğursuz baykuş ötüyor.
Yalnız  hayvanlar mı?

Ne gezer?
Eskiden her köy evinde el değirmeni olurdu. İnsan gücüyle dönerdi. Aileler bulgurunu onula çeker, yarmasını onunla yarardı. O değirmen taşının seside geldi, bronşlarıma yerleşti.fır fır dönüyor.
Baktım yatmakla olmayacak, kalktım acil servise gittim.
Kaydımı yaptırdım.
Sıram gelince acil hekimi sordu.
Ne şikayetin var?
Hiç düşünmeden ciğerimde hırıltı var dedim.
Dokto,. muayene etme ihtiyacı ve duymadı.  
Çıktı gitti. Biraz sonra  beni adımla çağırdılar. Kalktım gittim.  Sağlık  memuru elinde küçük bir serum bir de barkotla karşıladı
-N.K senmisin?
Benim !
-Şu barkotu al!
Bununla  film çektireceksin. Hemşire hanım kanını alacak kan tahlili yapılacak. Sonra müşade odasında serum takılacak.
Eyvallah dedim.
İstediği tetkikleri tek tek yaptırdım. 
Serumu taktırdım. Serum bittikten sonra, ciğerimde öten baykuş, dönen değirmen taşı üren enikler sakinleşt.
 Kan tahli çıktıktan sonra doktor neticeye bakmış.
Yedi  günlük antibiyotık tedaviyi uygun görmüş. Sağlık memuru elinde barkotla geldi.
-Bu ilacın.
-Hafta içinde de mutlaka dahiliye ve göğüse gideceksin dedi.
Bir yanlışlık olmalı dedim!
-Yüzüme baktı.
Hem dahiliye hem göğüs niye? Mutla ya göğüs ya dahiliyedir dedim. O zaman sağlıkçı düzeltti…
-Göğse git…
Eyvallah!
Her neyse, çok uzatmayım. Acil hekimin verdiği antibiyotik beni baya toparladı.  Hafta içinde de  randevu aldım göğüs polikinliğinde muayene için gittim.
Polikinlik koridoru tıkabasa dolu.
Öksüren, hapşıran inleyen kadın erk sanki bütün şehir hasta.
Bütün şehir dedim de aklıma geldi.
Yalnız İnsanlar mı hasta?
Keşke öyle olsa!
Türkiye hasta.
Ülkenin ciğerlerinde, emperyalizmin ürettiği  mikroplar ülkemizin ateşini yükselti, hem öksürük hemde hapşırık ülke  sağlığını bozdu. İç ve dış güçlerin, atmosfere  enjekte ettiği virüsler; nefes almamızı temiz hava  solumamıza engel.
Geminin kaptan köşkünde, kandırılmaktan yorulmuş, pusala kullanma yeteneneği kaybetmiş; çarçıkı açık sularda rotayı  düzgün tutmakta zorlanıyor.
İşin enteresan yanıda, kendi kaybettiği rotayı düzeltmek için yaptığı dümen kırmaları da büyük bir başarıymış gibi tayfalara miçolara yedirmeye çalışıyor.
Yiyorlar mı?
Yiyen de var, gargara yapıp tüküren de!
Biz aile hekimiyle başladık, acilden geçtik, uzman hekim müdehaleysiyle doğru teşhis ve tedaviyi yoluna koyduk.
Umar ve dileriz ki , Türkiye’de; uzman kadrolarla tanışır,  ehil dümenci, deneyimli  kaptan ve tayfaya kadrosuyla buluşur: Emperyal  mikrop ve virüsleri yok edecek  kalıcı, tedavi edecek ilacı keşfeder  ve sağlığına kavuşur.


7 Ocak 2018 Pazar

Bir Ayet İki Meal

Bu yazı, 2018’in ilk makalesi! Hepimiz biliyoruz ki, geçtiğimiz yıl Türk milleti için özleyeceği- hasretini çekeceği bir yıl değildi...
Hani yüzünü görmek istemediğimiz, sesini duymaktan nefret ettiğimiz insanlar vardır ve o insanlar için  yüzünü şeytan görsün deriz ya; İşte 2017’i   tamı tamına öyle gitsin geri gelmesin;  yüzünü şeytan görsün denilecek bir yıldı!
Hem dünya da, hem de ülkemizde, kan hiç durmadı.
Evlatsız kalan analar, dul kalan eşler, yetim kalan  çocuklar  yine ağladı.
Kısaca ifade etmek gerekirse, gözyaşı  sağanak yağdı 2017’de, gökyüzü hep bulutlu, hava hep soğuktu, iliklerine kadar üşüdü kadın, kız,çoluk çocuk bu millet.!
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun yayımladığı  2017 veri  raporuna göre; 409 kadınımız öldürülmüş, 332 kadınımıza cinsel şiddet uygulanmış; ve 387 çocuk cinsel istismarın kurbanı olmuş.

