15 Mayıs 2018 Salı

Ezber Bozmak


Bugün Ramazan’ın ilk günü! Dünya ve insanlık âlemine hayırlı olsun. Âlemde akan kan, dursun ve kökten kurusun!
İnsanlığın başı göğe değsin!
Okumayı sevenler,  araştırmayı ilke edinenler; Hanefi mezhebi imamı, İmam-ı Azamın “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe erer” dediğini hatırlayacaktır.
İmam-ı Azam,  bilmediklerini ayağının altına alınca; başı göğe eriyorsa, okuma alışkanlığı olmayan bizlerin, bilmediklerini ayakları altına alsa; kim bilir başı hangi güneş sisteminde hangi gezeğene değer…
Bu gün sıradan bir yazı yerine, ezber bozmak istiyorum.
İçimden bir ses, yazacağın makale sıradan, herkesin yazdığı bir yazı olmasın, okuyan iki elini başının arasına alsın, düşünsün diyor.
Kolay mı?
Hayır!
Kur’an da, bize “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” (Araf, 169 – Bakara, 44)  diye sormuyor mu?
Evet.
Bizde akıl edecek ve deneyeceğiz!
Hem  düşünecek, hem de düşünmeyi, teşfik edeceğiz.
Eskiden  ramazan gelince, tellalar ,davulu omuzuna asar, tokmağı eline alır, mahalle aralarında sokak sokak gezer; “ramazan geldi hoş geldi” manisi eşliğinde , davula tokmağı vururmuş.

Direkler arasına çadırlar kurulur,  çadırlarda karagöz- hacivat oynatılır milletin gönlü hoş tutulmaya çalışılırmış!
Şimdi de öyle değil mi?
Çıkalım  cadde ve sokaklara birlikte bakalımı.
Eskiden meddahların öykü anlattığı, karagöz- hacivat oynattığı çadırlar yerli yerinde duruyor.
Aralarında tek bir fark var!
 Aç açık çoğalmış, sofra büyümüş; karnını doyurmak için  sıraya giren/gelen sayısı çok çok artmış.
Yoksulluk dizboyu.
Memleketin ahvali içler acısı.
Ramazan ayında  ibadet diye oruç tutan insanların %90’ı  zaten açlık sınırı içinde yaşıyor ve yıl 12 ay oruçlu.
Yirmi birinci yüzyılda, dindarlık ölçüsü farklı farklı!

İlk sırada yoksullar:
Namaz
Oruç
Haç
Zekat
Sadaka  kuyruğunda. Bu  ritüellerle Allah’a yakınlaşmak, onun rızasını kazanmak,ve bu ibadetler karşılığında; dünyada elde edemediği cenneti; ebedi hayatı için: “altından ırmaklar akan, içinde yeni bir yaradılışla yaratılmış, bakire, göğüsleri tomurcuklaşmış, saklı inciler gibi iri gözlü, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyaz , yaşıt sevgililerin dolaştığı bir cennet beklentisi.
 İkinci gırupta ise  dünya ahret ceneti isteyen zenginler  var…
Kapı önünde mercedes
Hava alanı pistinde  jet!
Denizde  sayısını bilmediği  filo.
Evde birkaç günde sıfırlanmayacak kadar çok döviz…
Kızdığında bağıracak, yeri gelince tokatlayacak, köle  ve bu düzeni kurabilmek için imanlı görünmek,  İbadet etmeden eder gibi  yapmak.
Dindarlık  görüntüsü altında; hem dünyada bütün makam ve mevkilere sahip olmak; hem de ebediyette cenneti kazandığını düşündürmek.
Biliyorum, bir çoğumuz bu yazdıklarımı abesle iştigal diye değerlendirecek, yorumlayacak olur mu öyle şey diyecek.
Varsın desin.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde  düşünce özgürlüğü var!  Her  insanın  istediği gibi düşünmesi serbest.
İnka’ları, Maya’ları, Eski Mısır’ı Hitit’leri, Urartuları, Babil’i, hatta  Türkiye’nin ilk Sümeroloğu Muazez İlmiye Çığ’ın medeniyet Sümerler’le başlar diye tanımladığı, Sümer’i  inceleyen:benim ifade etmeye çalıştığım gerçeği,  kendi gözleriyle görecektir.
Birkaç hafta önce elime “Sabah Rüzgarı” adı altında neşredilimiş bir kitap geçti; bir solukta okudum.
İyi ki okumuşum.
Şimdi mezhep imamı diye yüceltiğimiz, ilim sahibi  bildiğimiz,  ibadetleri onun istediği gibi ritüelleştirdiğimiz, İmam-ı Azam’ın yaşarken kafir ilan edildiğini, bir rivayete göre zindanda öldürüldüğünü biliyordum. İmamı şafi’ninde zindana atıldığını incelemiştim.

Lakin Enel Hak dediği için öldürlen  Hallac-ı Mansur’dan sonra, Nesimi’nin de diri diri derisinin yüzüldüğünü ve öldürüldüğünü “Sabah Rüzgarları’nı” okuyunca  öğrendim.
Sıkı durun!
Uğrunda savaşlar ettiğimiz, kan akıttığımız ,4 mezhep imamına, yaşadığı dönemde etmedik kötülük işkence bırakmamış, sonrada onları yüceltmek için mehiyeler düzmüş övgüler yazmışız.
Hallac-ı Mansur’u, Nesimi’yi suçlamış diri diri derisini yüzerek öldürmüşüz.
Ve şimdi coğrafyamızda yaşanan, dinsel, mezepsel;  insanlık dışı olaylarla boğuşuyor, akan islam kanı ırmağında yüzüyoruz.
Olup bitenler sadece tesadüf mü yoksa islam alemi kendi karanlığında kendi kazdığı kuyuda  kendi kendini mi boğuyor?
Ne dersiniz?

Küçük Not:
Mezhep imamı: İmam-ı Azam ve İmam-ı Şafiden söz ettim diye;  Kur’an’da  yazmayan ve sonradan dine monta edildiği bilinen “Mezhep’leri” kabullendiğim anlamı çıkmamalı.  Mezhep islamın olmazsa olmazı değil, tıpkı cemaatler gibi  islama sızıntıdır.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Çöz Dilimin Bağını !


                            
     

Çöz  Kadir mevlam şu  dilimin kör düğüm bağını
Mum olup eriyeyim aydınlat kalbimin karanlığını

Sel olsun aksın gözyaşlarım haseretinle yanayım
Gelmek  isterim sana çöz  ayağımdaki prangaları

Akan  göz yaşlarımın her damlasında sen varsın
Ne zaman içim daralsa hüzünlensem yanımdasın

Ben  senmiyim sen benmisin çözemedim bu gizemi
Aklım karıştı eremedim sırra çöz  sen kadir mevlam

Aşkına yanıp kor olmak rüzgarına savrulmak isterim
Sen varsınya ben neyim, varlığında yok olmak  dileğim.


Necati Kavlak
05.05.2018 Manisa


1 Mayıs 2018 Salı

ASLANLI YOL!


             
                                        
Kısa süreli bir seyhate  çıktım. Ankara’da  yaşayan çocuklarımı ve torunlarımı ziyaret ettim. Torunlarım  Ali Efe, Hande Ece ve  Deniz’i  doyasıya sevdim.
Ben çocuklarım ve torunlarımla  hasret  giderir, zaman geçitirken; Türkiye  24 Haziran’da yapılcak baskın seçime kilitlendi.
Baskın seçim kararı  sürpriz mi?
 Elbette  hayır.
Seçime gidileceği zaten biliniyordu.
Siyasetçilerin seçmeni kutuplaştırması, ayrıştırması  aylardan beri devam ediyor.
Yeni olan bir şey yok!
Lakin  baskın seçim ilan edilince; siyaset ve siyasetçiye, her geçen gün daha çok çamur  ve  tezeğe bulaştı.
Ortalık diz boyu  (1)mayıs!
Bu  çamur ve tezek muabettinden nasıl kurtulalım, ya da  bu yüksek gerilimi azaltacak, yok edecek , bir paratuner  nasıl kurarız  diye  düşünürken;  eşim,  Anıtkabir’i gitmeyi, Atatürk’ü ziyaret  etmeyi önerdi.
Bu  öneriye balıklama daldım,  güle oynaya kabul ettim.
Ata’yı ziyaret etmeyeli, kim bilir kaç yıl geçmişti.  
Ben zaman makinesine  takılmış, kendi kendime fikir jimnastiği  yaparken; MP3’te, Yusuf Nalkesen’e ait,  Mediha Şen Sancakoğlu’nun  seslendirdiği “ saymadım kaç yıl oldu sen ellerin oldu olalı”i şarkısı çalmaz mı?
"Saymadım kaç yıl oldu sen ellerin olalı
Bilmem yüzün güldü mü, ayrıldık ayrılalı
Beni sorarsan eğer,gönlüm hâlâ yaralı
Bilmem yüzün güldü mü, ayrıldık ayrılalı"