İşlenen cinayetler,
Yapılan gasp, soygun hırsızlık  ve bunun gibi adli olayların istatistiklerini bulup okumak, hepimize bir tık  mesafede …
 Arzu  eden gerçekleri bilmek, okumak öğrenmek  isteyen, görme şansına sahip.
Öyleyse  ben neden kadına  ve cocuğa  cinsel istismar ve kadın cinayetlerini esas aldım?
Elbette bu önceliğin bir amacı, bir hedefi var!
Kabul edelim ya da etmeyelim,  kendilerini müslüman kabul eden, cemaat, tarikat ağına düşmüş; Şıh’a- Şeyh’e bağlanmış, araştırmaktan uzak, sözüm ona taklitçi müslüman: yanlış yorumlanan Kur’an ayetlerini esas alarak kadını; sadece  uçkurdan ibret zannediyor.
Anasının, eşinin, bacısının, kızının kadın olduğunu unutuyorlar. Kadın olmasa, kendilerinin olmayacağını düşünüp, akıl etecek analizden yoksun.. Bu cümle içine yalnız,  eğitimsiz olanla, az eğitimli olan kesim girmiyor; akademik kariyer yapan okumuş erkekiğim diye kabaran hindiler de dahil!

Düşünebiliyor musunuz?
 Devletin  çocuklarımızı eğitsin diye öğretmen olarak atadığı bir meczup, öğrencisinin eşefman giymesini zina yapmakla eş değer görecek kadar akıl ve fikir fukarası.
Bir başka Prof. Dr. unvanlı bir bilim yuvasının Rektörlük makamını işgal eden  akıl yoksunu “Yabancı bir kadının elini tutmak ateşi avuçlamaktan daha korkunçtur” diyebilecek kadar şuursuz ve idrak yoksunu.

Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabiliriz.

Mesela Diyarbakır’da, İmam hatip lisesinde okuyan 16 yaşındaki A.D.'ye cinsel tacizde bulunan öğre(!?)tmen“Bu suçun Allah'ın şeriati doğrultusunda mahkeme edilmesi gerekir” diyecek kadar ebleh, arsız ve yüzsüz.

Hepimiz, bu cehaletin;  sebebini, nereden beslendiğini , çok yakından izliyor  ve yaslandıkları küçük dağları biliyoruz.
Bilmek yeter mi?
Kesinlikle hayır!
Ne yapacağız?
Mum olup yanacak, güneş olup doğacağız.

Karanlığı hep birlikte aydınlatacağız.
Bu bağlamda,  Cafer iskenderoğlu’nun kaleminden Nisa Suresi-34 ayetin iki mealini birlikte okuyacak ve değerlendireceiğiz.
İşte ilk Meal m (TDV) ait!
“Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.” 
Kadına şiddeti haklı gösterenlerin, Referans olarak aldıkları Nisa Suresi 34’cü ayeti Türk diyanet vakfı tırnak içinde ki mana ve dille çevirmiş.
Cafer İskenderoğlu “Bu ayette geçen, "Darb, Dürub" kelimesinden gelen “vadribühün” kelimesini "Dövme" emri olarak algılayan kaba softalar “Darb” kelimesinin “Kapı” anlamına geldiğinden habersizlerdir.
Adem yani erkek insan zürriyetinin taşıyıcısıdır. Kadın ise insan zürriyetini Ademden alıp dünyaya yani beden alemine getiren “Kapı” dır.  34. ayetinde geçen “medaci” kelimesini “yatak” olarak manalandırmışlar oysa “medaci” kelimesinin asıl anlamı “kabir”dir yani "mezar"dır. Bu manalara göre “fil medaciı vadribuhünn” cümlesinin asıl anlamı; “kabir kapısı”dır. Bu Ayet müteşabih olduğu için “fil medaciı vadribuhünn” cümlesinin Nisa suresi 34. ayetindeki anlamı da; “İnsan zürriyetini Rahim aleminden Dünya alemine getiren kapı” dır. Çünkü Rahim alemi Dünya alemine göre “Kabir”dir. Allahu Teala kadına böyle bir üstünlük ve şerefi bu cümle ile takdir etmiştir.” Diye açıkladıktan sonra: ayeti yeniden çeviriyor.
İşte İskenderoğlu’nun çevirisi!
“Allah, idarecileri erkelerin ve kadınların üzerine üstün kıldı. Onların bir kısmı Allah yolunda mallarından infak ettiler. Allah onları bu sebeple salihler ve salihalar derecesine yükseltip muhafaza etti. Allah onları (salih ve salihaları) gaybından süzüp ard arda yüceltti ve onlara öğüt (ilim) verdi. Bundan sonra kadınlarınıza buğz etmeyin. Onlar ( kadınlar) (zürriyetinizin) geldiği yolun kapılarıdır. Şüphesiz Allah yücelerin yücesi ve sonsuzdur.”
Şimdi elimizi şakağımıza koyalım; iki meali, tekrar tekrar okuyalım ve hangisi Allah’ın bize buyruğu olabilir diye kendimize soralım.
Ben hiç düşünmeden, ikinci meal diyorum, ya siz?








1 Ocak 2018 Pazartesi

Yürü Aslanlı Yolda!

     
       
Bir elimizde  kazma ötekinde kürek kazıyoruz ürkerek
Akan kan  un öğütecek  bu acıya nasıl dayanır yürek
Kim bilir kaç kez kaç kanlı bıçaklı oldu  Mu ile Atlantis
Şeytan  girmese  koynuna yutmaz Deniz sönmezdi ocak 

Tarih unuttu acıyı elemi gömüldü gömüleli okyanusa Mu
Azgın sular karayı yutarken çırpınan bir can kurtuldu mu
Tutunacak  dal  aradı gözleri köpük köpük sular yutarken
Arkasından gözyaşı döken ağıt yakan  cananı oldu mu

Evren var oldu olalı tarih kızılırmak gibi alkan akıyor kan
Anaların gözyaşı hiç kurumadı her zaman yaş kan revan
Olan hep geride kalana oldu çocuk yetim kadın dul kaldı
Görülmedi gidenin geri geldiği  boş yere arama bulaman

Devran sular seller gibi akar geri dönmemek üzere gider
Anddağı doruklarında gezen güneş’in çocukları  ne derler
Her  boy ve soya değişik evsane yazmış onu dinler tarih
Anneler üzülüp gözyaşı dökünce kadermiş ağlama derler

Killere kazınan çivi yazıları silindi kayboldu kara toprakta
Kızlı erkekli küçük çocuklar kurban edilip veriliyor Hak’ka
Değişti eski bidiklerimiz indi atomun  altına  kuantum fizik  
Gönder  bulutları Güneş ışık saçsın yürü sen aslan’lı yolda

Hayal’im  işin ne Mu’da  Atlantis’te İnka’da Eski Mısır’da
Gitme Sümer’e karıştırma Urartu’yu  Aztek’e hiç uğrama
Uzaklaşma  Anadolu’dan Ege’de su ısındı Karadeniz dalgalı  
Kudurmuş okyanus açılma Ak Deniz’e  en sakini Marmara …


Necati Kavlak
23.12.2017 Manisa

NOT:

Yürü  Aslanlı yolda ölçüsüz, uyaklı serbest şiir olarak kaleme alınmıştır.

29 Aralık 2017 Cuma

Gölge Etme İhsan Senin Olsun!


Bu gün 29 Aralık, 2018’e 1 gün kaldı! Gönül  istiyor ki, yeni yıla umutla girelim.
Karamsarlık iki bin 17’de kalsın!
Hiç  değilse yılbaşını huzurlu geçirelim.
Kendilerini eski Mısır'ın ll. Ramses'i zannedenlerin, estirdiği kara yeli unutalım.
Unutalım demek  yeter mi?
Yetmediği çok açık.
Zira tabiat ana  bizim gönderdiğimiz pozitif enerjiyi aldı.
Geriye  olumlu dönüş de yaptı.
İç ege kış ortasında Nisan'ı yaşıyor.
Sıcaklık  mevsim normallerinin çok üstünde.
Hava pırıl pırıl güneşli!
İnsanın kanı kaynıyor. 
Çoluk  çocuğu toplayıp; cümbür cemaat,  pikniğe gidesi geliyor…