Nutkum tutuldu!
Şaştım kaldım. Böylesine anlamlı, bu  kadar güzel;  güfte, beste, saz ve sözün:   anıtkabiri ziyaret arifesinde , seslendirilimesi  bir   tesadüf olamaz.
Bunda bir hayır var!
Mutlaka, Türk Milletine  vermek istediği,  güçlü bir mesajı  olmalı…
 Müzik eşliğinde, Aslan’lı yola doğru eşimle el ele yürürken; ziyaretçilerin gidiş ve dönüş parkurunda su gibi aktığını görmek; duygulandırdı bizi.
Her yaştan, bir çok ziyaretçi  üzerinde,  hatıra reyonundan yeni alınmış ve hemen oracıkta giyilmiş; Atatürk baskılı tişörtlerle şen şakrak yürüyorlardı.
Belli ki, insanlarımızın  üstüne  karabasan gibi çöken,  umutsuzluk bulutu; Atatürk’ü ziyaret ettikten sonra,  lodos önünde dağılan sis gibi yok olup gitmişti.

Daha ziyaret etmeden Ata’yı bizim yüreğimizde de bir umut filizlendi …
Mustafa Kemal’in Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir.” Vecizesi ve “Cumhuriyet ilelebet yaşayacak.” kehaneti canlandı gözlerimin önünde
Adımlarımızı biraz daha sıklaştırdık.
İstiklal ve Hürriyet kulesi arasında kalan aslanlı yola merdivenleri birer ikişer tırmanarak çabucak çıktık.  Girişte bizi kadın ve erkek heykel gurubu karşıladı.
Aslanlı yol Gizemli ve sırlarla bezenmiş bir yol!
Ben detaylara çok girmek istemem.
Girersem kaybolacağımı da bilirim.  
Lakin Aslanlı yolun simgelerle dolu ve sırlar içerdiğini de ifade etmeden geçmek haksızlık olur.
Bu yolda, 24 Aslan yatar!
Her bir aslan “24 Oğuz Boyunu” aslanların çift olması “birlik ve bütünlüğü”, kedi gibi yatmalarıysa “barışseverliği” temsil eder!
Daha fazla bilgilenmek isteyen, tez zamanda, Atatürk’ü ziyaret etmeli. O muhteşem havayı yerinde koklamalı. Aradığı soruların cevabını Ata’dan duymalı.

Ne demiştik?
Baskın seçim kararı, gündeme bomba gibi düştü.
İşte bu bombanın: ülkeye, Türkiye Cumhuriyetine, laik demokrasiye, parlamenter sisteme zarar vermeden imha edilmesi Aslanlı yolda yürüyenlerin boynuna borçtur.
Siyasi parti, etnik köken, din, mezhep farkı gözetmeden; bu coğrafyada yaşayan: Edirne’den Karsa, Sinop’tan Mersin’e bütün milletin ilk görevi: Türkiye Cumhuriyetine, Parlamenter sistem, laiklik ilkesine sahip çıkmak ve onu ilelebet yaşatmak boynunun borcu olmalı.

Şayet muhasır medeniyete yelken açacaksak, rejime sahip çıkmalıyız. Ulu önder Atatürk’ün bir mesajı ver hepimize…

Atatürk diyor ki,Büyük şeyleri büyük milletler yapar.Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.

İşte, 24 Haziran  seçimleri bizim için çok çok önemli. Ya  Mustafa kemal’in istediği gibi yükselecek, bulutların üzerinde uçmayı seçeceğiz ya da  irtifa kaybedip, yerin yedi kat altında köstebek gibi eşelenmeyi…
Tercih hakkı hepimizin!.

(1)-“Mayıs” tezeğin kurmamış hali!