Biz bu güzel havada piknik yapmayı düşlerken,  696 sayılı khk’nın estirdiği kavurucu soğonu unutalım derken, bir de baktık ki, AK Deniz’in sıcak kenti Antalya’dan kemikleri donduran poyraz esmeye başlamış!
Ne demek istediğimi şıp diye anladığınızı biliyorum.
Antalya mülkiye amiri, Antalya’nın ‘helal turizm merkezi' olmasını teklif etmiş!
Kime mi?
Kime olduğunun ne önemi var?
Antalya’dan esen poyraz iliklerinize kadar üşütmedi mi? Sizi bilmem ama ben gerçekten buz adam oldum. 21. yy ilk çeyreğini, geride bırakmaya ramak kalmışken, bu zeka, bu fikir  hakikaten akla ziyan.
Keşke bu muhterem, Dünya Uygarlıklarına bir göz atsa; Eski Mısır’ı, İnka’yı, Hititleri ve Mu’yu inceleme şansı yakalasaydı.
Merak  ettim, açıkça sormak istiyorum, helal turizm merkezi nasıl olmalı?.
Ve  aklımda, birbirinden bağımsız  ardı arkasına sorular uçuşuyor...
Ne helal- Ne haram kim nasıl karar verecek?
Mesela:
Bal Arısına glikoz verip üretilen balı almak satmak, yemek yedirmek; helal mı haram mı?
Niye baldan başladım biliyor musunuz, tatlı yiyelim tatlı konuşalım diye.
Hadi, arının kursağından çıkan  bala, hile karıştıranları bir tarafa bırakalım.
Din eğitimi almak için,  imam Hatip okullarına giden küçük çocuklara yapılan; cinsel istismar helal, sanığı yargılamak haram mı denmeli?
Ya da cemaatlere ait adı bilinen vakıf yurtlarında kalan kız ve erkek çocuklara yapılan istismar helal; çocuk istismarlarını kamuoyuna duyuran basın mensuplarının eylemi haram mı kabul edilmeli?
Rüşvet almak helal, rüşvet alana yolsuzluk yaptı demek haram mı sayılmalı?
Ege Deniz’indeki  18 Adanın Yunanistan tarafından işgali helal, Adalarımız işgale uğradı demek haram mı olmalı?.
Amacım 2017’nin istatistiklerini çıkartmak değil. İki bin 17’de ne olup bittiğini okumak isteyen; Yılamaz Özdil’i okumalı.
Ben sadece çağ ötesi düşünce ve fikirlere dikkat çekmek istiyorum. Mesela Antalyayı helal turizm merkezi yapmak isteyen akla;  Askeri birliklere verilen At eti  turizm merkezi menüsüne girsin mi diye, gazete muhabirleri keşke sorsaydı.

Verilecek cevabı ben çok merak ediyorum, ya siz merak etmediniz mi?
Türkiye’yi 16 yıldan beri yönetenlerin iktidarında ne helal ne haram birbirine karıştı. Türkiye Arap kültürü istemiyor.
Anadolu binlerce yıldan beri kadim devletlere ev sahipliği yaptı. Mustafa kemal Atatürk’ün ifadesiyle “Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir.”
Türk milleti, ne haram ne helal, Arap ve Osmanlı hayranlarından çok daha iyi bilir.Onlar  yeter ki gölge etmesin.  Çağ dışı düşünce ve fikirlerini kendilerine saklasın.

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

22 Aralık 2017 Cuma

Önce Vatan!

     

                                                              
Biliyorum;  siyasi, ekonomik ve de konjektürel gündemi benden daha iyi takip ediyor,yakından izliyorsunuz.
Görünen gerçekler orta yerde  olsa da, her pencerenin baktığı istikamet ve  açı farklı. Kendi evinizde bile, her odanın penceresinden  farklı resim, renk ve de manzara izliyorsunuz.
Bu yüzden birde bizim pencereden bakalım; görünen yeşilliği  birlikte izleyelim değerlendirelim istiyorum.
Ne dersiniz?
İsterseniz Kudüs yangınını sona  bırakalım. Söze  yakın komşumuz Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos’ün küstahlığla başlayalım.
Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos, Ana Muhalefet Partisi  lideri Kemal Kılıçtaroğlu’nun bütçe konuşmaları sırasındaki işgal edilen 18 Türk Adası ve bir kayalığı TBMM gündemine getirip, iktidarı  eleştirisine;  EGE Denizinin  öte kıyısından cevap vermiş!