16 Nisan 2018 Pazartesi

Vatandaş Gözüyle Suriye



Dünya'nın  ve Türkiye'nin   siyasal  gündemi,  gök kubbede hoş bir seda bırakmadan  ışık  hızıyla  akıyor.
 Gündem hızla değişirken de;   diyar-ı küfr’e kaşane, mülk-i islam’a  viraneler  bırakıp gidiyor.
Demem o ki,  Ziya Paşanın yaşadığı 19. Yüzyıl ile ; yaşadığımız 21. Yüzyıl arasında  geçen 2 asırlık zaman dilimi; tarih itibariyle, çok   şey değiştirememiş.
Fani dünya; aynı hamam,  aynı tas!
Sadece tellaklar  değişik!
 Birkaç gün önce,  Türkiye  gündemine Deizm  düşmüş, gündemi allak bullak etmişti.
Devletin koskoca  milli eğitim bakanı, askere alınmış, yanaşık düzen eğitimine tabi tutulmuş; topuk selamı  çalışması ve emir tekrarı eğitimi almıştı.
Televizyon ekranlarında izlerken, hem   güldüm hemde hicap duydum.  
Bu hafta yanaşık düzen eğitimine değinecek,  gençlikteki deizmi  irdeleyecektim.
Tamda klevyenin başına geçip, parmaklarım  tuşların  üzerinde gezinirken, Suriye’nin başına Donald Trump’ın füzeleri düştü..
Haliyle bizim evdeki hesapta çarşıya uymadı.
Deizm değerlendirmesi, bir başka bahara sarktı.
Şimdi gündem de:
Mehmet Akif Ersoy’un  “Medeniyet  dediğin tek dişi kalmış canavar “ diye tanımladığı: Emperyalist  ABD, İngiltere ve Fransa’nın;  güney  komşumuz Suriye’ye topraklarına, kasırga olup esmesi, füze olup  düşmesi var!
 Türkiye miraç kandili gibi kutsal saydığı bir günü  kutluyordu.
Camilerden   gökkubbeye, Mevlit  sesleri yükselirken; yakın komşumuz Suriye’nin başına,  gökten yağmur yerine füzeler yağdı.
Gerçekten, gökten yağan füzelerin sebebi, Beşar Esad’ın Suriye’de kullandığı iddia edilen, kimyasal silah kuşkusu mu?

Bu sorunun cevabı asla evet olamaz.
Beşar Esad’ın ditatörlüğü  yeni mi keşfedildi?
Elbette hayır!
Büyük orta doğu projesini bi hatırlayalım.
Arap Baharı adı altında müdehale  edilen ülkeleri yeniden gözden geçirelim.
-En yakın komşumuz Irak’ı,
-Din Kardeşimiz libya’yı ,
-Tunus’u,
-Yemen’i  
-Mısır’ı ve  Fas’ı  hatırlayalım.
Gökten yağan füzelerin,  sebebi Esad’ın kimyasal silah kullanması olamaz.
Olsa olsa, gerçekleştirlmek istenen BOP projenin tamamlanma aşamasında  yeni bir  adım diye değerlendirilir.
İsterseniz, Suriye’den sonra sıra kime gelecek diye sorma hakkımızı saklı tutarak, fikir cimnastiğine hep birlikte devam edelim.
Hatırlıyormusunuz?
Eski  adı İşçi, yeni adı Vatan Partisi olan, Partinin Genel Başkan, Doğu Perinçek’in, 7 kez BOP eş başkanı olduğunu itiraf etti diye tanımladığı siyasiler,  bombalar daha  hefi vurmadan ya da  hedefin üstüne düşmeden; değişik ağızlardan, peş peşe destek  mesajı yayınlamakta beis görülmedi.
Tesadif    diyelim  yoksa hazırlık mı diyelim?

Atalarımız  zaten asırlar önce söylenmesi gerekeni  “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” demiş ve bize söyleyecek söz bırakmamış!



8 Nisan 2018 Pazar

Düşünmek Bedava Turnuva Paralı !


       
                                         


Bu gün başka bir konu işleyecek, kaleme aldığım makalemin  başlığını da Düşünmek Bedava koyacaktım.

Akşam KRT TV’de  Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu “Akıl Çelen’i” izlerken “Suudi Arabistan'da 4 bin kişilik iskambil turnuvası” düzenlendiğini duyunca; fikir değiştirdim.

Makale değişti! Başlık, Düşünmek Bedava Turnuva Paralı oldu.

 Yakışmış mı?