 “Gelde Al” Diyor!
Edepsize bak!
Ne çabukta unuttular, Kocatepe’de uğradıkları bozgunu,  İzmir’de sapır sapır denize döküldükleri günleri.
O  unutsa da, biz hatırlıyoruz.
Bir yaz günü, Ağustos’un 26’sında  Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz İleri” emriyle Taarruz a  geçen mehmetçik: 9 Eylülde İzmir’de zaferle kuçaklaşmıştı.
İsterseniz çok utanmasınlar  diye Yunan orduları başkomutanı, Trikopisin esir düşmesinden hiç söz etmeyelim.
Bu günlerde Türkiye’ye karşı küstahlık eden edene.
Niçin bu duruma düştük diye kendi kendimize mutlaka sormalıyız…
Her sabah,  gazeteler    şu  küstaha bak manşetleriyle okuyucuya ulaşıyor.
Belli ki gemi rotasında seyretmiyor!
Görünen o ki, açık sukarda şiddetli fırtına var!
 Gemi kaptanı  dümen tutmakta sıkıntılı,  rotayı bulmakta ehliyetsiz.
ABD Başkanı Danılt Trump Küdüs’ü İsrail başkenti olarak tanımakta kararlı.

İsrail'in "Kudüs'ün İsrail Devleti'nin başkenti olduğunu bilmek için uluslararası kuruluşların onayına ihtiyacımız yok" diyen BM Daimi Temsilcisi Danny Danon  demeci manşette!
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’in Medine Müdafaası kahramanı olarak bilinen  Osmanlı Paşası Fahreddin Türkkan'a "hırsız" diye uzanan dili gündemin baş köşesinde.

Kördüğüm   olan uluslar arası ilişkiler  yumağınaki “ küstahlık” manşetini hak eden gündemdeki haberler;
hiçte hayra alamet değil!!!
Sanki Türkiye’nin etrafındaki çember her geçen gün biraz daha daralıyor. 
Biliyorsunuz, Donald Trump'a Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımaktan vazgeçme çağrısı yapan karar tasarısı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'de 14 üyenin  tasarıya desteğiyle geçti.
Geçti geçmesinede  ABD’nin vetosuyla geçersiz sayıldı.
Ardından, ABD’nin BM daimi temsilcisi Büyükelçi Nikki Haley'in tasarıyı destekleyen ülkeleri gözlerinin içine baka baka "Bugün burada tanık olduğumuz şey asla unutulmayacak" diye  tehdit'i  hala BM temsilcilerinin kulaklarında.
Hepsi bu kadar mı?
 Hayır hayır!
Nikki Haley’den sonra da Trump: “BM'deki Kudüs oylamasında bize karşı oy verenlere yardımı kesebiliriz”  diye gözdağı vermekten geri kalmadı.
Bu tehdide rağmen, BM Genel Kurulunda yapılan oylamada, ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararını reddederek, Trump ve Netanyahu'ya iyi bir ders verdi.
Birleşmiş Milletler genel kurulu, el mi yaman bey mi yaman deyimine, yeni bir anlam kazandırdı ve el yaman dedi. Külhanbeyliğe pirim vermez göründü.
Şimdi ne olacak diye sormanın anlamı elbette yok!
Filistinli  çocuklar yine elinde taşlarla İsrail askerine saldıracak,  Askerler onları kurşunlayacak ölenler şehit kalanlar gazi olmaya devam edecek.
ABD Kararından vazgeçer mi? Yaşayıp birlikte döreceğiz.
Şimdi geriye dönüp Tramp’ın tehdiyle ilgili; Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklal savaşından sonra söylediği altın değerindeki Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.”  Vecizesini hatırlatmak; çerçeveleterek  asmak isterim.
İşte Tramp’ın dediği şey Atatürk’ün 1 asır önce söylediğ ve  altını çizdiği gerçeğin ta kendisidir. Lafla peynir gemisi asla yol almaz.
Ve son söz!
Donald Trump'a Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı, en çok ona karşı çıkıyor görünenlerin işine yaramış ve değirmenine su taşımıştır. Reza Zarraf ve Man Adası sarmalından ufak tefek sıyrıklarla kurtarmıştır.
Türkiya’nin  kendi  sorunları , Küdüs’ten öncelikli olmalı. 
Sosyal medyayı takip edenler ; Küdüsü yönetenlerin, Karabağ işgaline karşı Ermeni işgalcilerin yanında saf tuttuğunu, Diosboranın  soykırım oyunun destekleyenler arasında olduğunu mutlaka görüp okuyor  ve bizim Filistin hayranlığımza  bir anlam veremiyor olmalı.
Türk milleti önce, Türkiye  Cumhuriyetine sahip çıkmalı, demokrasiyi korumalı; kendi topraklarının işgaline izin vermemeli.
Önce Vatan!


16 Aralık 2017 Cumartesi

Adaletin Bu Mu Dünya

Amerika'nın Tüccar Başkanı; Donald Trump Dünyanın gözlerinin içine baka baka, Filistin’i ateşe verdi.
Bir yanda her türlü gelişmiş silahla donatılmış profosyönel İsrail askeri, karşılarında taşla haklarını arayan, Filistinli garip çocuklar.
Gel de” Adaletin Bu Mu Dünya” türküsünü çığırma!
 “Güvenemem Servetime malıma, Ümidim Yok Bugün İle Yarına, Toprak Beni De Basacak Bağrına” mısralarıyla başlayan bu Anadolu türküsü:
“Adaletin Bu Mu Dünya
Ne Yar Verdin
Ne Mal Dünya
Kötülerinsin Sen Dünya
İyileri Öldüren Dünya”
Nakaratıyla devam eden sözler,  sanki bu gün Filistin’de merminin üzerine taşla giden, daha reşit olmamış; 13-14 yaşındaki çocuklar için yazılmış ve bestelenmiş!
Gerçekten, adaleti var mı şu yalan Dünya'nın?
Kapatalım gözlerimizi,  bir topaç olarak görelim dünyayı ve vuralım kamçıyı dünyanın yüzüne!
Dünya dönsün tersine.
Kurulduğu günden beri, sahtekârlar, katiller, açgözlü tüccarlar, eşkıyalar, şakiler at koşturmadı mı üstünde?
Yoksullar, fakirler, güçsüz ve kimsesizler ya esir pazarlarında alındı satıldı ya da ilahlara kurban olarak boğazlandı.Hiç düşündük mü, bu gün değişen ne var?
Birkaç gün önce Donald Trump’ın Kudüs'ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına tepki olarak; Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatına İstanbul’da ev sahipliği yaptı.

İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul’da Kudüs’ü konuşurken, sözüm ona bir şeriat devleti olan Suudi Arabistan başka bir İslam devleti, Yemeni bombalıyordu.
Şimdi eğri oturup doğru konuşma zamanı.  
Türkiye’nin ev sahipliğinde, İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın aldığı karar ABD’nin Tüccar başkanına geri adım attıracak güçlü ve caydırıcı bir karar mı?
Devletlerin caydırıcılık ölçüsü, güçlü ekonomi ve güçlü ordu ikilisiyle doğru orantılı olduğunu her aklıselim bilir.
Daha önemlisi dürüst, sözünün eri geri adım atmayan, gerçek devlet adamı profilide olmazsa olmazıdır.
Bir Kızılderili Atasözü:“Işığı önüne alda yürü. Gölgen arkandan, ister gelsin ister gelmesin” diyor.
Bu Atasözü ışığında şapkamızı tekrar önümüze koyup yeniden düşünelim ve kendi kendimize soralım.

İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın aldığı karar, ABD’nin Tüccar başkanına geri adım attıracak güçlü ve caydırıcı bir karar mı; sorusuna g kaç kişi özü kapalı evet der.
İçimden bir ses diyor ki iki elin parmaklarını geçmez.
Neden mi?
Alınan kararlar, iç siyasete malzeme, seçmene selam yola devam diye baştan sona gazete manşeti kokuyor.
Gerçekten caydırıcılık istenseydi;
 Filistin’e ve Filistin’i savunacak askerlere; silah, mühimmat, teçhizat, eğitim vs gibi radikal kararlar alınırdı.
Örnek mi istersiniz?
ABD nin yanı başımızdaki PYD/PKK’ya TIR dolusu askeri yardım gönderdiğini, askeri eğitim verdiğini hatırlatmak zannedersem somut örnek oluşturmaya yeterde artar.