Durun hele hemen  yakışmış ya da  yakışmamış demeden, önce  yazıyı birlikte okuyalım.
Sonra yakışmış, yakışmamış  demek için; hem vatimiz çok,  hemde özgürlüğümüz var!
Suudi Arabistan’da yaşanan haberi, baştan sonra yazıp canınızı sıkmak istemeyeceğimi kalemimi takip edenler bilir.
Yazarken, paylaşırken amacım hiçbir zaman bağcıyı dövmek olmadı. Her zaman  en çok  üzüm yemeyi ön planda tutarım.
Yazmaktaki hedefim, karanlığa renkli bir num yakmak ve taa uzaklara işaret vermektir.  
İsteriz  ki, yolunu kaybeden, pusulasız yol arayan, limanı bulamayan  ışığımıza gelsin.
Unutmadan söyleyeyim. 
Yüzeysel bahsettiğim, uzun uazdıya, detaya girip yazmadığım “İskambil Turnuva”haberi; basında, düzelteyim özgür basında manşet!
Biliyorum özgür olmayan basında mı var diye gülümsüyorsunuz…
  Temel’de “Gülmek Bedava” demişti…
Lafı çok uzatmadan, sadede gelmenin tam da vakti.
Biz  önce kendimize dönelim, yaklaşık 1 asır geriye gidelim; ve Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti kurduğu yıllarda,  yaptığı devrimlere kısaca  bi göz atalım.
- Siyasi alanda gerçekleşen devrimler…
- Toplumsal ve Sosyal alanda yapılan devrimler…
- Eğitim ve kültür alanındaki devrimler...
- Ekonomi alanındaki devrimler…
- Hukuk alanında yapılan yenilikler.
Ve bu madde madde yazdığım yenilikler de, kendi içinde madde madde sıralanmış, detaylandırılmış.
Mesela; siyasi alanda yapılan yenikliklerin başında, saltanatın kaldırılması, Ankara’nın başkent yapılması, Cumhuriyetin İlanı, ilk sırada yer alırken; akabinde halifeliğin kaldırılması, kadınlara siyasi haklarının verilmesi zaman kaybetmeden kendine yer bulmuş..
Her başlık içindeki detayları da yazarsam, size araştırmak için fırsat bırakmamış olurum.
Onun için diğerlerini yazmak yerine okuyucunun keyfiyetine bırakıyorum.
Hatırlarsanız, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerika ziyaretinde Ilımlı İslam'a yönelmek için, Orta Doğu'yu yeni bir Avrupa yapacaklarını  söylemişti. 

Görünen o ki  Avrupalılaşma adına atılan  ilk önemli adım :Riyad'da düzenlenen ve 4000 kişinin yarıştığı  iskambil  şampiyonası olarak tarihi kayıtlara girmiş görünüyor.
Demek ki , Orta Doğu'nun yeni bir Avrupa olmasının yolu toplu, ödüllü kumardan geçiyormuş.
Sizi bilmem  emme, ben bir yaşıma daha girdim.
Haaa birde kumar oynuyanların arasında;  Kabe İmamı’da  varmış! Olmasaydı,  zannedersem islam alemi ;UFO görmüş astranot kadar  çok şaşırırdı.
Hatırlarmısınız?
Birkaç hafta önce,  “Gerçek Kur’an Kâinat Mı?” başlığıyla bir yazı kaleme almış;  aydınlığa açılan kapıya giden  yolun; akıl etmekten geçtiğini,  ifade etmeye çalışmıştım.
Görüyorum ki islam coğrafyası akıl etmekten, düşünmekten, felsefe yapmaktan çok uzak.
 Aydınlanmak için, kibrit çakmak, mum yakmak yerine karanlıkta kürek çekmeyi, daha çok seviyor ya da işine öyle geliyor.
Ne diyelim ?
En iyisi “Kurt dumanlı havayı sever” Atasözüyle yazıyı uzatmadan bitirelim. Bitirelim ki aydın havası olsun. Ne kebap ne şiş yansın.




2 Nisan 2018 Pazartesi

KADIN(!?)


                                                             

Tarih şahittir ki kadın olmasa, erkek olmazdı. Bırak erkeği, insan olmazdı insan. İnsan olmayınca kainat niçin var olsun?  Bizi ve kainatta  yaratan Allah; yeryüzündeki şeylerin hepsini insan için yaratmadı mı?(Bakara2/29)
Öyleyse İnsan olmasaydı, dünya da alemde; olmazdı demek kehanet değil bir tespittir.
Yaratılış felsefesini akıl edenler, yaratılanların en şereflisi insanın niçin Allah’ın halifesi olduğunu, düşünecek ve hangi kanayan yaraya, merhem sürmeye çalıştımızı bizden önce görecek!
Ülkemizde yaşanan çağşı konuşmaları duyuyor, absürük icraatlara canlı şahit oluyoruz.
Kim hangi akla hizmet ediyor,  anlayabilen varsa  aşk olsun!
Atatürk’ün kurduğu, TBMM çatısı altında,  kadınsız tiyatro oynatanlar, 6 yaşında çocuk evlenebilir fetvası verenler; kocası  dövüyorsa kadın yatıp kalkıp şükretsin diyen,  küçük beyinler; hangi çağda yaşıyor keşke bilsek!
Çağ dedimse, yontma taş devrinden söz etmiyorum.
Dünyanın , hatta kahinatın bir köy kadar küçüldüğü, globalleştiği bilgi ve teknoloji çağından söz ediyorum.
İçimden,  be gafiller, sizin ananız erkek mi diye sormak geçiyor.
Eşiniz, kızınız, gelininiz yok mu diye sorsam  ne cevap alırım diye  şünüyor,  kalemime laf yetiştirmeye çalışıyorum.
Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde Anadolu’ya geçmese;   tarihi direnişi başlatmasa, Anadolu coğrafyasında yaşan bizlerin hali şimdi nice olurdu  diye hiç  dündük mü?
İçimden bir ses düşünseydik bu günleri yaşamaz, konuşyor olmazdık diyor.
Neyse ki umudumuz kökünden kurumadı.

Aksine, 1 Nisan’da  yeniden yeşerdi, filizlendi.
Neyi mi kastediyorum?
Haberiniz yok mu?
Ankara spor salonunada 1 Nisan Pazar günü bir şölen, bir düğün vardı.  Türkiye’nin 7 bölgesinden, 81 İl’inden akın akın gelen İYİ Partililer, salonu doldurdu, meydanlara sığmadı!
Bu haber iyi haber!
Bu görüntü, şafağın yakın oldğunun müjdecisi.
Belli ki zifiri karanlık sona ermek üzere.
Güneş kuşluğa yürüyor.
Heyecanlanmışım, oturduğum koltuktan ayağa kalktım.
Gayriihtiyari omuzlarım dikleşti.
Gözlerim parladı,  yüzüm aydınlandı; daha  önce, bir lider çıksa; 81 ilden onbinlerce insanı Ankara’da toplasa, Cumhuriyete sahim çıksa diye içimden geçirmiştim.
İşte o  hayalim gerçekleşti.
şüncem  vücut buldu!
 Atatürk’ün İlelebet yaşayacak dediği ,Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkan her yaştan insan Ankara Spor Salonunu doldurdu.
Onbinlerce cumhuriyet çocuğu, ellerinde bayrak ve filamalarla, salonda; sığmayanlar dalga dalga meydanda.
İyi Parti Lideri  bir kadın, iyi bir eş, bir  ana, aynı zamanda  babaanne! 
Kurultay salonunda, babaanne torun birlikte yürüyor,  bazen kucakta,  bazen elele.
Karakalem çizdiğibm bu resim, Türk milletinin özlediği, beklediği resim.
Hani kahkaka atması kınanan, hani hamileyken soka çıkması ayıplanan, toplu taşıma araçlarında haremlik selamlık olması özlenen- istenen,  kadın varya: işte o kadın İyi Partinin Genel Başkanı ve 2019 yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına aday.
Türkiye, ilk kadın Başbakanı Tansu Çiller’le yaşadı!
İlk kadın Cumhurbaşkanı da Meral Akşener olsun istemez misiniz?

Yakışmaz mı?
Yakışmaz olur mu? Cahiliye  dönemine  Türkiye’den kalkan  Trene makas değiştirir! Kadını küçümseyen, yoksayan dil törpülenir.
İnsanlık ayağa kalkar, cumhuriyet muhasır medeniyete doğru hızla yol alır.
Söylenecek yazılacak daha çok şey var elbette…
 Lakin patates tarlasındaki  yumrulara dadanan köstebeklerin karanlığına inip, papuçlarımı çamur etmek istemem.
Cumhuriyetin 1 Nisan’daki  Dirilişini görmeyen, yok sayan; görülmesini istemeyen:  yazılı ve görsel basına ,bir çift sözü var!
İki parmağınızı göz kapağı üzerine koyarsanız alemi görmezsiniz, siz alemi görmeyince; alem yok mu olacak? Görsenizde, görmeseniz de; yayınlasanızda yayınlamasınızda; Ankara bir şölen yaşadı. Milletin umudu yeşerdi. Bilirsiniz korkunun  ecele hiç  faydası olmaz…